<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Ajans Objektif</title>
        <link>https://www.ajansobjektif.com.tr</link>
        <description>Türkiye ve dünyadan en güncel haberler, son dakika gelişmeler, siyasi ve ekonomik düşünceler yayınlayan haber sitesi.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Çocuklarda göz kuruluğu şikayeti artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/cocuklarda-goz-kurulugu-sikayeti-artiyor-19175</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/cocuklarda-goz-kurulugu-sikayeti-artiyor-19175</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla ulusal kongre kapsamında  eskiden ileri yaş dönemin problemiyken şimdi küçük çocuklarda göz kuruluğuyla ilgili şikayetlerin fazlalaştığını belirtti. Ekran kullanım süresinin uzamasının göz kuruluğu ve şaşılık risklerini artırdığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla ulusal kongre kapsamında eskiden ileri yaş dönemin problemiyken şimdi küçük çocuklarda göz kuruluğuyla ilgili şikayetlerin fazlalaştığını belirtti. Ekran kullanım süresinin uzamasının göz kuruluğu ve şaşılık risklerini artırdığını söyledi.</p>

<p><strong>ANTALYA (İGFA) -&nbsp; </strong>Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği’nin 58. Ulusal Kongresi 20-24 Kasım 2024 tarihleri arasında Antalya’da düzenlendi. .</p>

<p>Türk Oftalmoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla, eskiden ileri yaş dönemin problemiyken şimdi küçük çocuklarda göz kuruluğuyla ilgili şikayetlerin fazlalaştığını belirterek, ekran kullanım süresinin uzamasının göz kuruluğu ve şaşılık risklerini artırdığını söyledi.</p>

<p>Atilla,&nbsp; akıllı telefonların, tabletlerin, bilgisayarların herkesin hayatına girdiğini, artık bundan çıkmanın da imkansız olduğunu belirtti. Ekran kullanım yaşının da giderek küçüldüğünü dile getiren Atilla, "Okullarda ödev hazırlamak, ders takibi yapmak için de tabletler kullanılmaya başlandı. Engellenmesi mümkün olmayan bir aşamadayız. Bazı aileler çocuklarının yemek yemesi için de eline telefon, tablet veriyor. Böyle olunca ekran kullanım yaşı da düşüyor." diye konuştu.</p>

<p><strong>GÖZ KURULUĞUNUN TOPLUMDA GÖRÜLME SIKLIĞI GİDEREK ARTIYOR</strong></p>

<p>Atilla, hastalıkların görülme sıklığını çocukluk ve erişkin dönemi olarak ikiye ayırdıklarını vurgulayarak, "Çocukluk döneminde ekrana yakından bakmak, özellikle gece ışıklar kapalıyken tablet ve telefon seyretmek miyobu artırıyor. Ekrana yakın çalışma gözde net görüntüyü bozduğu için miyop vakalarında artışa sebep oluyor" dedi. "Çocuklarda uzun süre yakına bakmak özellikle altta yatan gözlük ihtiyacı var ve düzeltilmemişse gözde kaymayı yani şaşılığı tetikleyebiliyor" diyen Atilla, "Kovid-19 döneminde kullanımı artan, vakit geçirmek için fazlaca kullanılan tablet ve telefonlar çevrim içi dersler gözde içe kaymalarda artışa neden oldu. Çocuklarda erken yaşta göz kuruluğunu fazlaca görmeye başladık. Kuru göz hastalığının tüm toplumda görülme sıklığı giderek artıyor. Bunun da en önemli sebebi ışıklı yüzeye baktığımız yanlış tablet, telefon ve bilgisayar kullanımı" diye konuştu.</p>

<p>Atilla, uzun süre veya yakından ekrana bakmanın göz şaşılığı vakalarının da artmasına neden olduğunu aktardı.</p>

<p>Tablet veya telefonlardan bir şey okurken dikkati dağıtmamak için az göz kırpıldığına işaret eden Atilla, sık sık göz kırpmamamın gözyaşı dağılımını bozduğunu bildirdi. Atilla, ekrana uygun mesafeden bakılmasını önerdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Nov 2024 10:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/cocuklarda-goz-kurulugu-sikayeti-artiyor-1732518634.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş gelişim bozukluklarının nedenleri...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dis-gelisim-bozukluklarinin-nedenleri-19114</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dis-gelisim-bozukluklarinin-nedenleri-19114</guid>
                <description><![CDATA[Diş gelişim bozuklukları, dişlerin normal büyüme ve gelişim sürecinde ortaya çıkan sayı, durum, biçim, boyut ve doku anormallikleridir.  Doç. Dr. Müge Bulut diş gelişim bozukluklarının nedenlerine ve erken tedavisinin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş gelişim bozuklukları, dişlerin normal büyüme ve gelişim sürecinde ortaya çıkan sayı, durum, biçim, boyut ve doku anormallikleridir. Doç. Dr. Müge Bulut diş gelişim bozukluklarının nedenlerine ve erken tedavisinin önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Güzel ve sağlıklı bir gülüş, özgüvenin ve genel sağlığın önemli bir parçasıdır. Ancak, bazı bireyler için bu hedefe ulaşmak diş gelişim bozuklukları nedeniyle zor olabilmektedir.</p>

<p>Çocukların büyüme döneminde meydana gelen bu sorunlar, zamanında fark edilip tedavi edilmediğinde uzun vadede ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Bu nedenle, diş gelişim bozukluklarının erken teşhisi ve tedavisi, hem estetik hem de fonksiyonel açıdan büyük önem taşır.</p>

<p>Konuyla ilgili nedenleri ve erken tedavinin önemine dikkati çeken Doç. Dr. Müge Bulut, diş gelişim bozukluklarının tespiti, düzenli diş hekimi kontrolleri ile mümkün olduğunu söyledi.</p>

<p>"Özellikle çocukluk döneminde yapılan bu kontroller, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek sorunları önlemek adına büyük önem taşır" diyen Doç. Dr. Bulut, "Erken teşhis edilen diş bozuklukları, genellikle ortodontik tedaviler, protez uygulamaları ya da cerrahi müdahalelerle düzeltilebilir. Her bireyin ihtiyacına göre planlanan bu tedaviler, hem estetik kaygıları gidermeye hem de ağız sağlığını korumaya yönelik olarak uygulanır.&nbsp;Diş gelişim bozuklukları, sadece estetik bir sorun olarak görülmemelidir. Ağız sağlığı, genel sağlıkla doğrudan ilişkilidir ve dişlerdeki sorunlar, zamanla diğer sağlık problemlerine de yol açabilir. Bu nedenle, çocukların diş gelişimi dikkatle izlenmeli ve gerektiğinde erken müdahale edilmelidir. Diş hekimleri tarafından önerilen düzenli kontroller, çocukların sağlıklı bir diş yapısına sahip olmasını sağlamanın en etkili yoludur" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 09:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/dis-gelisim-bozukluklarinin-nedenleri-1732170262.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp sağlığını korumak için kuruyemiş yiyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kalp-sagligini-korumak-icin-kuruyemis-yiyin-19094</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kalp-sagligini-korumak-icin-kuruyemis-yiyin-19094</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde kuru meyve ve kabuklu meyvelerin en üst istişare platformu Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi (International Nut and Dried Fruit Council-INC), kuruyemişlerin kardiyovasküler sağlığa faydalarıyla ilgili yeni bir araştırma yayımladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kuru meyve ve kabuklu meyvelerin en üst istişare platformu Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi (International Nut and Dried Fruit Council-INC), kuruyemişlerin kardiyovasküler sağlığa faydalarıyla ilgili yeni bir araştırma yayımladı.</p>

<p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>Araştırma, kuruyemiş tüketiminin, farklı sağlık durumlarına sahip yetişkinlerde kan lipidleri üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini iyi bir şekilde ortaya koyuyor. Bu bulgular, kardiyovasküler hastalıkların yanı sıra aşırı kilo/obezite, hipertansiyon ve dislipidemi gibi sağlık durumlarının önlenmesi ve tedavisi açısından önemli olabilir.</p>

<p>Badem, Brezilya fıstığı, kaju, fındık, makademya, pekan cevizi, çam fıstığı, antep fıstığı, ceviz ve yer fıstığı gibi çeşitli kuruyemişlerin kan lipid sonuçları üzerindeki etkisini değerlendiren 113 çalışma analiz edildi. Ortalama günlük doz, günde 45,5 gram kuruyemiş olarak belirlendi ve bu doz kuruyemiş tüketmeyen bir grup ile karşılaştırıldı. Bulgular, genel olarak kuruyemiş tüketiminin toplam kolesterol ve LDL (kötü) kolesterolde, trigliseritler ve apolipoprotein B'de ise orta düzeyde düşüşler sağladığını gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar kuruyemiş tüketiminin yetişkinlerde kan lipidlerini olumlu yönde etkileyerek kardiyovasküler riskin azaltılmasına katkı sağladığını açıkladı.</p>

<p>İspanya’daki Rovira i Virgili Üniversitesi'nden Prof. Jordi Salas-Salvadó, “Son çalışmalar, kuruyemişlerin kardiyovasküler sağlık üzerindeki faydalarına dair güçlü kanıtlar olduğunu ortaya koydu.” şeklinde yorum yaptı.</p>

<p>Toronto Metropolitan Üniversitesi'nden Dr. Stephanie Nishi ise şunları ekledi: “Bu bulgu, kuruyemişlerin sağlık açısından güçlü bir besin kaynağı olduğunu vurguluyor. Kuruyemişler, vitaminler, mineraller, lif ve sağlıklı yağların güçlü bir kombinasyonunu sunarak sağlıklı bir diyetin parçası olarak taşınabilir, doyurucu ve pratik bir atıştırmalık ya da ara öğün oluşturuyor.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/11/19/1731997298-1489128949-mixed-dried-fruits-1732010699-73-x750.jpeg" style="height:1125px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 09:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/kalp-sagligini-korumak-icin-kuruyemis-yiyin-1732084835.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklığı güçlendiriyor ancak... C vitamininin fazlası böbrek taşına neden oluyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bagisikligi-guclendiriyor-ancak-c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasina-neden-oluyor-19090</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bagisikligi-guclendiriyor-ancak-c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasina-neden-oluyor-19090</guid>
                <description><![CDATA[Genellikle C vitamini açısından yüksek olan ve bağışıklığı destekleyen 'Atom' tabirli meyve sularında portakal, nar, kivi, limon, greyfurt gibi meyveler bulunduğunu belirten uzmanlar, antioksidan etki gösteren A, C, E vitaminlerinin yanı sıra potasyum, folik asit gibi besin ögeleri içerdiğini kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle C vitamini açısından yüksek olan ve bağışıklığı destekleyen 'Atom' tabirli meyve sularında portakal, nar, kivi, limon, greyfurt gibi meyveler bulunduğunu belirten uzmanlar, antioksidan etki gösteren A, C, E vitaminlerinin yanı sıra potasyum, folik asit gibi besin ögeleri içerdiğini kaydetti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, bağışıklık sistemini desteklemek için kış aylarında sıkça tercih edilen “atom meyve suları” hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Hatunoğlu, kış aylarında, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve hastalıklara karşı korunmak amacıyla C vitamininden zengin meyve sularının daha fazla tercih edildiğini dile getirdi.</p>

<p>Bir kupa atom meyve suyunun günlük C vitamini gereksinmenin en az yüzde 70’ini karşılayabildiğini kaydeden Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, aşırı tüketimi durumunda karşılaşılabilecek potansiyel sağlık risklerine de değinerek, kan şekerini yükseltebileceğini ve insülin direnci riskini arttırarak uzun vadede tip 2 diyabet riskini de etkileyebileceğini, aşırı C vitamini alımının oksalat maddesinin vücutta birikmesine ve böbrek taşı oluşumuna neden olabileceğini anlattı.</p>

<p><strong>TAZE SIKILMIŞ MEYVE SULARI KISA SÜREDE TÜKETİLMELİ</strong></p>

<p>Hazır meyve sularında C vitamininin genellikle daha düşük miktarlarda olduğunu, çünkü işleme sırasında bazı vitaminler kaybolabildiğini kaydeden Hatunoğlu, “Ayrıca hazır meyve suları ekstra şeker ve katkı maddeleri de içerebilir. Taze sıkılmış meyve sularını ise C vitamini kayıplarını önlemek amacıyla çok bekletmeden kısa sürede tüketmek önemlidir.” dedi.</p>

<p><strong>FAYDALARININ YANINDA RİSKLER DE BULUNUYOR</strong></p>

<p>Atom meyve sularının aşırı tüketimi durumunda karşılaşılabilecek potansiyel sağlık risklerine de değinen Beslenme Uzmanı Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Meyve suları, yüksek miktarda doğal bir şeker olan fruktozu içerir ve fruktoz basit bir şeker olduğu için hızla kana karışarak kan şekerini yükseltebilir. Bu durum, insülin direnci riskini arttırarak uzun vadede tip 2 diyabet riskini de etkileyebilir. Aşırı enerji ve şeker alımı, ağırlık kazanımına neden olabilir. Meyve sularında yüksek miktarda fruktoz bulunduğu için yüksek miktarda tüketimi karaciğer yağlanmasına neden olabilir. Meyve sularında, meyvenin kendisine kıyasla posa içeriği düşüktür. Posanın ise kabızlığı önlemede ve kan şekeri kontrolünü sağlamada önemli işlevleri mevcuttur.” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 09:40:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/bagisikligi-guclendiriyor-ancak-c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasina-neden-oluyor-1732084815.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KOAH’nın ihmale gelmez 3 belirtisi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/koahnin-ihmale-gelmez-3-belirtisi-19089</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/koahnin-ihmale-gelmez-3-belirtisi-19089</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde her 10 kişiden birini etkileyen ve her yıl yaklaşık 3 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden olan KOAH son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, 20 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, KOAH hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her 10 kişiden birini etkileyen ve her yıl yaklaşık 3 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden olan KOAH son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim, 20 Kasım Dünya KOAH Günü kapsamında yaptığı açıklamada, KOAH hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>KOAH oluşumuna neden olan en önemli risk faktörü tütün ve tütün ürünleridir. KOAH hastalarının yaklaşık yüzde 80’i sigara içen kişilerdir. Sigara, nargile, puro, pipo gibi ürünler KOAH gelişimine neden olmaktadır. Son yıllarda özellikle gençler arasında kullanımı hızla yaygınlaşan elektronik sigarada çok ciddi bir diğer tehlikedir Gebelikte sigara içilmesi ise anne karnındaki bebek için de doğrudan risk oluşturmaktadır. Sigara içen annelerde erken doğum, bebeklerde düşük doğum ağırlığı daha sıktır, ayrıca akciğer gelişimi olumsuz etkilenir ve akciğer enfeksiyonları daha sık görülür. Bu bebeklerin ileri yaşlarda beklenen akciğer fonksiyonlarına ulaşmaları zorlaşmaktadır.&nbsp;</p>

<p><strong>Pasif içicilik de çok ciddi risk oluşturuyor!</strong></p>

<p>Sigara yalnızca içeni değil aynı ortamda bulunan diğer insanları da riske atmaktadır. Sigara dumanı, zararlı gaz ve parçacıklar hava yollarında (bronşlarda) daralma, akciğer dokusunda harabiyet ve hava keseklerinde (alveollerde) genişleme gibi yapısal değişikliklere neden olmaktadır. Sigara içmeyenlerin, sigara içilen ortamdaki dumana maruz kalması ‘pasif sigara dumanı maruziyeti’ olarak tanımlanır. Pasif sigara dumanı maruziyeti olan kişilerde KOAH gelişme riski artmaktadır. Bu nedenle tütün ve tütün ürünleri içilen ortamlardan uzak durmak son derece önemlidir.&nbsp;</p>

<p><strong>Duman, gaz ve toza maruz kalmak KOAH nedeni!</strong></p>

<p>İç ortamdaki hava kirliliği KOAH için önemli bir risk faktörüdür. Evlerde ısınma ve pişirme amacıyla kullanılan odun, kömür ve çalı, çırpı, bitki sapları, hayvan gübresi, tezek gibi organik yakıtlardan (biomass) çıkan duman ve zararlı parçacıklar, sigara içmeyenlerde görülen KOAH’dan büyük oranda sorumludur. Özellikle düşük gelir düzeyine sahip toplumlarda biomass kullanımı çok yaygındır. Dünya genelinde yaklaşık 3 milyar kişi evinde biomass ve kömür kullanmaktadır. Maden işçiliği, metal işçiliği, odun/kâğıt üretimi, çimento, tahıl, tekstil işçiliği KOAH riskinin arttığı meslekler arasındadır. Bu kişiler sigara içmedikleri halde KOAH riski taşımaktadır. Ayrıca yapılan araştırmalarda; hava kirliğinin arttığı dönemlerde KOAH hastalarında akut alevlenme ve ölüm oranlarının da arttığı gösterilmiştir.&nbsp;</p>

<p><strong>Bu belirtilerle kendini gösteriyor!</strong></p>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tülin Sevim “KOAH hastalarında en sık görülen belirtiler; nefes darlığı, öksürük ve balgamdır. Şikayetler sinsi bir şekilde başlar ve giderek şiddetlenir. Nefes darlığı; hastalığın erken dönemlerinde sadece efor sırasında ortaya çıkmakta iken, hastalık ilerledikçe hastalar konuşurken bile nefes almakta zorlanmaya başlar, sık sık nefes darlığı atakları nedeniyle hastaneye yatmak zorunda kalırlar. Sigara içen bir kişide özellikle öksürük, balgam şikayeti varsa, nefes almakta zorlanıyorsa KOAH’dan şüphelenilmelidir” diyor. KOAH tanısında hastanın şikayetleri, risk faktörlerinin varlığı ve fizik muayene bulgularının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Sevim, kesin tanı için ‘Solunum Fonksiyon Testi’ ve ‘Nefes Ölçüm Testi’ yapılması gerektiğini, bu testlerin hava yollarındaki daralmayı gösterdiğini söylüyor.&nbsp;</p>

<p><img height="945" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/11/19/1731995838-do-dr-t-lin-sevim-1732022229-449-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>Tedavide bu kurallara uyulması şart!</strong></p>

<p>KOAH ilerleyici ve kalıcı bir hastalık olsa da, son yıllarda teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi ile KOAH hastalarının şikayetleri, akut atak sıklığı ve ağırlığı azalır, hastanın yaşam kalitesi artar. Doç. Dr. Tülin Sevim “Tedavide en önemli adım, sigara, tütün ürünleri ya da elektronik sigaranın bırakılmasıdır. Ayrıca hastalar sigara içilen ortamlarda bulunmamalı, hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde sokağa çıkılmamalıdır. Akciğer enfeksiyonlarından korunmak için grip ve zatürre (pnömoni) aşıları düzenli olarak yapılmalıdır. KOAH’da solunum yollarını genişletmek ve hastanın şikayetlerini azaltmak için belli cihazların yardımıyla solunum yoluyla uygulanan nefes açıcı ilaçların doğru ve düzenli kullanılması çok önemlidir. İlaçlar dışında hastalığın ilerleyen dönemlerinde evde sürekli oksijen veya solunum cihazlarının kullanılması da gerekebilir. Bunların dışında, hastaların doktorlarının önerdiği şekilde düzenli egzersiz yapması, sağlıklı beslenmesi, akciğer rehabilitasyon programlarına katılması tedavinin önemli bir parçasıdır” diyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 09:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/koahnin-ihmale-gelmez-3-belirtisi-1732084800.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanserinin birincil nedeni ‘SİGARA’</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/akciger-kanserinin-birincil-nedeni-sigara-19087</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/akciger-kanserinin-birincil-nedeni-sigara-19087</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Akciğer Kanseri Farkındalık Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Nev Sağlık Grubu Göğüs Cerrahisi Bölümünden Doç. Dr. Serhat Yalçınkaya, “Akciğer kanserinin ana nedeni sigara” uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Akciğer Kanseri Farkındalık Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Nev Sağlık Grubu Göğüs Cerrahisi Bölümünden Doç. Dr. Serhat Yalçınkaya, “Akciğer kanserinin ana nedeni sigara” uyarısında bulundu.</p><p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Akciğer&nbsp;kanserinin tüm dünyada en yaygın ve ölümcül kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr.&nbsp;Serhat Yalçınkaya, Dünya Akciğer Kanseri Farkındalık Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>&nbsp;</b>Dr. Yalçınkaya, “Sigara ve akciğer kanseri arasındaki ilişki, dünya çapındaki epidemiyolojik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Akciğer kanserlerinin yüzde 80-90’ı sigara içenlerde ortaya çıkmaktadır. Sigara içenlerde akciğer kanseri gelişim riski, hiç sigara içmemiş kişilere göre 10-65 kat artmaktadır. Pasif sigara içicilerinde ise normal popülasyona göre bu riskin yüzde 20 arttığı bilinmektedir” dedi.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>“Sigara, akciğer kanserinin en önemli ve en yaygın nedenlerinden biridir”</b></p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>&nbsp;</b>“Kanser, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve her yıl milyonlarca yeni vaka ile karşı karşıya kalınan bir hastalıktır” diyen Doç. Dr.&nbsp;Serhat Yalçınkaya, “2020 yılında Türkiye'nin nüfusu 84.339.067 olarak kaydedilmişken, yıllık yeni kanser vaka sayısı 233.834 ve kansere bağlı yaşam kaybı sayısı 126.335 olarak bildirilmiştir. 2018 yılına kıyasla artış göstermektedir. Türkiye nüfusu 81.916.866 iken, yeni vaka sayısı 210.537 ve kansere bağlı yaşam kaybı sayısı 116.710 olarak kaydedilmiştir” ifadelerinde bulundu.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>&nbsp;</b>Doç. Dr.&nbsp;Serhat Yalçınkaya, “Dünyada tütün ürünü kullanan kişi sayısının en çok olduğu ülke Çin’dir. Bu ülkeyi Hindistan, Endonezya, Rusya ve ABD izlemektedir.<b> </b>Türkiye dünyada en çok tütün kullanan ülkeler arasında onuncu sırada yer almaktadır. Dünya genelinde yetişkin yaş grubunda erkeklerin yaklaşık yarısı, kadınların da altıda biri sigara içmektedir. Sigaranın akciğer kanseri gelişimindeki kesin rolü, 1960’lardan itibaren açık bir şekilde ortaya konmuştur.<b> </b>Sigara, akciğer kanserinin yüzde 90’ından sorumludur, ancak her sigara içen kişide akciğer kanseri gelişmemektedir. Yapılan çalışmalar, çevresel faktörlerin yanı sıra, genetik faktörlerin de kansere duyarlılıkta önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. 05 aileden 973 kişide yapılan bir araştırmada sigara içme alışkanlığı ile kromozom 5q üzerindeki bir lokus arasında yakın ilişki saptanmıştır” dedi.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/11/19/serhat-yalcinkaya-1732025657-349-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>&nbsp;“Akciğer kanserinin primer nedeni sigara içiciliğidir”</b></p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>&nbsp;</b>Doç. Dr.&nbsp;Serhat Yalçınkaya, “Sigara dumanına maruz kalan dokularda çeşitli morfolojik değişiklikler oluşmaya başlar. Sonra bu değişiklikler geri dönüşü olmayan bir hal alır ve kanser gelişimi başlamış olur. İşte bu aradaki değişimi genetik özellikler etkiler. Akciğer kanserinin primer nedeni sigara içiciliğidir. Sigara dumanındaki major karsinojenler; polisiklik hidrokarbonlar, aromatik aminler, nitrozaminler, piridin alkaloidler ve radyoaktif bileşenlerdir. Bunların içinde nitrozamin 4 (metilnitrozamin)-1-(3 piridil)-1-butanon (NNK)<b> </b>en potent ve mutajen karsinojendir ve nikotinin nitrozasyonundan oluşur” dedi.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;"><b>“Erken tanı ve tedaviyle 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 50 civarındadır”</b></p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;">Tedavi şeklini anlatan Yalçınkaya, “Öncelikli tedaviler kemoterapi, radyoterapi ve cerrahidir. Diğer tedaviler ise terapi, İmmünoterapi/akıllı ilaç gen tedavisi sayılabilir” dedi.</p>

<p class="CxSpMiddle" style="text-align: justify;">Yalçınkaya, “Akciğer kanserinin tedavisi, hastalığı her zaman tam olarak ortadan kaldıramaz. Tedavinin ne kadar başarılı olacağı kanserin tipine ve evresine bağlıdır. Erken tanı ve tedaviyle 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 50 civarındadır. Dolayısıyla sizin için şu anda hiçbir şey, sigarayı hemen bırakmanızdan daha önemli ve öncelikli değil” şeklinde uyarıda bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 09:39:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/akciger-kanserinin-birincil-nedeni-sigara-1732084790.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kuruyemişlerle ilgili yeni araştırma yayımlandı... Kanıtlar güçlendi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kuruyemislerle-ilgili-yeni-arastirma-yayimlandi-kanitlar-guclendi-19085</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kuruyemislerle-ilgili-yeni-arastirma-yayimlandi-kanitlar-guclendi-19085</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde kuru meyve ve kabuklu meyvelerin en üst istişare platformu Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi (International Nut and Dried Fruit Council-INC), kuruyemişlerin kardiyovasküler sağlığa faydalarıyla ilgili yeni bir araştırma yayımladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kuru meyve ve kabuklu meyvelerin en üst istişare platformu Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Kongresi (International Nut and Dried Fruit Council-INC), kuruyemişlerin kardiyovasküler sağlığa faydalarıyla ilgili yeni bir araştırma yayımladı.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>Kuruyemişlerin Kardiyovasküler riski azaltabileceğine dair kanıtlar güçleniyor.</p>

<p>Araştırma, kuruyemiş tüketiminin, farklı sağlık durumlarına sahip yetişkinlerde kan lipidleri üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini iyi bir şekilde ortaya koydu.</p>

<p>Badem, Brezilya fıstığı, kaju, fındık, makademya, pekan cevizi, çam fıstığı, antep fıstığı, ceviz ve yer fıstığı gibi çeşitli kuruyemişlerin kan lipid sonuçları üzerindeki etkisini değerlendiren 113 çalışma analiz edildi.</p>

<p>Ortalama günlük doz, günde 45,5 gram kuruyemiş olarak belirlendi ve bu doz kuruyemiş tüketmeyen bir grup ile karşılaştırıldı. Bulgular, genel olarak kuruyemiş tüketiminin toplam kolesterol ve LDL (kötü) kolesterolde, trigliseritler ve apolipoprotein B'de ise orta düzeyde düşüşler sağladığını gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar kuruyemiş tüketiminin yetişkinlerde kan lipidlerini olumlu yönde etkileyerek kardiyovasküler riskin azaltılmasına katkı sağladığını açıkladı.</p>

<p>İspanya’daki Rovira i Virgili Üniversitesi'nden Prof. Jordi Salas-Salvadó, “Son çalışmalar, kuruyemişlerin kardiyovasküler sağlık üzerindeki faydalarına dair güçlü kanıtlar olduğunu ortaya koydu.” şeklinde yorum yaptı.</p>

<p>Toronto Metropolitan Üniversitesi'nden Dr. Stephanie Nishi,&nbsp;&nbsp;“Bu bulgu, kuruyemişlerin sağlık açısından güçlü bir besin kaynağı olduğunu vurguluyor. Kuruyemişler, vitaminler, mineraller, lif ve sağlıklı yağların güçlü bir kombinasyonunu sunarak sağlıklı bir diyetin parçası olarak taşınabilir, doyurucu ve pratik bir atıştırmalık ya da ara öğün oluşturuyor.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 09:39:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/kuruyemislerle-ilgili-yeni-arastirma-yayimlandi-kanitlar-guclendi-1732084782.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TMS yöntemi bu 7 sağlık sorununa iyi geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/tms-yontemi-bu-7-saglik-sorununa-iyi-geliyor-19072</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/tms-yontemi-bu-7-saglik-sorununa-iyi-geliyor-19072</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda son yüzyılda Alzheimer, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete bozuklukları, inme ve sigara ile madde bağımlılığı giderek artıyor. Göz ardı edildiğinde yaşamı olumsuz etkileyen bu sorunlar günümüzde tıbbi ve teknolojik olanakların artması ile tedavi edilebiliyor. Transkraniyal Manyetik Stimülasyon yani kısa adı TMS olan tedavi, dirençli major depresif bozuklukta da (MDD) etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, TMS tedavisi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda son yüzyılda Alzheimer, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete bozuklukları, inme ve sigara ile madde bağımlılığı giderek artıyor. Göz ardı edildiğinde yaşamı olumsuz etkileyen bu sorunlar günümüzde tıbbi ve teknolojik olanakların artması ile tedavi edilebiliyor. Transkraniyal Manyetik Stimülasyon yani kısa adı TMS olan tedavi, dirençli major depresif bozuklukta da (MDD) etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, TMS tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Toplumda son yüzyılda Alzheimer, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete bozuklukları, inme ve sigara ile madde bağımlılığı giderek artıyor. Göz ardı edildiğinde yaşamı olumsuz etkileyen bu sorunlar günümüzde tıbbi ve teknolojik olanakların artması ile tedavi edilebiliyor. Transkraniyal Manyetik Stimülasyon yani kısa adı TMS olan tedavi, dirençli major depresif bozuklukta da (MDD) etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, TMS tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>İLAÇ TEDAVİSİNE ALTERNATİF OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) uygulamaları son yıllarda pek çok rahatsızlığın tedavisinde kullanılan önemli tıbbi seçeneklerden biri olarak kabul edilmektedir. Nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan TMS yöntemi ile beynin elektriksel aktivitesinde düzenlemeler yapılmakta, hastalıklar için ilaç tedavileri ve rehabilitasyon uygulamalarına destek olunmaktadır. TMS, bazı durumlarda ilaç tedavisinin alternatifi olan bir tedavi seçeneğidir. TMS, beyindeki nöral aktiviteyi değiştirmek için manyetik alanları kullanmakta, beyindeki nöral aktiviteyi artırarak depresyon semptomlarının azalmasına yardımcı olmaktadır.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/11/18/1731909750-prof-dr-nergiz-h-seyino-lu-1731938412-712-x750.jpeg" style="height:1098px; width:750px" /></p>

<p><strong>MANYETİK ALAN SAYESİNDE BEYİN UYARILIYOR</strong></p>

<p>TMS yönteminde kafa derisinin yanında konumlandırılan bir bobin aracılığı ile kısa ve hızla değişen yüksek yoğunluklu bir elektrik akımıyla oluşturulan manyetik alan sayesinde beyin uyarılmaktadır. İşlemin beyin ve sinir sistemi üzerinde herhangi bir olumsuz bir etkisi bulunmamaktadır. Bu uyarı, sinir ağında nörofizyolojik ve davranışsal etkiler meydana getirmektedir. TMS’de kullanılan manyetik darbeler ağrısız bir şekilde kafatasından geçerek, beynin farklı bölümleri arasındaki iletişimi sağlayan sinir hücrelerine ulaşmakta ve beynin kendini tamir sürecine katkıda bulunmaktadır.</p>

<p>Hangi sorunların tedavisinde kullanılıyor?</p>

<p><strong>DEPRESYON:</strong> Zihinsel ve duygusal sağlığı etkileyen ciddi bir hastalıktır. TMS’nin depresyon tedavisindeki etkinliği birçok klinik çalışma ile desteklenmektedir. Ancak, her bireyin yanıtı farklı olabilmekte ve TMS tedavisi düşünen hastaların bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. TMS, tedaviye dirençli depresyonun tedavisinde etkili bir seçenek olarak ortaya çıkmış bir tedavi yöntemidir. Beyin üzerinde manyetik alanlar kullanarak nöral aktiviteyi değiştirilmekte ve depresyon semptomlarının azalmasına yardımcı olunmaktadır.</p>

<p><strong>MİGREN: </strong>TMS, migren tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Migren, tekrarlayan baş ağrılarına neden olan bir nörolojik bozukluktur. TMS, migren semptomlarını azaltmakta ve atakları önlemektedir. TMS’nin migren tedavisindeki etkisi ve etki mekanizmaları tam olarak anlaşılmamış olsa da, yapılan araştırmalar olumlu sonuçlar göstermektedir. Özellikle, migren atağı sırasında veya aura oluşumu öncesinde uygulanan TMS’nin etkili olabileceği düşünülmektedir. Beyine manyetik alanlar göndererek nöral aktivite etkilenebilir ve migren semptomlarının azalması sağlanabilir. Ancak, TMS tedavisi düşünen hastaların uzman bir sağlık ekibi tarafından yönlendirilmesi ve tedavinin potansiyel yararları ile riskleri hakkında detaylı bilgilendirme yapılması önemlidir.</p>

<p><strong>PARKİNSON: </strong>TMS, Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Parkinson hastalığı, hareket kontrolünde sorunlara neden olan bir nörolojik bozukluktur. TMS, Parkinson hastalarında motor semptomları hafifletmeye yardımcı olabilir. Parkinson hastalığındaki motor semptomların bir kısmı, bazal gangliyonlar ve motor korteks arasındaki iletişimde meydana gelen bazı bozukluklardan kaynaklanır. TMS, beyindeki nöral ağları etkileyerek bu iletişimi düzenlemeye ve motor semptomları hafifletmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak, TMS'nin Parkinson hastalığının tedavisindeki etkinliği halen araştırılmaktadır. Her bireyin bu tedaviye yanıtı farklı olabilmektedir. Bu nedenle TMS tedavisi düşünen Parkinson hastalarının bir uzman tarafından değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>NÖROPATİK AĞRI</strong>: Nöropatik ağrı, sinir sistemindeki hasar veya bozukluklardan kaynaklanan kronik ağrıdır. TMS, nöropatik ağrıyı azaltmak için girişimsel olmayan bir tedavi seçeneği olarak araştırılmıştır. TMS, nöropatik ağrının algılandığı beyin bölgelerini hedefleyerek ağrıyı azaltabilmektedir. Nöropatik ağrı, sinir sistemindeki anormalliklerden kaynaklandığı için, TMS’nin beyindeki nöral ağları etkileyerek bu anormallikleri düzeltebileceği düşünülmektedir. TMS ayrıca, ağrıyı algılayan ve işleyen beyin bölgelerinin nöral aktivitesini düzenleyerek ağrı şiddetini azaltabilir. Beyindeki nöral ağları etkileyerek ağrıyı azaltılabilir.</p>

<p>Alzheimer hastalığı: TMS’nin Alzheimer hastalığında ilerlemeyi yavaşlattığı ortaya çıkmıştır. TMS, bu hastalarda tek başına uygulanacak bir tedavi değil, ilaç ve diğer tedavileri bütünleyecek bir destek tedavisi olarak düşünülmelidir. Diğer tedavilerde olduğu gibi TMS’nin de ileri evre demansı olan hastalarda faydası olmamaktadır. Bu nedenle TMS tedavisi Alzheimer hastalığının erken ve orta evrelerinde planlanmalıdır.</p>

<p><strong>İNME: </strong>TMS, inme sonrası felçli hastaların rehabilitasyonunda kullanılan bir yöntemdir. İnme, beyin damarlarında tıkanma veya kanama sonucu beyin dokusunun hasar görmesiyle ortaya çıkan nörolojik durumdur. TMS, inme rehabilitasyonunda motor becerilerin yeniden öğrenilmesine ve iyileştirilmesine yardımcı olabilir. İnme sonrası felçli hastalarda, TMS motor kortekse veya motor bölgelere uygulanarak motor fonksiyonları iyileştirmeye yardımcı olabilmektedir. TMS, felçli beyin bölgelerini uyararak nöral plastisiteyi teşvik eder. Nöral plastisite, beyindeki sinir ağlarının yeniden düzenlenmesi ve fonksiyonel değişikliklerin gerçekleşmesi anlamına gelir. Bu sayede, felçli bölgedeki beyin hücreleri, diğer sağlam bölgelerin işlevlerini yerine getirmek üzere yeniden yapılandırılabilir. TMS, motor becerilerin yeniden öğrenilmesine ve iyileştirilmesine yardımcı olabilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>ANKSİYETE BOZUKLUKLARI:</strong> TMS, bazı anksiyete bozukluğu tanısı olan hastalarda da tedaviye belirgin şekilde katkıda bulunmaktadır</p>

<p><strong>SİGARA VE MADDE BAĞIMLILIĞI:</strong> Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi, nikotin bağımlılığı ve diğer madde bağımlılıkları ile ilgili beyin yapılarını, ağlarını hedef alan manyetik darbelerin kullanımını içermektedir. Bağımlı kişinin beynin ödül işleme kısmı dengesiz haldedir. Ortaya çıkan kanıtlar, TMS'nin bağımlılıkla ilgili sinirsel devreleri doğrudan hedefleyebileceğini ve bağımlıların madde ya da sigarayı bırakma sürecinde onlara yardımcı olabileceğini göstermiştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Nov 2024 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/tms-yontemi-bu-7-saglik-sorununa-iyi-geliyor-1731998145.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış gelmeden bağışıklığınızı güçlendirin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kis-gelmeden-bagisikliginizi-guclendirin-19012</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kis-gelmeden-bagisikliginizi-guclendirin-19012</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarında bedenimizin soğuk hava koşullarına karşı direncini korumak ve bağışıklık sistemimizi desteklemek büyük bir önem taşıyor. Soğuk havaların gelişiyle birlikte, hastalıklara yakalanma riskimizin arttığı bu dönemde doğru beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları sayesinde sağlıklı bir kış geçirmenin mümkün olduğunu ifade edenHerbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmet Tamer, kış aylarında vücudu güçlendirecek beslenme önerilerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında bedenimizin soğuk hava koşullarına karşı direncini korumak ve bağışıklık sistemimizi desteklemek büyük bir önem taşıyor. Soğuk havaların gelişiyle birlikte, hastalıklara yakalanma riskimizin arttığı bu dönemde doğru beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları sayesinde sağlıklı bir kış geçirmenin mümkün olduğunu ifade edenHerbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmet Tamer, kış aylarında vücudu güçlendirecek beslenme önerilerini paylaştı.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Kış aylarına yaklaşırken günler kısalıyor, sıcaklıklar düşüyor. Bu değişiklikler, günlük yaşantımızı olduğu kadar bedenimizi ve zihnimizi de etkileyebiliyor. Gün ışığının azalması, biyolojik saatimizi düzenleyen sirkadiyen ritimleri bozarak uyku düzeninde dalgalanmalara, stres ve kaygı seviyelerinde artışa yol açabiliyor. Ayrıca, günlerin kısalmasıyla birlikte mevsimsel duygudurum bozukluğu da (SAD) daha yaygın hale geliyor.Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmet Tamer, bu soğuk ve karanlık döneme uyum sağlamamıza, zihnimizi ve bedenimizi güçlü tutmamıza yardımcı olacak altın kuralları anlattı.</p>

<p><strong>DÜZENLİ RUTİN OLUŞTURMAK BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR</strong></p>

<p>Kış aylarında bedeni ve zihni sağlıklı tutmanın altı önemli kuralı olduğunu söyleyen Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmet Tamer, şöyle konuştu: “İlk olarak, düzenli bir rutin oluşturmak büyük önem taşıyor. Uyku, yemek ve egzersiz gibi temel alışkanlıkların tutarlı bir şekilde sürdürülmesi, günlerin kısalmasıyla bozulan sirkadiyen ritmi dengelemeye yardımcı olur. Bunların yanı sıra; fiziksel aktiviteyi günlük yaşamınıza dahil etmek, sadece bedensel sağlığınızı değil, ruh halinizi ve bağışıklık sisteminizi de güçlendirir. Bu nedenle mevsime uygun egzersiz türlerini seçerek gün ışığının azalmasının yarattığı enerji düşüşlerini telafi edebilirsiniz. Örneğin kapalı alan egzersizleri veya soğuk hava sporları gibi aktivitelerle formda kalabilirsiniz.”&nbsp;</p>

<p><strong>VİTAMİN AÇISINDAN ZENGİN BESLENMEK SAĞLIKLI KALMADA BÜYÜK ROL OYNUYOR</strong></p>

<p>Beslenmede yapılan bazı değişikliklerin de kışın sağlıklı kalmada büyük bir rol oynadığını belirten Tamer, “Omega-3 yağ asitleri içeren balık, keten tohumu ve ceviz gibi gıdalar, ruh halinizi iyileştirmeye yardımcı olur ve enflamasyonu azaltarak kış hüznüyle mücadelede destek sağlar. Magnezyum açısından zengin kuruyemişler, tohumlar ve yeşil yapraklı sebzeler ise stresle başa çıkmanıza ve uyku kalitenizi artırmanıza yardımcı olur. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için ise C vitamini ve çinko içeren besinler, özellikle turunçgiller, meyveler, baklagiller ve kuruyemişler, sağlığınızı korumada önemli bir rol oynar.Ayrıca, doğal ışık almak ruh halinizi güçlendirirken, güneş ışığının yetersiz olduğu kış aylarında D vitamini takviyeleri de faydalı olabilir.” diye konuştu.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Nov 2024 09:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/kis-gelmeden-bagisikliginizi-guclendirin-1731566454.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet genç yaşta katarakta  neden oluyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diyabet-genc-yasta-katarakta-neden-oluyor-19006</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diyabet-genc-yasta-katarakta-neden-oluyor-19006</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada diyabetin en çok görüldüğü Avrupa ülkesinin Türkiye olduğuna dikkat çekerek diyabetinin varlığından habersiz hastaların görme kaybı yaşama riski olduğunu açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada diyabetin en çok görüldüğü Avrupa ülkesinin Türkiye olduğuna dikkat çekerek diyabetinin varlığından habersiz hastaların görme kaybı yaşama riski olduğunu açıkladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Başkanı Prof. Dr. Nurten Ünlü,&nbsp;‘Dünya Diyabet Günü’ ile ilgili açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Göz açısından sinsi hastalık olan diyabetin görme bozuklukları, erken yaşta katarakt başta olmak üzere birçok rahatsızlığa neden olabildiğini belirterek, göz sağlığı için de sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteyi artırmanın önemli olduğunu bildirdi.</p>

<p>Diyabetin en çok zarar verdiği organlardan birinin göz olup yüzyılın vebası olarak kabul edilen bu hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, diyabet hastalarının gözlerinden şikayeti olmasa bile yılda en az bir kez göz doktoruna gitmeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>KÖR KALMA RİSKİ ÇOK YÜKSEK</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nurten Ünlü,&nbsp;diyabetin basit gelip geçici görme değişikliklerinden, kalıcı görme kaybına kadar geniş bir yelpazede gözlerimizi etkileyeceğini belirti. Diyabetli hastalarda kataraktın daha sık görüldüğünü, onun dışında hastalarda çift görme şikayetleri olabileceğini ifade etti.&nbsp;Ayrıca diyabetik retinopati adı verilen durumun gelişimi sonucu retina kan damarlarında hasarlanma ve anormal yeni kan damarların&nbsp;oluşması ile görme kaybına neden olabildiğini söyledi.</p>

<p>“Diyabet göz açısından sinsi bir hastalık. Erken yaşta katarakt yapıyor. Kontrolsüz diyabette hastanın gözlük dereceleri hızla değişebiliyor. Yüksek miyopiye gidiş olabilir. Hasta üç-dört ayda gözlüğünü değiştirme ihtiyacı duyuyorsa, şekerini kontrol etmek gerekiyor. &nbsp;Diyabetin süresi uzadıkça diyabetik retinopati nedeniyle görme kaybı riski de artar. Diyabete eşlik eden diğer risk faktörleri; yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri, obezite, böbrek hastalığı, kansızlık, uyku apnesi ve gebeliktir. Diyabetik makuler ödemin belirtileri ise bulanık görme, renkleri soluk görme, cisimlerin şekillerini ve boyutlarını farklı görme, görme alanında siyah noktalar, düz çizgileri dalgalı ya da kesik görmedir. Diyabetik hastalarda görme bozukluğu ve körlüğe neden olabilen diyabetik makuler ödem, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde bozar ve hem hastalığın kendisiyle hem de diyabetle başa çıkma olasılığını azaltır. Diyabetik makuler ödem özellikle üretken çağdaki insanlarda görüldüğünden hem bireyin kendisi hem de toplum açısından büyük bir yüke neden olmaktadır.”</p>

<p><strong>ERKEN TANI HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR</strong></p>

<p>Prof. Dr. Nurten Ünlü hem dünyada hem de ülkemizde diyabetli hastaların yaklaşık yüzde 50’sinin tespit edilebildiğini, büyük orandaki diyabet hastalarının göz muayenesi sırasında diyabet hastası&nbsp;olduğunu öğrendiğini sözlerine ekleyerek, “Bu sebeple erken tanı ve erken başlanan tedavi büyük önem taşımaktadır. Erken tanı için diyabet hastalarının düzenli olarak göz muayenesine gitmesi gerekir. Tedaviye erken başlamak görme kaybının gelişimini durdurabilir ya da yavaşlatabilir. Tedavide diyabetle ilişkili metabolik bozuklukların da düzeltilmesi önemlidir. Kan glukoz düzeylerinin, kan basıncının, serum lipidlerinin, kalp ve böbrek fonksiyonlarının mümkün olduğunca normal değerlerde tutulması amaçlanmalıdır. Bunun yanı sıra düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma ve sağlıklı bir kiloda kalma ile pek çok risk faktörü değiştirilebilir” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Nov 2024 09:39:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/diyabet-genc-yasta-katarakta-neden-oluyor-1731566388.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lenfomada erken teşhis umut veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/lenfomada-erken-teshis-umut-veriyor-18966</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/lenfomada-erken-teshis-umut-veriyor-18966</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde en yaygın kan kanseri ve çocuklarda en sık görülen üçüncü kanser türü olan lenfoma, günümüzde yaklaşık bir milyon kişinin yaşamını etkiliyor.Lenfomaya dair en önemli bulgulardan biri, erken teşhis ve genetik tarama.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde en yaygın kan kanseri ve çocuklarda en sık görülen üçüncü kanser türü olan lenfoma, günümüzde yaklaşık bir milyon kişinin yaşamını etkiliyor.Lenfomaya dair en önemli bulgulardan biri, erken teşhis ve genetik tarama.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünya genelinde 1 milyon kişiyi etkileyen lenfomada erken teşhis umut veriyor.</p>

<p>Genetik testlerin lenfoma hastalığının tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını ifade eden Avrupa Tıp Uzmanları Birliği Nadir ve Tanısız Hastalıklar Komitesi Başkanı Prof. Dr. Serdar Ceylaner, “Genetik yatkınlıkların incelenmesiyle lenfoma riskinin önceden belirlenebileceğinin farkında değiliz.” dedi. Lenfoma belirtilerinin genellikle boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde ağrısız şişlik, açıklanamayan kilo kaybı, gece terlemeleri ve sürekli yorgunluk gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade eden Prof.Dr. Serdar Ceylaner,&nbsp; bu belirtilerin, diğer hastalıklarla da karıştırılabileceğinden, lenfoma tanısında biyopsi ve görüntüleme testleri gibi yöntemlerin kritik rol oynadığını söyledi.&nbsp; Prof.Ceylaner, genetik testlerin kullanımının, bu tanının doğrulanmasında ve hastalığın türüne göre spesifik tedavi planlarının oluşturulmasında büyük katkı sağladığını vurguladı.</p>

<p><strong>GENETİK TARAMA İLE LENFOMAYI ÖNCEDEN TESPİT ETMEK MÜMKÜN</strong></p>

<p>“Günümüzde, genetik yatkınlıklar üzerinden hastalıkların önceden tespit edilmesi mümkün hale gelmiştir.” diyen Ceylaner,&nbsp; lenfoma gibi kanser türlerinde, bireylerin genetik profillerinin incelenmesinin, yüksek risk taşıyan kişilerin erken dönemde belirlenmesini ve bu bireylerde koruyucu hekimlik uygulamalarının devreye alınmasını sağladığını kaydetti. Ceylaner, “Ailede lenfoma öyküsü olan bireyler, genetik taramalar sayesinde hastalığa yatkın olup olmadıklarını öğrenebilir ve buna göre yaşam tarzlarını şekillendirebilirler.” dedi.</p>

<p>Lenfoma tedavisinde genetik analizlerin uygulanmasının, kanserin türüne göre en etkili tedavi yöntemlerinin seçilmesini sağladığını belirten Prof. Ceylaner, genetik testlerin sadece lenfoma alt tiplerini belirlemekle kalmayıp, tedavi sürecinde hangi ilaç ve yöntemlerin daha etkili olacağına dair bilgi verdiğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Lenfoma tedavisinde genetik testlerin, tedavi planının kişiselleştirilmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Ceylaner şunları kaydetti:</p>

<p>"Hastanın genetik profili, hangi tedavi yöntemlerinin daha etkili olacağını belirlemeye yardımcı olur. Örneğin, belirli genetik mutasyonlar, bazı tedavilere daha iyi yanıt verirken, diğerlerine direnç gösterebilir. Bu nedenle, genetik bilgiye dayalı tedavi planları, hastanın tedaviye yanıt verme oranını artırır ve yan etkilerin minimize edilmesine olanak tanır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Nov 2024 16:32:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/lenfomada-erken-teshis-umut-veriyor-1731245577.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her dikkat dağınıklığı DEHB değildir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/her-dikkat-daginikligi-dehb-degildir-18933</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/her-dikkat-daginikligi-dehb-degildir-18933</guid>
                <description><![CDATA[Yazar Murat Tunalı, “Çocuklarda ve yetişkinlerde görülen her dikkat eksikliği ve hiperaktivite, nöropsikiyatrik gelişim bozukluğu DEHB anlamına gelmemektedir. Unutkanlık ve dikkat dağınıklığı zihinsel bir kusurdur. Ancak hastalık değildir. Sorunu netleştirmeden ilaçlı tedavi sürecine girilmemeli” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yazar Murat Tunalı,&nbsp;“Çocuklarda ve yetişkinlerde görülen her dikkat eksikliği&nbsp;ve hiperaktivite,&nbsp;nöropsikiyatrik gelişim bozukluğu DEHB anlamına gelmemektedir.&nbsp;Unutkanlık ve dikkat dağınıklığı zihinsel bir kusurdur. Ancak hastalık değildir.&nbsp;Sorunu netleştirmeden ilaçlı tedavi sürecine girilmemeli”&nbsp;dedi.</p>

<p>Hızlı okuma seminerlerinde odaklanma eğitimleri de veren yazar Murat Tunalı, çoğu zaman DEHB gibi görülen bazı rahatsızlıkların altında yatan sebepleri ve çözüm yolları hakkında şu bilgileri verdi:&nbsp;</p>

<p><strong>DEHB DEĞİL GEÇİCİ ALGISAL KÖRLÜK&nbsp;</strong></p>

<p>“Her dikkat&nbsp;eksikliği ve&nbsp;dikkat&nbsp;dağınıklığı DEHB&nbsp;değildir! Yalnızca geçici bir algısal körlüktür.&nbsp;</p>

<p>Günümüzde yaklaşık 5 saatimiz telefon ekranına bakarak geçiyor. Şayet mesaimiz bilgisayar ekranı karşısındaysa ekrana bakarak geçirilen süre yaklaşık 12-13 saate çıkabiliyor.&nbsp;&nbsp;Bunun sonucunda göz ve beyin koordinasyonu ister istemez olumsuz etkilenebiliyor.&nbsp;Sürekli görsel veriye maruz kalan zihin bir zaman sonra seçici olmayı tercih edip algısal körlük yaşamaya başlıyor.&nbsp;</p>

<p>Bunun sonucunda gören ama algılamayan, duyan ama dinleyemeyen, okuyan ancak anlayamayan bir kişiye dönüşüyoruz. Tüm bu verileri algı dünyamızda saklamaya ve işlemeye fırsat bulamadan yitiriveriyoruz. Sonucunda ister istemez suçu kendimizde arayıp&nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>HEMEN İLACA YÖNELMEYİN&nbsp;</strong></p>

<p>‘Ben çok dikkatsizim, dikkatim ne kadar dağınık, galiba bende dikkat eksikliği var’&nbsp;diyerek ilaçlarla ve psikiyatrik tedavi yöntemleriyle hızlı bir tedavi sürecine ihtiyaç duyuyoruz.&nbsp;&nbsp;Aslına bakılırsa sorun tamamen bizim yaşam tarzımızla ilgili. Şayet mesleğimizde ve günlük yaşantımızda dikkat ve konsantrasyon gerektiren bir iş üzerindeyken tüm dikkatimizi verip işi halledebiliyorsak dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunumuz yok demektir. Önemli bir haberi izlerken okurken sinirlenmeye ya da duygulanmaya başlıyorsak ilaç kullanacak kadar algı becerimizi yitirmemişiz demektir.&nbsp;</p>

<p>O halde bir kavram kargaşasını ortadan kaldırmakta yarar var.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Günlük yaşantımızda yaşadığımız “Dikkat dağınıklığı ve odaklanamamak” “DEHB yani dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu” demek değildir.&nbsp;Çocuklarda ve yetişkinlerde görülen her dikkat eksikliği ve hiperaktivite, nöropsikiyatrik gelişim bozukluğu DEHB anlamına gelmemektedir.&nbsp;</p>

<p>Gereksiz yere ilaç kullanıp kendimize zarar vermek yerine sorunu daha basit yöntemlerle halledebilmek için basit bir benzetmeden yararlanabiliriz.&nbsp;</p>

<p>Kendimizi akıllı bir cep telefonu gibi görelim. Akşama kadar çok yoğun bir şekilde çalışan telefon ısınıyor, programlar üst üste çalışıyor ve bir süre sonra ağırlaşmaya başlıyor. Akşam olduğunda&nbsp;% 3&nbsp;olan batarya seviyesinde navigasyonu açmayız. Ya da biriyle uzun uzun konuşmayız. Hemen şarja takıp bataryanın dolmasını bekleriz. Bedensel ve zihinsel sağlık için de aynı şey geçerlidir. Gün boyu saatlerce ekrana bakan, okuyan, düşünen zihin bir süre sonra dinlenmeye yani şarja takılmaya ihtiyaç duyuyor. Eğer bunu yapmazsak dinlenemeyen zihin enerjisini toparlayamadığı için cep telefonu misali batarya zayıf uyarısı veriyor. Bu durumda algısal körlük yaşıyoruz. Yorum olarak da dikkatim çok dağınık, bende dikkat eksikliği var diyoruz.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Beyninizi&nbsp;yemeyin!&nbsp;</p>

<p><strong>NE YEDİĞİNİZE DİKKAT EDİN&nbsp;</strong></p>

<p>Algısal körlüğe neden olan sadece&nbsp;mental&nbsp;yoğunluk ve algısal körlük değildir. Beslendiğimiz gıdalar da bu soruna çanak tutuyor.&nbsp;</p>

<p>Peki daha dikkatli ve yüksek konsantrasyona sahip olmak için ne yapmak gerekir?&nbsp;</p>

<p>Raf ömrü uzatılmış ve paketlenmiş gıdaları mümkün olduğunca tüketmemek ya da az tüketmek. Düşünmeyi hızlandıran ceviz, fındık, balık, balıkyağı gibi gıdaları daha fazla&nbsp;tüketmek.&nbsp;Çünkü&nbsp;bu besinler özellikle&nbsp;omega&nbsp;3 yağ asidi bakımından zengindir. Bu yağ asidi beynin sinir hücrelerindeki elektro kimyasal tepkime sürecini hızlandırır.&nbsp;</p>

<p><strong>10 GÜNLÜK EYLEM PLANI&nbsp;</strong></p>

<p>Unutkanlığı ve&nbsp;dikkatsizliği&nbsp;yenmek&nbsp;için 10&nbsp;günlük&nbsp;eylem&nbsp;planı&nbsp;yapın.&nbsp;</p>

<p>Unutkanlık ve dikkat dağınıklığı zihinsel bir kusurdur. Ancak hastalık değildir. Hastalık gibi düşünüp bilinçsizce ilaç aldığımızda durumu daha kötü hale getirebilir zihni daha da körleştiririz. Beyni tembelleştiren faaliyetleri kontrol altına alıp azaltırsak bu faaliyetlerin yerine zihni güçlendiren gıdalar tüketip zihinsel faaliyetler içinde bulunursak farkı birkaç haftada görebiliriz.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Bu bağlamda dikkat dağınıklığını ve unutkanlığı yok edecek 10 günlük eylem planı yapılması halinde 10. günden sonra fark gözlemlenebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Asla yapılmaması gerekenler:&nbsp;</strong></p>

<p>20:00-24:00 arası&nbsp;tv&nbsp;izlemek, bilgisayar ve telefon ekran ilintili oyunlar oynamak.&nbsp;</p>

<p>Paketlenmiş gıdalar ve asitli içecekler tüketmek.&nbsp;</p>

<p>Alkol,&nbsp;Fast&nbsp;food&nbsp;ve şekerli gıdalar tüketmek.&nbsp;</p>

<p>Uzun saatler bilgisayar oyunu oynamak.&nbsp;</p>

<p>Sabah uyanır uyanmaz telefon ekranına bakmak.&nbsp;</p>

<p><strong>Kesinlikle yapılması gerekenler:&nbsp;</strong></p>

<p>Her gün sabah kahvaltıda, gün içinde gıda takviyesi niteliğinde fındık ve ceviz tüketmek.&nbsp;</p>

<p>10 gün içinde 4 defa balık tüketmek.&nbsp;</p>

<p>Güne başlarken tablet şeklinde balık yağı yutmak.&nbsp;</p>

<p>Brokoli, lahana ve karnabahar gibi yeşil yapraklı yemekleri daha çok tercih etmek.&nbsp;</p>

<p>Mümkün mertebe zeytinyağı ve zeytinyağlı besinler yemek.&nbsp;</p>

<p>Güne telefon ekranına bakarak değil gökyüzüne veya ufka bakarak bir iki dakika düşünerek başlamak.&nbsp;</p>

<p>Gün içinde minik molalar verip beynin en önemli gıdası oksijen için açık havada düşünme molaları eşliğinde bir iki dakika nefes alıp vermek.&nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>ZİHİNSEL DİYET&nbsp;</strong></p>

<p>Her şeyden evvel düşünmek beyin hücrelerinin en sevdiği eylemdir. Onları aktif hale getirip yeni nöronsal bağlantılar meydana getirmek için düşünmekle ilintili eğlenceli oyunlar oynamak. 10 gün boyunca&nbsp;tv&nbsp;izlemek, ya da akşamları telefonda oyun oynamak yerine her gün tabu, satranç, dama, tavla oynadığınızda artık 10.&nbsp;günden sonra dikkatinizin daha yoğun ve daha uyanık olduğunu hissedersiniz. Buna bir anlamda zihinsel diyet diyebiliriz.”&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Nov 2024 09:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/her-dikkat-daginikligi-dehb-degildir-1730960954.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Stres ile başa çıkmanın yolları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/stres-ile-basa-cikmanin-yollari-18932</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/stres-ile-basa-cikmanin-yollari-18932</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, 6 Kasım Dünya Stres Farkındalığı Günü kapsamında stres türlerinden ve yönetiminden bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, 6 Kasım Dünya Stres Farkındalığı Günü kapsamında stres türlerinden ve yönetiminden bahsetti.</p><p><strong>İSTABUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Kısa süreli stresin bireyi motive edip harekete geçirebilirken, uzun süreli ve yoğun stresin fiziksel ve zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Herkes zaman zaman stres yaşar ve bu durumdan tamamen kaçınmak mümkün değildir.” dedi. Bazı tekniklerle stresin yönetilebileceğini de aktaran Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Bireyin stres faktörlerini nasıl algıladığına ve onlara nasıl tepki verdiğine bağlı olarak stresle baş etme yöntemleri de değişkenlik gösterir.” uyarısını yaptı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, 6 Kasım Dünya Stres Farkındalığı Günü kapsamında stres türlerinden ve yönetiminden bahsetti.</p>

<p><strong>KISA SÜRELİ STRES MOTİVE EDİCİ OLABİLİRKEN, UZUN SÜRELİ STRES SAĞLIK SORUNLARINA NEDEN OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Stresin, vücudun tehlikelere veya zorluklara karşı kendini savunmak için gösterdiği doğal bir tepki olduğunu dile getiren Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Stres farklı fiziksel, duygusal ve davranışsal tepkilere yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Kısa süreli stresin bireyi motive edip harekete geçirebileceğine dikkat çeken Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Ancak, uzun süreli ve yoğun stres fiziksel ve zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Herkes zaman zaman stres yaşar ve bu durumdan tamamen kaçınmak mümkün değildir. Ancak stres yönetimi teknikleri, stresle başa çıkmanıza yardımcı olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>AKUT STRES ENERJİ VE UYANIKLIK SAĞLIYOR</strong></p>

<p>Stres türlerinden bahseden&nbsp;Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Akut stres aniden ortaya çıkan ve kısa süren geçici bir stres türüdür. Genelde kısa süreli tehlike ve zorluklarla karşı karşıya kaldığımızda görülür.” dedi.</p>

<p>Akut stresin enerji ve uyanıklık sağladığını aktaran Doç. Dr. Serdar Nurmedov “Geçici olduğu için uzun vadede tesiri yoktur. Sunum öncesi yaşanan heyecan, trafikte aniden frene basmak zorunda kalmak gibi durumlar akut strese örnek olarak verilebilir. Akut stresin kısa süreli olması sebebi ile stresi hızlıca yatıştırmaya yönelik teknikler kullanılır. Nefes egzersizleri, kas gevşetme teknikleri, bilişsel yeniden yapılandırma ve meditasyon örnek olarak verilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>TETİKLEYİCİLERİ AZALTIP RUTİN OLUŞTURULMALI&nbsp;</strong></p>

<p>Akut stresin sık aralıklarla tekrarlaması sonucu gelişen stres türünün ‘episodik akut stres’ olarak adlandırıldığını ifade eden&nbsp;Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, şöyle devam etti:</p>

<p>“İş yükü fazla, sürekli kriz durumlarını yönetmek durumunda kalan ve sürekli acele eden bireylerde görülür. Episodik stresin sinirlilik, baş ağrısı, uyku sorunları ve kan basıncında artış gibi sonuçları olabilir. Episodik akut stres yaşayan bireylerin stresi tetikleyen etmenleri azaltması ve rutin oluşturmaları önerilir. Zaman yönetimi, düzenli fiziksel aktivite ve pozitif düşünce alışkanlıklarının bu rutinin birer parçası olması önerilir.”</p>

<p><strong>KRONİK STRES CİDDİ SAĞLIK SORUNLARINA SEBEP OLABİLİR!</strong></p>

<p>Kronik stresin de uzun süre devam eden, yoğun ve kalıcı stres türü olduğunu aktaran&nbsp;Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Toksik ilişkiler, uzun süreli işsizlik, maddi sıkıntılar ya da kronik sağlık sorunları gibi durumlarda ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p>Uzun süreli kronik stresin ciddi sağlık sorunlarına sebep olabileceği uyarısı yapan Doç. Dr. Serdar Nurmedov,&nbsp;“Depresyon, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kaygı bozukluğu, hipertansiyon bunlara örnek olarak verilebilir. Kronik stres bireyin işlevselliğini olumsuz yönde etkiler ve yaşam kalitesini düşürür. Kronik stresle mücadele eden kişilere rahatlama tekniklerini uygulamanın yanında stres ile başa çıkma becerileri geliştirmeleri önerilir. Bunun için ‘bilişsel davranışçı terapi’ ve ‘farkındalık teknikleri’ oldukça faydalı olacaktır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>TRAVMATİK STRES YAŞAYANLAR PROFESYONEL DESTEK ALMALI</strong></p>

<p>Bireyin bir travma ya da ciddi hayati tehlike atlattıktan sonra ortaya çıkan stres türünün ise travmatik stres olarak tanımlandığını dile getiren&nbsp;Doç. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Etraflıca ele alınmazsa Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak bilinen ruhsal bir rahatsızlığa sebep olabilir. Kâbus, uyku uyuyamama, kaçınma davranışı, korku ve kaygı gibi belirtileri vardır. Bu bireylerin özellikle profesyonel destek almaları gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Nov 2024 09:29:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/stres-ile-basa-cikmanin-yollari-1730960951.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş tedavileri artık travma oluşturmuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dis-tedavileri-artik-travma-olusturmuyor-18929</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dis-tedavileri-artik-travma-olusturmuyor-18929</guid>
                <description><![CDATA[Diş hekimliğinde genellikle uzun süreceği öngörülen tedavilerde ve özel gereksinimli bireylerin tedavilerinde sorunlar yaşanabildiğini belirten uzmanlar, genel anestezi ve sedasyon uygulamalarıyla diş tedavilerinin rahatça yapılabildiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş hekimliğinde genellikle uzun süreceği öngörülen tedavilerde ve özel gereksinimli bireylerin tedavilerinde sorunlar yaşanabildiğini belirten uzmanlar, genel anestezi ve sedasyon uygulamalarıyla diş tedavilerinin rahatça yapılabildiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Diş Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Selcen Yüksel, diş hekimliğinde kullanılan anestezi yöntemleri ve uygulama şekilleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Diş hekimliğinde anestezi hazırlık sürecinin nasıl gerçekleştiğini anlatan Dr. Selcen Yüksel, “Hastalar, öncelikle diş hekimleri tarafından muayene edilir. Lokal anesteziyle işleminin yapılamayacağı durumlarda Anestezi ve Reanimasyon Uzmanına yönlendirilirler.” dedi.</p>

<p>Anestezi ve Reanimasyon Uzmanlarının hastaları anestezi polikliniğinde değerlendirdiğini ifade eden Dr. Selcen Yüksel, “Gerekli tetkikleri ve gerekirse diğer hekimlerle konsültasyonları düzenleyip ameliyat için hazırlık yapılır. Daha sonra hastanın hangi gün ameliyat olacağı ile ilgili bir planlama belirlenir ve hastaya o gün ne tür hazırlıklar yapması gerektiği de anlatılır. Hastanın tüm tahlillerini yaptırmış olması, belirtilen saatte ameliyathanede olması ve açlık süresine uygun olarak hazır bir şekilde gelmesi çok önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>ÇOCUKLAR TRAVMA YAŞAMADAN DİŞ TEDAVİSİ OLABİLİYOR…</strong></p>

<p>Çocuklar için anestezi hazırlık sürecinden de bahseden Dr. Selcen Yüksel, “Çocuklarımız için anestezi öncesi hazırlık süreci, travmatik olabilir. Bu nedenle çok dikkatli davranılmalı.” uyarısını yaptı. Çocuklara travma yaşatmamak yaşatmamak için damar yolu bile açılmayacak şekilde hazırlık yapıldığına dikkat çeken Dr. Selcen Yüksel, “Ameliyat öncesi sakinleştirici bir ilaç az miktar meyve suyunun içine koyularak çocuğa içiriliyor. Çocuk rahatlayıp sakin bir hale geldikten sonra ameliyathaneye alınıyor. İlaç sayesinde çocuk süreci hatırlamadığı için, travma yaşamadan işlem tamamlanmış oluyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Diş hekimliğinde sıklıkla kullanılan anestezi uygulamalarının genel anestezi ve sedasyon şeklinde olduğunu dile getiren Dr. Selcen Yüksel, “Genel anestezi uygulamalarında bilindiği gibi hasta tamamen uyutularak solunum cihazına bağlanır. Şuuru ve refleksleri tamamen kaybolmuş durumdadır. Hiç ağrı duygusu yoktur. Bu sırada cerrahi işlemler ve tüm ağır işlemler uygulanabilir.” dedi.</p>

<p>Sedasyon uygulamalarının hasta tamamen uyutulmadan, refleksleri yerindeyken hafif sakinleştirici ilaçlarla yapılan bir anestezi uygulaması olduğunu aktaran Dr. Selcen Yüksel, “Sedasyon uygulamalarında hastanın öksürük, öğürme gibi refleksleri halen aktiftir. Burada hasta diş hekimiyle diyalog kurabilir, diş hekiminin ‘ağzınızı açın, ağzınızı kapatın’ gibi talimatlarını yerine getirebilir. Ancak işlem bittiğinde bu durumu hatırlamaz ve ağrı duygusu da kesinlikle olmaz.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Nov 2024 09:28:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/dis-tedavileri-artik-travma-olusturmuyor-1730960930.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başkan Ünal Ateş: ”Kahramanmaraş’ta Sağlık Sistemi Çöktü, Vatandaş Özel Hastanelere Mahkûm!”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/baskan-unal-ates-kahramanmarasta-saglik-sistemi-coktu-vatandas-ozel-hastanelere-mahkum-18902</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/baskan-unal-ates-kahramanmarasta-saglik-sistemi-coktu-vatandas-ozel-hastanelere-mahkum-18902</guid>
                <description><![CDATA[Depremin üzerinden neredeyse iki yıl geçmesine rağmen Kahramanmaraş'taki sağlık altyapısının hala yetersiz olduğunu ve vatandaşların büyük mağduriyetler yaşadığını dile getiren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kahramanmaraş İl Başkanı Ünal Ateş, devletin sağlık alanında çözüm üretmek yerine vatandaşı özel hastanelere mahkum ettiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Depremin üzerinden neredeyse iki yıl geçmesine rağmen Kahramanmaraş'taki sağlık altyapısının hala yetersiz olduğunu ve vatandaşların büyük mağduriyetler yaşadığını dile getiren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kahramanmaraş İl Başkanı Ünal Ateş, devletin sağlık alanında çözüm üretmek yerine vatandaşı özel hastanelere mahkum ettiğini vurguladı.</p>

<p><strong>KAHRAMANMARAŞ(İGFA)- </strong>Depremin ardından Kahramanmaraş'ta tam teşekküllü bir hastanenin hala hizmet vermediğine dikkat çeken Ateş, “Bir buçuk yılı aşkın süredir Kahramanmaraş’ta tek bir devlet hastanesi bile tam kapasiteyle hizmet veremiyor. Sadece üniversite hastanesi var, o da son derece yetersiz. 600 binden fazla nüfuslu bir şehirde tam teşekküllü bir devlet hastanesi olmaması büyük bir utanç” dedi.<br />
<br />
<strong>FAY HATTINA HASTANE YAPMAK AKIL TUTULMASIDIR&nbsp;</strong></p>

<p>Deprem öncesinde yapılan uyarılara rağmen fay hattının üzerine devlet hastanesi kurulmasının büyük bir hata olduğunu belirten Ateş, “Depremden hemen önce defalarca uyarmamıza rağmen fay hattı üzerine devlet hastanesi inşa ettiler. Deprem sırasında bu hastane devre dışı kaldı ve yoğun bakımda olan tüm hastalar hayatını kaybetti. Bu büyük bir ihmalkârlıktır ve kabul edilemez bir durumdur” ifadelerini kullandı.</p>

<p><br />
<strong>VATANDAŞ ÖZEL HASTANELERE MECBUR EDİLİYOR</strong><br />
<br />
Kahramanmaraş’taki devlet hastanelerinin yetersizliği ve hekim açığı nedeniyle vatandaşların başka illere gitmek zorunda kaldığını vurgulayan Ateş, “Devletin veremediği sağlık hizmetini özel hastaneler sağlamaya çalışıyor, ancak özel hastanelerde fiyatlar ateş pahası. Vatandaş mecburen özel hastanelere yönlendirilerek sağlık hizmeti alması zorlaştırılıyor” dedi.<br />
Ateş, şehirdeki hastanelerde ciddi anlamda hekim açığı olduğunu ve bu nedenle vatandaşların sağlık hizmetine erişimde büyük zorluklar yaşadığını belirtti: “Emar randevusu almak isteyen bir vatandaşın randevusu kasım ayına veriliyor. Acil müdahale gerektiren bir hastanın bu kadar beklemesi mümkün değil. İnsanlar Adana, Gaziantep ve Kayseri gibi illere gitmek zorunda kalıyor. Bu, Kahramanmaraş’ta sağlık hizmetlerinin nasıl keşmekeş bir durumda olduğunu açıkça gösteriyor.”<br />
<br />
<strong>SAĞLIKTA ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ</strong></p>

<p>CHP Kahramanmaraş İl Başkanı Ünal Ateş, sağlık sistemindeki bu olumsuz tablonun bir an önce düzeltilmesi ve vatandaşların insanca sağlık hizmetine erişebilmesi gerektiğini belirterek, yetkililere acil çözüm çağrısında bulundu. Ateş, “Kahramanmaraş’ın sağlıkta yaşadığı bu kriz, yönetim eksikliğinin ve planlama hatalarının sonucudur. Vatandaşlarımızın daha fazla mağdur edilmesine izin verilmemeli, derhal kapsamlı bir sağlık reformu yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Nov 2024 09:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/baskan-unal-ates-kahramanmarasta-saglik-sistemi-coktu-vatandas-ozel-hastanelere-mahkum-1730788119.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Riskli gruptaysanız dikkat! Gıda zehirlenmelerini önlemenin 6 yolu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-18879</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-18879</guid>
                <description><![CDATA[Ticari kuruluşlar ve ortamlarda değil evde de gıdaların yanlış saklanması, hazırlanması, kullanılması veya pişirilmesinin gıda zehirlenmelerine yol açabildiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Özellikle çiğ tüketilen sebze, meyve gibi gıdalar ya da uygun koşullarda saklanmamış et ya da işlenmiş et ürünleri ve konserveler gıda zehirlenmelerinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ticari kuruluşlar ve ortamlarda değil evde de gıdaların yanlış saklanması, hazırlanması, kullanılması veya pişirilmesinin gıda zehirlenmelerine yol açabildiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Özellikle çiğ tüketilen sebze, meyve gibi gıdalar ya da uygun koşullarda saklanmamış et ya da işlenmiş et ürünleri ve konserveler gıda zehirlenmelerinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Gıda zehirlenmesi bakteriler, virüsler, parazitler ve mikroorganizmalar veya bu mikroorganizmaların oluşturduğu toksinlerin bulaştığı gıdaların sindirim sistemini etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Melih Özel, gıda zehirlenmelerine karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;20 SANİYE KURALINI UYGULAYIN&nbsp;</strong></p>

<p>Evde gıda zehirlenmesini önlemek için hepimizin alabileceği en kolay ve etkili yöntem ellerimizi iyi yıkamak. Yiyeceklere el sürmeden ve hazırlık işine başlamadan önce ellerinizi ılık su ve sabunla en az 20 saniye süreyle yıkayın. Benzer şekilde mutfak eşyaları ile gıda hazırlama yüzeylerinin de temiz ve kontrollü olması önemli. Bulaşıkların, kesme tahtalarının ve yemek hazırlamak için kullanılan diğer yüzeylerin sıcak, sabunlu suyla yıkanması uygundur.&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;ÇAPRAZ BULAŞI ÖNLEMEK İÇİN AYRI TUTUN&nbsp;</strong></p>

<p>Hazır gıdaları çiğ yiyeceklerden ayrı tutun. Et ve hayvansal gıdaların hazırlanmasında kullandığınız yüzeylerin cam ya da seramik olması tahta olmasından daha iyidir. Tahtaları unlu mamuller ile sebzelerin hazırlanmasında tercih edebilirsiniz. Çapraz bulaşı yani zararlı mikroorganizmaların bir yüzeyden başka bir yüzeye geçmesini önlemek için de hem alışveriş sırasında hem de yiyecek ve içecekleri saklarken, hatta yemek yapmak için hazırlarken kümes hayvanları, balık ve kabuklu deniz hayvanları gibi çiğ etleri sebze ve meyvelerden uzak tutun.&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;PİŞİRME KURALLARINI CİDDİYE ALIN&nbsp;</strong></p>

<p>Yiyecekleri hazırlarken pişirme kurallarına sıkıca uyun, hazırladığınız yemeklere göre uygun sıcaklıkları doğru seçtiğinizden emin olun ve yeterince pişmelerini sağlayın.&nbsp;</p>

<p><strong>GIDALARI ÇÖZDÜRDÜKTEN SONRA YENİDEN DONDURMAYIN&nbsp;</strong></p>

<p>Bozulabilecek gıdaları hızlıca soğutun ya da dondurun. Dondurulmuş yiyecekleri çözerken oda sıcaklığında bekletmek yerine, buzdolabını kullanın. Ya da fırınların “buz çözme” seçeneğini kullanarak çözdürün ve sonrasında hemen pişirin. Ayıca, dondurulmuş gıdaları çözüldükten sonra asla yeniden dondurmayın.&nbsp;</p>

<p><strong>EMİN DEĞİLSENİZ ASLA TÜKETMEYİN</strong></p>

<p>Eğer gıdanın güvenli bir şekilde saklanıp hazırlandığından, hijyen kurallarına uygun servis edildiğinden emin değilseniz asla tüketmeyin. Oda sıcaklığında çok uzun süre kalan yiyeceklerin, pişirilseler bile bakteri veya toksinler içerebileceğini aklınızdan çıkarmayın.&nbsp;</p>

<p><strong>RİSKLİ GRUPTAYSANIZ DAHA DİKKATLİ DAVRANIN&nbsp;</strong></p>

<p>Küçük bebek ve çocuklar, ileri yaşta olanlar ve hamileler yani gastrointestinal direnç açısından risk taşıyan bireyler çiğ ya da az pişmiş beyaz ve kırmızı et tüketirken çok daha dikkatli olmalı. Pastörize edilmemiş meyve suları, süt ve süt ürünleri de mutlaka bu kapsamda değerlendirilmeli.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 09:21:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-1730701314.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kulaklık kullanımını günde 60-90 dakika arasında tutun!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kulaklik-kullanimini-gunde-60-90-dakika-arasinda-tutun-18872</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kulaklik-kullanimini-gunde-60-90-dakika-arasinda-tutun-18872</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Anabilim Dalı'nda Arş. Gör. Büşra Aksu, yaygın kulaklık kullanımı ve yüksek sesle müzik dinlenmesini değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Anabilim Dalı'nda Arş. Gör. Büşra Aksu, yaygın kulaklık kullanımı ve yüksek sesle müzik dinlenmesini değerlendirdi.</p>

<p>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Dünya Sağlık Örgütü’nün, dünya çapında 1,1 milyar gencin güvenli olmayan dinleme yöntemleri nedeniyle işitme kaybı riski altında olabileceğini tahmin ettiğini kaydeden uzmanlar, gürültüye uzun süre maruz kalma nedeniyle işitme kaybı tehdidinin dünya çapında nüfusun yaklaşık yüzde 12'sinde mevcut olduğunu ve bunun aynı zamanda en önlenebilir nedenlerden biri olduğunu söylüyor.&nbsp;</p>

<p>Maruziyet özellikle yüksek, düzenli veya uzun süreli olduğunda, duyu hücrelerinde kalıcı hasara ve geri dönüşü olmayan işitme kaybına neden olduğunu dile getiren Odyolog Arş. Gör. Büşra Aksu, “Kulaklık kullanımını günde 60-90 dakika arasında tutmak, sık sık ara vermek ve maksimum ses seviyesini yüzde 60 ila yüzde 80 arasında tutmak önerilmektedir.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Nov 2024 11:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/11/kulaklik-kullanimini-gunde-60-90-dakika-arasinda-tutun-1730621884.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş çürüğü tarihe karışabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dis-curugu-tarihe-karisabilir-18805</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dis-curugu-tarihe-karisabilir-18805</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Uzman Dt. Funda Özsarı, “Diş çürüğüne karşı aşı çalışmaları  umut vaat ediyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Uzman Dt. Funda Özsarı, “Diş çürüğüne karşı aşı çalışmaları  umut vaat ediyor” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Dünya çapında her yaştan insanı etkileyen diş çürükleri, ağız sağlığı alanında en yaygın sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Yeni geliştirilen diş çürüğü aşısı çalışmaları sayesinde, bu rahatsızlığın gelecekte tarih olabileceği düşünülüyor.</p>

<p>Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Dt. Funda Özsarı, bu yeni aşı gelişimini “diş sağlığına dair devrim niteliğinde bir adım” olarak nitelendirerek, çürüğe karşı geliştirilen aşı çalışmalarının, diş yüzeyinde plak oluşturan ve diş minesine zarar veren Streptococcus mutans bakterisini hedef aldığını söyledi. &nbsp;Özsarı, özellikle burundan sprey veya dil altı uygulamalar yoluyla geliştirilen bu yeni aşı çalışmalarının , ağız mukozasında bağışıklık tepkisini artırarak dişlerin çürüklerden korunmasına katkı sağladığını belirtti.</p>

<p>Bilimsel araştırma yayınları sunan, bağımsız hakemli bir akademik yayıncılık platformu Frontiers’da çalışmalar hakkında detaylı bilgi verildiğini vurgulayan Özsarı, araştırmalarda, bu aşının kemirgen ve maymunlar üzerinde yapılan deneylerde yüksek başarı gösterdiğini ve bu başarıyı insan deneylerinde de kanıtlaması durumunda çürük sorununa köklü bir çözüm sunabileceği öngörüsünün son derece önemli olduğunu söyledi.&nbsp;</p>

<p><strong>ÇÜRÜK AŞISININ ETKİSİ VE GÜVENİLİRLİĞİ</strong></p>

<p>&nbsp;“Aşılar yalnızca çürük oluşumunu engellemekle kalmıyor, aynı zamanda kalp hastalıkları ve diyabet gibi sistemik sağlık sorunlarına yol açabilecek bakterilerin vücuda yayılmasını önleme potansiyeline sahip” bilgisini paylaşan Özsarı, &nbsp;Oxford Academic ve Frontiers tarafından yayımlanan araştırmalara göre, nanoparçacık bazlı DNA aşıları sayesinde çürük oluşumu yüzde 60-70 oranında azalabildiğini belirtti. Özsarı, bilimsel araştırmalarda yan etki profili düşük olan bu aşıların, özellikle ağız sağlığını tehlikeye atan bakteriler üzerinde doğrudan etkili olup ağız mukozasında bağışıklık oluşturarak sistemik enfeksiyon riskini azaltma kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p><strong>UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRECİ 5 İLE 10 YIL ARASINDA OLABİLİR</strong></p>

<p>Diş çürüğü aşısının başarılı olması durumunda , diş sağlığında devrim yaratabileceğini ifade eden Özsarı, .”Araştırmalara göre aşının küresel olarak uygulanabilir hale gelmesi için birkaç yıl daha insan testlerinin sonuçlanması bekleniyor. Eğer başarılı olursa, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde çürüklerin büyük oranda önlenebileceği bir diş sağlığı dönemi görebiliriz” Dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Oct 2024 15:48:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/dis-curugu-tarihe-karisabilir-1730206122.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evde parkinson takip dönemi başladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/evde-parkinson-takip-donemi-basladi-18778</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/evde-parkinson-takip-donemi-basladi-18778</guid>
                <description><![CDATA[Parkinson’un yaygın belirtilerinin hareketlerin yavaşlaması, konuşma güçlüğü ve istirahat halinde ortaya çıkan titremeler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, hastalığın genellikle 40-70 yaş aralığındaki kişilerde ortaya çıktığını ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğünü söyledi.   Kütükçü, yeni teknoloji olan Parkinson Monitör Sistemi’nin (Parkinson Ölçüm Cihazı) hem hastalar, hem hekim açısından önemli avantajları olduğunu kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Parkinson’un yaygın belirtilerinin hareketlerin yavaşlaması, konuşma güçlüğü ve istirahat halinde ortaya çıkan titremeler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, hastalığın genellikle 40-70 yaş aralığındaki kişilerde ortaya çıktığını ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğünü söyledi.   Kütükçü, yeni teknoloji olan Parkinson Monitör Sistemi’nin (Parkinson Ölçüm Cihazı) hem hastalar, hem hekim açısından önemli avantajları olduğunu kaydetti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Parkinson gibi bir hastalığın tedavisinin zor ve meşakkatli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu konuda ilaç tedavisi gören, hatta ameliyat olmuş kişilerin bile zaman zaman semptomlarının sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekiyor ancak her hasta sık sık doktor kontrolüne gelemiyor. Sık sık kontrole gelinse bile ortalama yarım saatlik bir muayenede doktorun bütün bulguları gözlemleyebilmesi mümkün olmayabiliyor. Ancak yeni bir teknoloji olan Parkinson Monitör Sistemi sayesinde artık hastanın bizden uzakta kaldığı dönemin ölçümünü yapıp, klinik seyrini kayıt altına alarak kesin veriler elde edebiliyoruz. Bütün dünyada çok yeni olmasıyla beraber, cihazın bulunduğu ilk ülkelerden birinin Türkiye olması gurur verici” diye konuştu.</p>

<p>Tedavide kullanılan Parkinson ilaçlarının bazı yan etkilerinin de olabildiğini paylaşan Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Örneğin ilacın etki süresi kısalıyor ve hastada hareket bozuklukları yeniden başlıyor. Ya da hastanın kollarında ve bacaklarında istemsiz hareketler ortaya çıkabiliyor. Ek olarak ortaya çıkan bu komplikasyonların, ilaç alındıktan ne kadar zaman sonra oluştuğunu bilmek de bizim için çok önemli. Parkinson hastalığının muayenesi sırasında hastayı en fazla yarım saat görebildiğimiz için bu sayılan belirtileri gözlemleme şansımız olmuyor. Bazen de hastalar şikayetlerini iyi bir şekilde tarif edemiyorlar” şeklinde konuştu.</p>

<p>İlaçların hasta üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerini takip edebilmek için hastanın monitörize edilmesi gerektiğini açıklayan Kütükçü, “Non-invaziv, yani hastaya hiçbir zararı olmayan bu teknolojiyi kollara ve ayaklara takılan bir bilezik, bele takılan bir kemere benzetebiliriz. Cihaza işlenen kayıtlar online sistem aracılığıyla direkt olarak bize ulaşıyor ve analiz ediliyorlar. Bu yeni yöntem sayesinde hastanın 5-10 günlük klinik durumunu, ilacın yan etkilerini, titremelerin sıklığını, hareketlerdeki bozukluğu ve şikayetlerin günün hangi saatlerinde arttığını bütün detaylarıyla görebiliyoruz” dedi.</p>

<p><strong>ŞEHİR DIŞINDAKİ HASTALARIN TAKİBİ KOLAYLAŞACAK</strong></p>

<p>Tedavisini düzenlemekte zorlandıkları ve orta, ileri evre hastalar için bu sistemi tercih ettiklerini dile getiren Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Örneğin şehir dışında olan ve hastaneye gelip gitmekte zorlanan kişilerin bu teknolojiyle durum takipleri kontrol altına alınabilir ve tedavileri kolaylıkla planlanabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Oct 2024 13:15:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/evde-parkinson-takip-donemi-basladi-1730110546.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dişeti hastalıkları kalp sağlığını tehdit ediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diseti-hastaliklari-kalp-sagligini-tehdit-ediyor-18755</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diseti-hastaliklari-kalp-sagligini-tehdit-ediyor-18755</guid>
                <description><![CDATA[Diş sağlığınızı ihmal etmek, yalnızca ağız içindeki sorunlara yol açmakla kalmıyor aynı zamanda kalbinizi de ciddi bir tehlike altına sokuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş sağlığınızı ihmal etmek, yalnızca ağız içindeki sorunlara yol açmakla kalmıyor aynı zamanda kalbinizi de ciddi bir tehlike altına sokuyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Avrupa Estetik Diş Hekimliği Derneği Üyesi Uzman Dt. Funda Özsarı, dişeti hastalıklarının kalp hastalıkları riskini iki katına çıkardığını belirterek, ağız sağlığı ile kalp sağlığı arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekti.</p>

<p>“Dişlerinizdeki enfeksiyon sadece ağzınızda kalmıyor, damarlarınıza ve kalbinize kadar ulaşıyor” diyen Dt. Özsarı, basit bir dişeti hastalığının, kalp krizi veya felce neden olabilecek ölümcül sonuçlara yol açabileceğini vurguladı.</p>

<p>Dişeti hastalıklarının, ağızda biriken bakterilerin dişeti dokusuna saldırmasıyla başladığını, ancak bu enfeksiyonun yalnızca ağız içinde sınırlı kalmadığını ifade eden Özsarı, dişeti hastalıklarının vücutta düşük seviyeli kronik iltihaplanmaya yol açarak kalp damarlarında plak oluşumunu hızlandırdığını belirtti.&nbsp;&nbsp; Özsarı, “Dişeti hastalıkları sırasında ortaya çıkan kronik enflamasyon, damar duvarlarında plak oluşumuna yol açarak ateroskleroza zemin hazırlıyor. Bu durum, kalp krizi ve felç riskini ciddi ölçüde artırıyor.” dedi.</p>

<p><img height="552" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/27/1729930975-funda-zsar-rev-foto-1-1730016964-553-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Özsarı, dişeti hastalığına yol açan bakterilerin kan dolaşımına girerek kalbe ve damar sistemine yayılabileceğini söyledi. Bu bakterilerin kalp kapakçıklarına zarar verebileceğini ve endokardit gibi ciddi kalp enfeksiyonlarına neden olabileceğini ifade eden Özsarı, bu tür enfeksiyonların kalp kapakçıklarında kalıcı hasara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE DAMARLAR ARASINDAKİ KRİTİK İLİŞKİYE DİKKAT</strong></p>

<p>Dişeti hastalıklarının kalp hastalıklarına katkıda bulunan en önemli faktörlerden birinin, vücudun bağışıklık tepkisi olduğunu belirten Özsarı, şu açıklamalarda bulundu: “Dişeti hastalığına karşı vücudun verdiği sürekli bağışıklık tepkisi, damarlarımızdaki endotel hücrelerine zarar verebilir. Endotel hücreleri, damarlarımızın sağlıklı kalmasını sağlar, ancak kronik enflamasyon bu hücrelerin işlevini bozarak damarların esnekliğini azaltır ve yüksek tansiyon gibi riskleri artırır.”</p>

<p>Özsarı, kronik enflamasyonun damar sertleşmesine (ateroskleroz) neden olduğunu ve bunun da kalp krizine kadar gidebilen ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti. Özsarı, "Dişeti iltihabının basit bir ağız problemi olmadığını anlamalıyız. Bu iltihaplanma, damarlarınızda plak birikimini hızlandırarak kalp krizi ve inme riskinizi artırıyor" dedi.</p>

<p>Dişeti hastalıklarının, diyabet hastaları için daha da büyük bir risk oluşturduğunu vurgulayan&nbsp; Özsarı, diyabet hastalarının dişeti hastalıklarına daha yatkın olduğunu ve aynı zamanda diyabetin kontrolünü zorlaştırdığını söyleyerek şöyle devam etti ; “Diyabetli bireylerde kan şekeri seviyesinin yüksek olması, dişeti enfeksiyonlarının daha şiddetli seyretmesine neden oluyor. Bu da diş kayıplarının yanı sıra, diyabetin kontrol altına alınmasını zorlaştırarak kalp sağlığı için büyük bir tehdit oluşturuyor”</p>

<p><strong>KALBİNİZİ KORUMANIN YOLU DİŞLERİNİZİ KORUMAKTAN GEÇİYOR</strong></p>

<p>Özsarı, dişeti hastalıklarının tedavi edilmesinin yalnızca ağız sağlığını değil, genel vücut sağlığını da koruduğunu vurgulayarak&nbsp; “Ağız sağlığı, vücut sağlığının bir göstergesidir. Dişeti hastalıklarını önlemek ve ağız bakımını ihmal etmemek, yalnızca diş kayıplarını engellemekle kalmaz; aynı zamanda kalp krizi ve felç riskini de azaltır.” Dedi. Özsarı, özellikle sigara içenler, diyabet hastaları ve yüksek tansiyon gibi risk faktörlerine sahip bireylerin dişeti sağlığına daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini belirtti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Oct 2024 12:44:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/diseti-hastaliklari-kalp-sagligini-tehdit-ediyor-1730022247.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emzirme sürecinde spor yapmak sakıncalı mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/emzirme-surecinde-spor-yapmak-sakincali-mi-18735</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/emzirme-surecinde-spor-yapmak-sakincali-mi-18735</guid>
                <description><![CDATA[Doğum sonrası kilolarını vermek bazen aylar alabiliyor. Bu süreçte annelerin ilk başvurduğu ise hızlı kilo vermeye yardımcı olan egzersizler oluyor. Uzman emzirme danışmanı Sena Türkkan, egzersiz sonrası sütteki laktik asit oranının arttığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sonrası kilolarını vermek bazen aylar alabiliyor. Bu süreçte annelerin ilk başvurduğu ise hızlı kilo vermeye yardımcı olan egzersizler oluyor. Uzman emzirme danışmanı Sena Türkkan, egzersiz sonrası sütteki laktik asit oranının arttığını söyledi.</p>

<p><strong>Esmanur GÜLBAHAR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzman Emzirme Danışmanı Sena Türkkan, emzirme sürecinde hızlı kilo vermek ve forma girmek isteyen annelerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini Herkes Duysun mikrofonuna açıkladı.<br />
<br />
<strong>“ANNENİN YAPACAĞI AĞIR BİR EGZERSİZ, BEBEĞİN BESLENME ALIŞKANLIĞINI ETKİLEYEBİLİR”</strong><br />
<br />
Egzersizin hayatın önemli bir parçası olduğunun altını çizen Uzman Türkkan, “Egzersiz yapmak sağlık açısından oldukça önemli fakat emzirme sürecinde yapılan ağır egzersizler sütteki laktik asit seviyesinin artmasına sebep olabiliyor. Bu durum ise sütün tadında ve kokusunda değişikliğe sebep olabileceği için bebeğin beslenme alışkanlığını bozabiliyor. Bebek, anne sütünü reddebiliyor.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/24/emzirirken-spor-yapilir-mi-34-1729770270-943-x750.jpeg" style="height:467px; width:750px" /><br />
<br />
Emzirme dönemde egzersizden uzak durma gibi bir durumun söz konusu olmadığını belirten Uzman Emzirme Danışmanı Türkkan, yalnızca egzersiz sonrasında yaklaşık 1 saat kadar dinlenilmesini ve bu süreçte bol su tüketilmesini önerdi.<br />
<br />
Türkkan, egzersiz sonrası 1 saat dinlenme ve bol su tüketimi sonrası sütteki laktik asit seviyesi 60 ila 90 dakika arasında normale döndüğünü ifade etti ve emzirme döneminde olan annelerin ağır egzersizler yerine yoga, yürüyüş, hafif egzersiz ve pilates yapmalarını önerdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/emzirme-surecinde-spor-yapmak-sakincali-mi-1729838796.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obezite ameliyatlarından sonra oluşan deri sarkması tedavi edilebilir mi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/obezite-ameliyatlarindan-sonra-olusan-deri-sarkmasi-tedavi-edilebilir-mi-18715</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/obezite-ameliyatlarindan-sonra-olusan-deri-sarkmasi-tedavi-edilebilir-mi-18715</guid>
                <description><![CDATA[Obezite, dünyada bir milyardan fazla insanın hayatını tehdit ediyor. Türkiye’de ise her üç kişiden biri obezite ile mücadele ediyor. Aşırı kilo problemi yaşayan bireyler, obezite ameliyatı olup kilo vererek sağlıklı bireyler haline geliyor. Hızlı kilo kaybı yaşayanlar, deri sarkması problemi ile karşı karşıya kalabiliyorlar. Peki deri sarkması tedavi edilebiliyor mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Obezite, dünyada bir milyardan fazla insanın hayatını tehdit ediyor. Türkiye’de ise her üç kişiden biri obezite ile mücadele ediyor. Aşırı kilo problemi yaşayan bireyler, obezite ameliyatı olup kilo vererek sağlıklı bireyler haline geliyor. Hızlı kilo kaybı yaşayanlar, deri sarkması problemi ile karşı karşıya kalabiliyorlar. Peki deri sarkması tedavi edilebiliyor mu?</p>

<p><strong>Esmanur GÜLBAHAR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) -</strong> Plastik cerrahi uzmanları, Türkiye’de her yıl en az yarım milyon kişinin bariatrik cerrahiye başvurduğuna dikkat çekerek, bu ameliyatlardan sonra oluşabilecek deri sarkmalarının operasyon ile giderilebileceğini belirtiyor.</p>

<p><br />
<strong>OBEZİTE AMELİYATLARINDAN SONRA EN ÇOK SARKAN BÖLGELER: KOL, BACAK, KARIN VE GÖĞÜS</strong><br />
<br />
Plastik cerrahi uzmanları, cildin zamanla kilo kaybına adapte olmaya çalıştığını fakat yine de deri sarkması yaşanabileceğini belirterek, sarkmaların profesyonel bir estetik müdahale ile giderilebileceğini kaydediyor. Vücutta en sık sarkmaların karın, bacaklar, göğüs ve kol bölgelerinde gerçekleştiğini ifade eden uzmanlar, karın bölgesinde gerçekleşen sarkmanın karın germe ameliyatı (abdominoplasti) ile diğer bölgelerdeki sarkmaların ise farklı cerrahi müdahaleler ile toparlanabileceğini söylüyor.<br />
<br />
Plastik cerrahi uzmanları, bu ameliyatların yalnızca estetik görünüm sunmakla kalmayıp hastaların yaşam kalitelerini yükselttiğini ve kendilerini daha iyi hissetmelerini sağladığını da dile getiriyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/23/obezite-hasta-1729691742-356-x750.jpeg" style="height:419px; width:750px" /><br />
<br />
<strong>“BİRDEN FAZLA BÖLGENİN AYNI ANDA AMELİYAT EDİLMESİ HER ZAMAN MÜMKÜN DEĞİL”</strong><br />
<br />
Uzmanlar, hastaların vücutlarında birden fazla bölgede deri sarkmasıyla karşılaşabildiğini fakat bütün bölgelerin aynı anda ameliyat edilmesinin her zaman mümkün olmadığına dikkat çekiyor.<br />
<br />
Estetik cerrahi operasyonu için hastanın obezite ameliyatı sonrası iyileşme süresinin baz alındığını belirten uzmanlar, ameliyatın kişiye özel kademeli planlanarak yapıldığını ve kişilerin dikkat etmesi gereken birçok husus bulunduğu konusunda uyarıyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/23/korse-kullanimi-1729691740-994-x750.jpeg" style="height:352px; width:750px" /><br />
<br />
<strong>HASTA, DERİ SARKMASI AMELİYATINDAN SONRA NELER YAPMALI?</strong><br />
<br />
Ameliyat sonrası hastanın oldukça dikkatli olması gerektiğini belirten uzmanlar, deri altında sıvı birikimi oluşumunu engellemek ve ödemi azaltmak için korse kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Korse kullanımının 6 hafta boyunca devam etmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, fiziksel aktivitelere başlama süresinin ise 1-2 hafta civarında olduğunu belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/obezite-ameliyatlarindan-sonra-olusan-deri-sarkmasi-tedavi-edilebilir-mi-1729752406.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evde migren tedavisi nasıl yapılır?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/evde-migren-tedavisi-nasil-yapilir-18691</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/evde-migren-tedavisi-nasil-yapilir-18691</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde birçok insanın yaşadığı nörolojik bir rahatsızlık olan migren, en sık görülen baş ağrısı çeşitlerindendir. Farklı semptomlarla görülebilen migren için çeşitli tedavi yöntemleri öneriliyor. Evde migren tedavisi ise migren ile başa çıkmak zorunda kalan kişiler tarafından araştırılıyor. Peki migren evde tedavi edilebilir mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde birçok insanın yaşadığı nörolojik bir rahatsızlık olan migren, en sık görülen baş ağrısı çeşitlerindendir. Farklı semptomlarla görülebilen migren için çeşitli tedavi yöntemleri öneriliyor. Evde migren tedavisi ise migren ile başa çıkmak zorunda kalan kişiler tarafından araştırılıyor. Peki migren evde tedavi edilebilir mi?</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Migren genellikle sese, ışığa ve hareketlere aşırı duyarlılık gibi semptomlar göstererek kişinin yaşamını oldukça olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, migren ağrısına evde çözüm bulmanın ağrıyı hafifletmek ve semptomları yönetmek için etkili bir yöntem olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p><img height="396" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/22/migren-1729590524-13-x750.jpeg" width="750" /><br />
<br />
<strong>MİGREN ATAĞINA EVDE NE UYGULANABİLİR?</strong><br />
<br />
Uzmanlar, migren atağı geldiğinde koyu renkli bir odada dinlenmenin ve uyumanın vücudu rahatlatabileceğini, ayrıca ağrıyı hafifletebileceğini belirtiyor. Migren ağrısını hafifletmek için bir diğer yöntemin alın ve şakaklara soğuk kompres uygulamak olduğunu kaydeden uzmanlar, bazı kişiler için ise kafein alımının migren ağrısını azaltabileceğine dikkat çekiyor.<br />
<br />
Uzmanlar, bazı kişilerin ise derin nefes alma, yoga ve meditasyon gibi sakinleştirici tekniklere başvurmasının ağrıyı hafifletebileceğini belirtirken, susuz ve aç kalmanın da migren atağını tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p><img height="447" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/22/migrennn-1729590522-181-x750.jpeg" width="750" /><br />
<br />
<strong>MİGREN ATAĞI KAÇ GÜN SÜRER?</strong><br />
<br />
Uzmanlar, migren atağının süresinin kişiden kişiye ve atağın şiddetine göre değişiklik gösterebileceğini vurgulayarak, tipik bir migren atağının birkaç saat ile üç gün arasında değişebileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 09:35:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/evde-migren-tedavisi-nasil-yapilir-1729665329.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte kilo vermek için 11 neden!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/iste-kilo-vermek-icin-11-neden-18690</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/iste-kilo-vermek-icin-11-neden-18690</guid>
                <description><![CDATA[Kilo vermek genel sağlığı iyileştirmenin ve yaşam kalitesini artırmanın etkili bir yolu. Özellikle fazla kiloları olan kişiler için 5 kilogramlık bir kaybın bile sağlık açısından birçok olumlu sonucu var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kilo vermek genel sağlığı iyileştirmenin ve yaşam kalitesini artırmanın etkili bir yolu. Özellikle fazla kiloları olan kişiler için 5 kilogramlık bir kaybın bile sağlık açısından birçok olumlu sonucu var.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, kilo vermenin 11 faydasını sıraladı.</p>

<p><strong>Sindirim sistemi sorunlarını hafifletir</strong><br />
Kilo vermek sindirim sistemi fonksiyonlarını iyileştirir ve bağırsak hareketlerini düzenler. Dolayısıyla sağlıklı bir diyetle gerçekleşecek ideal kilo kaybı, kabızlık ve diğer sindirim sorunlarının azalmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Cilt sağlığına iyi gelir</strong><br />
Daha sağlıklı bir kiloya sahip olmak, cilt sağlığını da iyileştirebilir. Kilo vermek sivilce ve diğer cilt problemlerinin azalmasını sağlayabilir.</p>

<p><strong>Bağışıklık sistemini güçlendirir</strong><br />
Sağlıklı bir kiloda olmak bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Aşırı kilolu veya aşırı zayıf kişilerin bağışıklık sistemi zayıflayacağı için enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale gelir.</p>

<p><strong>Yaşam kalitesini artırır</strong><br />
Vücudun enerji seviyesinin yükselmesi, kilo vermenin en önemli yararlarından biridir. Daha sağlıklı ve aktif bir yaşam tarzı kişinin yaşam kalitesini artırır ve mutlu bir yaşam sürmesine yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Vücuttaki enflamasyonu azaltmaya yardımcı olur</strong><br />
Aşırı kilo vücutta kronik enflamasyona yol açabilir bu yüzden kilo vermek enflamasyon riskini azaltarak birçok kronik hastalığın da önüne geçer.</p>

<p><strong>Kalp sağlığını destekler</strong><br />
Kişi fazla kilolarından kurtulduğunda kan basıncı ve kolesterol seviyesi düşer bunun sonucunda da kalp sağlığı olumlu yönde etkilenir. Hipertansiyon birçok ciddi sağlık sorununun temel nedenlerinden biridir. Kilo verildiğinde kan damarları üzerindeki baskı azalır ve kan basıncı düşer. Araştırmalar vücut ağırlığındaki küçük bir azalmanın bile kalp hastalığı riskini önemli ölçüde azaltabileceğini gözler önüne seriyor.</p>

<p><strong>Eklem ağrılarını en aza indirir</strong><br />
Aşırı kilo eklemler üzerindeki baskıyı artırarak osteoartrit gibi sorunlarına yol açabilir. İdeal kiloda olmanın yararlarından biri de eklem ağrılarının daha az, hareket kabiliyetinin ise daha çok olmasıdır.</p>

<p><strong>Tip 2 diyabet riskini düşürür</strong><br />
Araştırmalar vücut ağırlığının yüzde 5 ila 10’unu kaybetmenin, insülin direncini iyileştirerek diyabet riskini önemli ölçüde düşürebileceğini gösteriyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Uyku kalitesini yükseltir</strong><br />
Kilo vermek uyku apnesi gibi uyku bozukluklarının tedavisine de yardımcı olur. Uykunun kalitesini artırarak genel sağlık üzerinde iyileştirici rol oynar.</p>

<p><strong>Enerji seviyesinin artmasına sebep olur</strong><br />
Kilo verildiğinde vücut üzerindeki fiziksel yük azalacağı için enerji seviyesi de ters oranla artmış olur. Daha az ağırlık taşımak günlük aktiviteleri daha az yorucu hale getirir.</p>

<p><strong>Kişinin kendine güvenini tazeler</strong><br />
Kilo vermenin yararları arasında son olarak kişinin öz güvenini ve beden imajını olumlu yönde etkilemesi de bulunur. Daha sağlıklı bir vücuda sahip olmak, kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 09:35:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/iste-kilo-vermek-icin-11-neden-1729665328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutsuzluk sendromu ile nasıl başa çıkılır?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mutsuzluk-sendromu-ile-nasil-basa-cikilir-18669</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mutsuzluk-sendromu-ile-nasil-basa-cikilir-18669</guid>
                <description><![CDATA[İlgi kaybı, motivasyon eksikliği ve kronik düşük ruh hali gibi belirtilerle ortaya çıkan mutsuzluk sendromu, hafif bir depresyon alt türü olarak kabul ediliyor. Peki mutsuzluk sendromunun etkileri ve sebepleri nelerdir? Nasıl başa çıkılır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlgi kaybı, motivasyon eksikliği ve kronik düşük ruh hali gibi belirtilerle ortaya çıkan mutsuzluk sendromu, hafif bir depresyon alt türü olarak kabul ediliyor. Peki mutsuzluk sendromunun etkileri ve sebepleri nelerdir? Nasıl başa çıkılır?</p><p><strong>Esmanur GÜLBAHAR / HERKES DUYSUN</strong><br />
<strong>BURSA (İGFA) -</strong> Psikologlar, iki yıl boyunca devam edebilen düşük ruh halinde kişinin enerjisinin düşebildiğini,&nbsp; ilgi alanlarına olan ilgisini kaybedebileceğini ve uyku sorunları yaşayabileceğini belirtiyor.<br />
<br />
Mutsuzluk sendromunun, kişinin yaşam kalitesini etkileyip ciddi bir tedavi gerektirebileceğini de ifade eden uzmanlar, bu sendromun daha ciddi bir depresyonun ön belirtisi olabileceği konusunda uyarıyor.<br />
<br />
<strong>İŞTE MUTSUZLUK SENDROMUNUN BELİRTİLERİ…</strong><br />
<br />
Psikologlar, bu sendromu yaşayan kişinin sürekli düşük ruhsal durum, ilgi ve zevk kaybı, enerji kaybı, dikkat ve konsantrasyon sorunları, iştah değişiklikleri ve sosyal izolasyon yaşabildiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><img height="374" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/21/mutsuzluk-se-nn-1729520088-989-x750.jpeg" width="750" /><br />
<br />
<strong>MUTSUZLUK SENDROMU NEDEN OLUR?</strong><br />
<br />
Psikologlar mutsuzluk sendromunun nedenleri tam olarak bilinmese de bu duruma yol açabilen çeşitli faktörler bulunduğunu vurgulayarak, olası nedenleri şu şekilde sıralıyor:<br />
<br />
-Genetik faktörler<br />
-Kimyasal denge<br />
-Kişisel geçmiş<br />
-Sağlık sorunları<br />
-Stres<br />
-İlaçlar<br />
-Sosyal izolasyon<br />
-Kişisel Faktörler<br />
<br />
<strong>MUTSUZLUK SENDROMUNUN TEDAVİSİ VAR MI?</strong><br />
<br />
Mutsuzluk sendromu yaşayan kişilerin belirti şiddeti ve kişinin özel durumuna bağlı olarak farklılık gösterebildiğinin altını çizen uzmanlar, bu sendromu yaşayan kişilerin tedavisinde psikoterapi(konuşma terapisi), ilaç tedavisi, destek grupları, yaşam tarzı değişiklikleri, meditasyon ve rahatlama teknikleri ile sosyal destek gibi yöntemler izlenebileceğini ifade ediyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 09:33:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/mutsuzluk-sendromu-ile-nasil-basa-cikilir-1729578815.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kola en çok dişlere zarar veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kola-en-cok-dislere-zarar-veriyor-18667</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kola-en-cok-dislere-zarar-veriyor-18667</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda artan kolalı içecek tüketimi, sağlığımız üzerinde ciddi tehditler oluşturuyor. Uzmanlar, özellikle gençler arasında yaygın olan bu alışkanlığın obezite, diyabet ve diş sağlığı problemleri gibi pek çok sağlık sorununa yol açabileceği konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda artan kolalı içecek tüketimi, sağlığımız üzerinde ciddi tehditler oluşturuyor. Uzmanlar, özellikle gençler arasında yaygın olan bu alışkanlığın obezite, diyabet ve diş sağlığı problemleri gibi pek çok sağlık sorununa yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>Reyhan ÖZBAKIR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bir kutu kolanın, ortalama 30 gram şeker içerdiğini belirten uzmanlar, bu miktarın bir yetişkinin günlük önerilen şeker alımının neredeyse tamamını karşıladığını belirtiyor. Aşırı şeker tüketiminin insülin direncini artırarak diyabet riskini yükselttiği ve kalp sağlığına zarar verdiği ifade ediliyor.</p>

<p>Uzmanlar, kolalı içeceklerin düzenli tüketiminin vücut kitle indeksini artırarak obeziteye yol açtığını da kaydederken obezitenin yalnızca fiziksel sağlığı etkilemekle kalmadığını, aynı zamanda psikolojik sorunlara ve yaşam kalitesinin düşmesine de neden olduğunu belirtiyor.&nbsp;</p>

<p>Kolanın en çok dişlere zarar verdiğinin de altını çizen uzmanlar, “Kola ve diğer asidik içecekler, diş minesine zarar vererek çürümelere yol açar. Ayrıca Gençler arasında daha çok tüketilen kolanın geç yaşta diş ömrünü azaltır.” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/kola-en-cok-dislere-zarar-veriyor-1729578804.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk havalarda gribal enfeksiyona dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/soguk-havalarda-gribal-enfeksiyona-dikkat-18666</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/soguk-havalarda-gribal-enfeksiyona-dikkat-18666</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde Türkiye genelinde hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte hastanelere başvuru sayısı arttı. Uzmanlar gribal enfeksiyonlara karşı uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde Türkiye genelinde hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte hastanelere başvuru sayısı arttı. Uzmanlar gribal enfeksiyonlara karşı uyardı.</p><p><strong>Arda ŞARU / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA)- </strong>Ekim ayının başı itibariyle Türkiye’de hava sıcaklıkları düşüşe geçti. Son günlerde ise yurt genelinde hava sıcaklıklarında ciddi bir düşüş yaşandı. Bazı meteoroloji bölge müdürlükleri ve valilikler soğuk havalara karşı uyarılarda bulunurken, don riskine karşı önlem alma çağrısında da bulundu.</p>

<p>Öte yandan uzman hekimler de hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte hastanelere başvuru sayılarında ciddi bir yükselme olduğunu kaydederek gribal enfeksiyona karşı vatandaşları uyardı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/21/haber-ici-2-1729519281-593-x750.png" width="750" /></p>

<p>Kış aylarında hastanelerin en fazla şikayet aldıkları konuların başında gribal enfeksiyonların geldiğini belirten uzmanlar; eklem ve kas ağrıları, boğaz ağrısı, kuru öksürük, burun akıntısı, balgam, göğüs ağrısı, yüksek ateş ve ishal gibi semptomların gribal enfeksiyonların olası belirtileri olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Bu belirtilerin en az ikisinin görüldüğü vatandaşların önce aile sağlığı merkezlerine başvurmalarını tavsiye eden uzmanlar, aile hekiminin yönlendirmesi halinde hastanelere başvurulması gerektiğini belirtti.</p>

<p><img height="499" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/21/haber-ici-1-1729519285-458-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Kış aylarında gribal enfeksiyonlara yakalanmamak için C vitamini tüketiminin makul düzeyde artırılması gerektiğini ifade eden uzmanlar vatandaşlara biber, limon, portakal ve mandalina gibi ürünleri daha fazla tüketmeleri tavsiyesinde bulundu.</p>

<p>Öte yandan su ve sıvı tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğini kaydeden uzmanlar günde en az iki litre su içilmesi gerektiğini hatırlatırken bunun yanında ıhlamur, papatya, yeşilçay, adaçayı ve kuşburnu gibi bitki çaylarının da tüketilmesini önerdi.</p>

<p>Uzmanlar ayrıca ortam sıcaklığı ile vücut sıcaklığı arasındaki dengenin de önemli olduğuna dikkat çekerek, dışarıdaki hava ile içerideki hava arasında 8 ila 10 dereceden fazla fark olmaması gerektiğini ifade etti. Oda sıcaklığını çok fazla artırmak yerine daha kalın kıyafetler tercih edilmesini öneren uzmanlar, dışarıya çıkarken de güneşe ve açık havaya aldanmamaları gerektiği konusunda vatandaşları uyardı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 09:33:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/soguk-havalarda-gribal-enfeksiyona-dikkat-1729578802.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>65 yaş üstü kadınlar her yıl kemik ölçümü yaptırmalı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/65-yas-ustu-kadinlar-her-yil-kemik-olcumu-yaptirmali-18637</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/65-yas-ustu-kadinlar-her-yil-kemik-olcumu-yaptirmali-18637</guid>
                <description><![CDATA[Osteoporozun, yaşam süresinin uzaması ve sağlıksız yaşam tarzları nedeniyle her geçen gün daha fazla görüldüğünü kaydeden uzmanlar, ileri yaş kadınlarda hormon değişikleri sonucu daha şiddetli görüldüğünü söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Osteoporozun, yaşam süresinin uzaması ve sağlıksız yaşam tarzları nedeniyle her geçen gün daha fazla görüldüğünü kaydeden uzmanlar, ileri yaş kadınlarda hormon değişikleri sonucu daha şiddetli görüldüğünü söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Osteoporoz yaşam süresinin uzamasıyla birlikte daha sık görülüyor</p>

<p>Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü nedeniyle kemik sağlığı ile ilgili kadınlara tavsiyelerde bulundu.</p>

<p>Osteoporozun, sedanter yaşam tarzı, kötü beslenme alışkanlıkları ve yaşam süresinin uzamasıyla birlikte daha sık görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Erkek ve kadınlarda osteoporoz oluşma riski vardır, fakat ileri yaş kadınlarda hormon değişikleri sonucu daha şiddetli olarak karşımıza çıkıyor. Uzun süreli steroid kullanımı, diyaliz ve organ nakli geçmişi olan immünsüpresif insanlarda (bağışıklık sisteminin aktivasyonu veya etkinliği azalan) daha genç yaşta osteoporoz görülebilir. Kemik yoğunluğu azaldıkça, vücudumuzu taşıyan kemiklerin ve özellikle omurga, kalça ve diz eklemlerindeki yükler artar. Şiddetli sırt, bel ve kalça ağrıları, yürüme mesafesinde azalma ve basit travmalar sonucu bile kemik kırıkları ortaya çıkabilir. Bu nedenle kemik sağlığımızı korumak için erkenden yol almamız gerekecektir.” dedi.</p>

<p>Her insanın yaşlandıkça kemik yoğunluğunun azaldığını ve osteoporoza aday olduğunu ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Çocukluk çağından itibaren kalsiyum ve magnezyumdan zengin beslenerek (ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, domates, patates, süt ve süt ürünleri)&nbsp; depolarımızı arttırabiliriz. Düzenli egzersizler ile kilo alımına dikkat ederek kemiklerimize binecek yükü azaltıp, kas sistemimizi güçlendirebiliriz. Vitamin D eksikliği de osteoporoza zemin hazırladığı ispatlanmıştır. Bu nedenle olabildikçe dışarda temiz havada vakit geçirmemiz ve güneş ışığından faydalanmamız gerekecektir. Ofis çalışanları gibi günün çoğunu kapalı alanda geçiren insanlar için D vitamini içeren gıda takviyesi kullanabilirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>65 YAŞ ÜSTÜ KADINLAR YILLIK KEMİK DANSİTOMETRİSİ ÖLÇÜMÜ YAPTIRMALI</strong></p>

<p>&nbsp;Osteoporoz tanısı alan kişilerin mutlaka omurga cerrahisi ve endokrinoloji hekimlerine muayene olması gerektiğine de işaret eden Op. Dr. İdris Avcı, “Osteoporoz araştırma ve önleme topluluğu, 65 yaş üstü kadınların yıllık kemik dansitometrisi ölçümü yaptırmalarını öneriyor. Diyabeti olan, uzun süreli steroid kullanan ve immünsüpresif insanlar için endokrinoloji ve omurga cerrahisinin belirlediği risk oranına göre daha erken yaşlarda kemik ölçüm taramaları öneriliyor. Erkeklerde ise o kadar keskin veriler bulunmuyor ve rutin olarak kemik dansitometri ölçümü yapılması sadece özellikli durumlarda tavsiye ediliyor” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Oct 2024 14:51:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/65-yas-ustu-kadinlar-her-yil-kemik-olcumu-yaptirmali-1729425088.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gribe karşı önlem:  Grip aşısı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gribe-karsi-onlem-grip-asisi-18602</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gribe-karsi-onlem-grip-asisi-18602</guid>
                <description><![CDATA[Mevsimsel grip, influenza virüslerinin neden olduğu oldukça bulaşıcı bir akut solunum yolu enfeksiyonu ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kas ağrısı, baş ağrısı, öksürük ve yorgunluk gibi grip belirtileri hafiften şiddetliye kadar değişkenlik gösterdiğini belirten Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Acar, “Grip virüsü doğrudan zatürreye yol açabildiği gibi zatürreye neden olabilecek diğer mikroorganizmalar için de kolaylaştırıcı bir zemin oluşturur.” uyarısında bulunarak grip ve zatürreden korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu vurguladı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsimsel grip, influenza virüslerinin neden olduğu oldukça bulaşıcı bir akut solunum yolu enfeksiyonu ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kas ağrısı, baş ağrısı, öksürük ve yorgunluk gibi grip belirtileri hafiften şiddetliye kadar değişkenlik gösterdiğini belirten Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Acar, “Grip virüsü doğrudan zatürreye yol açabildiği gibi zatürreye neden olabilecek diğer mikroorganizmalar için de kolaylaştırıcı bir zemin oluşturur.” uyarısında bulunarak grip ve zatürreden korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu vurguladı. </p><p><strong>BURSA(İGFA) - </strong>Dünya çapında her yıl yaklaşık 1 milyar insan mevsimsel gripten etkileniyor. Bu vakalardan yaklaşık 5&nbsp;milyonu ağır seyrederken, gribe bağlı komplikasyonlar nedeniyle her yıl yaklaşık 500 bin kişi hayatını&nbsp;kaybediyor. Grip virüsünün yol açtığı en önemli komplikasyonlardan biri olan zatürre, özellikle risk&nbsp;grupları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Grip ve zatürre aşıları, bu hastalıklardan korunmanın en etkili&nbsp;yolu olarak gösteriliyor.</p>

<p><strong>GRİP BU KİŞİLERDE CİDDİ SORUNLARA NEDEN OLABİLİYOR!&nbsp;</strong><br />
Grip salgınının her yıl Eylül - Ekim aylarında başlayarak kış aylarında zirveye ulaştığını belirten Prof. Dr. Ali Acar, “ Grip, her yaştan bireyi etkileyebilir; ancak 50 yaş üstündeki kişiler, 5 yaş altındaki&nbsp;çocuklar, akciğer, kalp hastalığı, diyabet, böbrek ve karaciğer yetmezliği olan kişiler, hamileler, aşırı&nbsp;kilolular, AIDS, kanser gibi hastalıklar ve çeşitli ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler grip&nbsp;ve komplikasyonlarından daha fazla etkileniyor. Bu risk grubundaki kişiler grip aşısı olmalı. Ayrıca&nbsp;sağlık personellerinin ve risk grubundaki bireylerle teması olanların da aşı olması oldukça önemli. 6&nbsp;aydan büyük herkes grip aşısı olabilir.” dedi.</p>

<p><strong>NEDEN HER YIL GRİP AŞISI OLMAK GEREKİR?</strong><br />
Prof. Dr. Ali Acar, “Grip virüsünün yapısınının her yıl değişmesi nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü, küresel izleme verilerine dayanarak aşı içerikleri için yıllık önerilerde bulunuyor ve her yıl aşı içeriği Dünya<br />
Sağlık Örgütü'nün tavsiyeleri dikkate alınarak hazırlanıyor.” diyerek sözlerine şöyle devam etti:&nbsp;“Aşı, yapıldığı grip sezonu için etkili oluyor. Bu nedenle; daha önce geçirilmiş grip hastalığı ya da<br />
uygulanmış grip aşısına bakılmaksızın mevsimsel gribe karşı etkin bir korunma sağlanması için her yıl&nbsp;grip aşısı yaptırılmalıdır. Risk grubundaki kişilerin Eylül - Ekim aylarından itibaren mevsimsel grip&nbsp;salgınlarına neden olabilecek virüslere karşı hazırlanan güncel aşılarla aşılanması gerekiyor. Grip&nbsp;aşısının koruyuculuğu yaklaşık 6-8 ay sürüyor. Özellikle risk grupları, Eylül ve Ekim aylarından itibaren&nbsp;aşılanmalı; aşı olamayanlar ise Mart ayının sonuna kadar aşılanabilir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 15:12:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/gribe-karsi-onlem-grip-asisi-1729167154.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1 milyon bağışçı nakil bekleyenlere umut oluyor... Nasıl kök hücre bağışçısı olunur?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/1-milyon-bagisci-nakil-bekleyenlere-umut-oluyor-nasil-kok-hucre-bagiscisi-olunur-18585</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/1-milyon-bagisci-nakil-bekleyenlere-umut-oluyor-nasil-kok-hucre-bagiscisi-olunur-18585</guid>
                <description><![CDATA[Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü TÜRKÖK projesi kapsamında 1 milyonu aşkın kök hücre bağışçı adayına ulaştı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü TÜRKÖK projesi kapsamında 1 milyonu aşkın kök hücre bağışçı adayına ulaştı</p><p><strong>ANKARA (İGFA) -&nbsp;</strong>Türk Kızılay, Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içinde yürüttüğü Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK) projesi kapsamında, kök hücre bağışçı adaylarının kazanımını sağlama ve eşleşme/nakil süreçlerinin takibi görevlerini yürütüyor.</p>

<p>Proje kapsamında kök hücre tedavisine ihtiyaç duyan hastalar için bağışçı adayı olan kişi sayısı (aktif kök hücre bağışçı adayı) 1 milyon 166 kişiye ulaştı.</p>

<p>Halk arasında kemik iliği nakli olarak da ifade edilen kök hücre nakline, kemik iliği kanserleri, lenfomalar, organ kanserleri, kemik iliğinin yetersiz çalıştığı veya çalışmadığı durumlar ile immün yetersizlikler ve kalıtsal metabolik hastalıkların tedavisinde ihtiyaç duyuluyor.&nbsp;</p>

<p>1 milyonu aşkın kök hücre bağışçı adayına teşekkür eden Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, “Tıpkı kan bağışçılarımız gibi, kök hücre bağışçılarımız da hayat kurtarmaya gönüllü olan sessiz kahramanlarımız. Kök hücre bağışı, bazen lösemi hastası bir çocuğumuz bazen kalıtsal hastalığı olan bir gencimiz için tek yaşam umudu. Bu yüzden Türk Kızılay olarak sağlıklı her vatandaşımızı kök hücre bağışı için kan örneği vermeye ve iyiliğin en güzel haline ortak olmaya davet ediyoruz” dedi.</p>

<p><img class="" height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/16/1726902218-cevl0012-1729089050-193-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>NASIL BAĞIŞÇI ADAYI OLUNUR?</strong></p>

<p>Kök hücre bağışçısı olmak isteyenler, Kızılay kan bağış noktalarına giderek TÜRKÖK Bilgilendirme ve Onam Formu’nu dolduruyor. Bağışçı adaylarından alınan üç tüp kan, gerekli testlerden geçtikten sonra sonuçlar TÜRKÖK Kemik İliği Bankası (KİB) veri tabanına aktarılıyor ve kişi bağışçı adayı olarak sisteme dahil ediliyor. Sağlık Bakanlığı, veri tabanında bir hasta ile eşleşme tespit ettiğinde Kızılay, bağışçı adayına ulaşarak detaylı testler yapıyor ve bağışçının uygun bulunması halinde tedavi süreci başlıyor. Vatandaşlarımız kök hücre bağışı ile ilgili daha fazla bilgiye www.kanver.org sitesinden ulaşabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 09:20:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/1-milyon-bagisci-nakil-bekleyenlere-umut-oluyor-nasil-kok-hucre-bagiscisi-olunur-1729146051.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanseri tetikleyen gıdalara dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kanseri-tetikleyen-gidalara-dikkat-18584</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kanseri-tetikleyen-gidalara-dikkat-18584</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, giderek yaygınlaşan işlenmiş gıdaların ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği konusunda vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, giderek yaygınlaşan işlenmiş gıdaların ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği konusunda vatandaşları uyarıyor.</p><p><strong>Duygu DOĞAN / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Son yıllarda dünya genelinde değişen beslenme alışkanlıkları, hazır gıda tüketiminin oldukça artmasına sebep oldu. Uzmanlar, işlenmiş paketli gıdaların tüketicileri ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya bırakabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.</p>

<p>İşlenmiş gıdaların önemli bir bölümünde kullanılan maddelerin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığı etkilediğini belirten uzmanlar, söz konusu ürünlerin kanseri ve kaygı bozukluklarını tetikleyebileceğini kaydediyor.</p>

<p><img height="498" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/16/gida1-1729088435-489-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Son on yılda hazır gıda tüketiminin dünya genelinde yüzde 50 oranında arttığını ifade eden uzmanlar, işlenmiş ve paketli gıdaların sık tüketiminin çeşitli kanserlere yol açabileceğini, öte yandan sindirim ve bağışıklık sistemlerine zarar verebileceğini dile getiriyor.</p>

<p>Ayrıca noddle, hazır çorba ve bulyon gibi ürünlerin çoğunlukla kimyasal maddeler kullanılarak elde edildiğinin altını çizen uzmanlar; cips ve jelibon gibi ürünlerin de yoğun tüketimde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceklerini vurguluyor.</p>

<p><img height="500" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/16/gida3-1729088433-546-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Üreticilerin, işlenmiş gıdaların raf ömürlerini artırmak için çok çeşitli kimyasal maddeler kullandıklarını hatırlatan uzmanlar, hem beden beden hem de ruh sağlığı açısından bu gıdalardan uzak durmaları konusunda vatandaşları uyarıyor.</p>

<p>Uzak durulması gereken en önemli ürünlerin başında işlenmiş et ürünlerinin geldiğini belirten uzmanlar, akademik araştırmaların işlenmiş etin besin değerini düşürdüğü gibi içerisine karıştırılan kimyasalların sağlık açısından tehditler barındırabileceğine vurgu yapıyor.</p>

<p>Kanser riskini en aza indirmek için işlenmiş etten uzak durulması gerektiğini belirten uzmanlar işlenmiş etin birinci sınıf kanserojen olarak sınıflandırıldığını ve kesinlikle uzak durulması gerektiğini ifade ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 09:20:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/kanseri-tetikleyen-gidalara-dikkat-1729146046.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mamografiden değil ilerleyen kanserden korkun!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mamografiden-degil-ilerleyen-kanserden-korkun-18571</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mamografiden-degil-ilerleyen-kanserden-korkun-18571</guid>
                <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, bazı hastaların radyasyon almaktan korktuğu için mamografi gibi görüntülüme cihazlarından kaçabildiğine dikkati çekerek, bunun yersiz bir korku olduğu ve düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiği kaydedildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, bazı hastaların radyasyon almaktan korktuğu için mamografi gibi görüntülüme cihazlarından kaçabildiğine dikkati çekerek, bunun yersiz bir korku olduğu ve düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiği kaydedildi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Meme kanseri ilk evrelerinde ayırt edici belirtiler göstermeyebiliyor ve bu sebeple gözden kaçırılması kolaylaşıyor.</p>

<p>Şüphelenilmesi gereken belirtileri sıralayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Memelerden birinin şekli veya boyutunda aniden fark edilen bir değişiklik, meme cildinde çukurlaşma, portakal kabuğu görünümü, kızarıklık veya kalınlaşma, meme ucunda içe çekilme, hassasiyet veya meme ucunun etrafındaki deride renk değişiklikleri, meme ucundan özellikle kanlı bir akıntı gelmesi, memede veya koltuk altında tekrar eden bir ağrı hissedilmesi, bazı türleri lenf düğümlerini etkilediği için koltuk altında ya da boyun bölgesinde şişlik veya sertlik gibi şikayetler varsa vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulmalı” dedi.</p>

<p><strong>KANSER YAYILMADIĞI İÇİN SINIRLI ALANDA TEDAVİ KOLAYLAŞIR</strong></p>

<p>Meme kanseri erken evrelerde tespit edildiğinde, kanseringenellikle sadece meme dokusuyla sınırlı olduğu&nbsp;ve henüz yayılmadığının altını çizen Prof. Dr. Emre, "Bu durumda, tedavi kolaylaşır ve kanserin tamamen ortadan kaldırılma olasılığı daha yüksektir. İleri evrelerde ise kanser akciğer, karaciğer, kemik gibi organlara yayılabilir, bu da tedaviyi zorlaştırır. Erken evrelerde cerrahi müdahaleler daha küçük çaplı olabilir ve memenin tamamının alınması yerine yalnızca kanserli bölgenin çıkarılması mümkün olabilir.&nbsp;Erken evrelerde tanı konulduğunda genellikle kemoterapi veya radyoterapi gibi yoğun tedavilere daha az ihtiyaç duyulabilir bu yüzden uygulanan daha hafif tedavi yöntemleri, hastanın yaşam kalitesini korumasına yardımcı olur. Erken evrelerde teşhis edilen hastalar, tedavi sonrası günlük yaşamlarına daha çabuk dönebilirler. Ağır olmayan tedavilerin yan etkileri de hafif olacağı için, hastaların fiziksel ve psikolojik olarak daha iyi bir iyileşme süreci geçirmesi sağlanabilir" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Oct 2024 09:37:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/mamografiden-degil-ilerleyen-kanserden-korkun-1729060666.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiddete maruz kalanların şiddet ihtimali daha yüksek!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/siddete-maruz-kalanlarin-siddet-ihtimali-daha-yuksek-18558</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/siddete-maruz-kalanlarin-siddet-ihtimali-daha-yuksek-18558</guid>
                <description><![CDATA[Bir kadının şiddete maruz kaldığını anlayabilmesi için belirtilerden bahseden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şiddetin önlenebilmesi için de bazı önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir kadının şiddete maruz kaldığını anlayabilmesi için belirtilerden bahseden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, şiddetin önlenebilmesi için de bazı önerilerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Son zamanlarda ülkemizde yaşanan kadına yönelik şiddet eylemlerinin toplumun derinden sarsılmasına ve üzülmesine neden olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, bazı kişilerin şiddete maruz kaldıklarını anlayamayabileceğini bu nedenle şiddeti tanımlamanın önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Bazı kişilerin yaşadıkları veya içinde bulundukları durumda şiddete maruz kaldıklarını anlayamayabildikleri için şiddeti tanımlamanın önemli olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu durum şiddetten kaçınılmasına ya da tedbir alınabilmesinin önüne geçebiliyor. Peki şiddet nedir? Şiddet, bir kişiye veya gruba zarar verme amacıyla yapılan her türlü davranışın genel adıdır. Fiziksel, sözlü, duygusal ve cinsel biçimde görebilir. Bu durum veya durumlar bireyin sadece bedeninde değil ruhunda da derin yaralar açabilir. Hemen herkes şiddete maruz kalabiliyor. Kadın, erkek, hayvan fark etmeksizin bütün canlılar bu durumu yaşayabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>ŞİDDET FARKLI ŞEKİLLERDE GÖRÜLEBİLİYOR!&nbsp;</strong></p>

<p>Her kesim için şiddetin çok yıkıcı olabildiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Ancak biz kadına yönelik şiddeti ele alacağız. Şiddetin tanımını yaptıktan sonra şiddete maruz kalınıp kalınmadığının nasıl anlaşılabileceğine değinmek faydalı olacaktır.” dedi.</p>

<p>Türkiye’de 2021 yılında yapılan araştırmada kadınların yüzde 38’inin hayatlarının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldıklarını ifade ettiklerini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Kadın cinayetlerine bakıldığında, 2021 yılında 300 kadının öldürüldüğü bildirilmiştir. Aile içi şiddet üzerine yapılan çalışmada ise kadınların yüzde 20’sinin eşleri tarafından şiddete uğradığı belirtiliyor. Bu sayıların bildirilmeyenlerle birlikte çok daha yüksek olduğu düşünülüyor.” dedi.</p>

<p>Şiddete maruz kalan kadınlar için güvenlik, barınma ve psikolojik açıdan destekleyici hizmet verilebileceğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın,&nbsp;“Cinsiyet eşitliği konusunda erkeklere eğitimler verilebilir. Bununla birlikte şiddetin güç göstergesi ya da erkeklik ifadesi olmadığına dair farkındalık oluşturmaya yönelik programlar oluşturabilir.&nbsp;Kadına şiddeti normalize eden yayınlara izin verilmemesi, toplumsal rollerin yeniden dizayn edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini vurgulayan yayınların arttırılması bir başka yöntem olabilir. Üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve hükümet yetkililerinin koordineli biçimde çalışması da önemlidir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 15:16:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/siddete-maruz-kalanlarin-siddet-ihtimali-daha-yuksek-1728994578.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Organ naklinde marka üniversiteden bir ilk</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/organ-naklinde-marka-universiteden-bir-ilk-18557</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/organ-naklinde-marka-universiteden-bir-ilk-18557</guid>
                <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi başarılarına bir yenisini daha ekleyerek, ilk kez 4'lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Üniversitesi başarılarına bir yenisini daha ekleyerek, ilk kez 4'lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdi.</p><p>ANKARA (İGFA) - Üniversite hastaneleri&nbsp;eğitim, araştırma ve geliştirmedeki kıymetli çalışmalarıyla dünyaya örnek olmaya devam ediyor.</p>

<p>Organ nakli konusunda marka olan&nbsp;Akdeniz Üniversitesi'nden başarılı bir operasyona ilişkin haberi Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, sosyal medya hesabından paylaştı.</p>

<p>Özvar, Akdeniz Üniversitesi'nin&nbsp;başarılarına bir yenisini daha ekleyerek ilk kez 4’lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdiğini duyurdu.</p>

<p>Başkan Özvar, aynı anda 8 ameliyathanede, çok sayıda cerrahi ekibin eş zamanlı çalıştığı domino nakli başarıyla tamamlayan Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan ve tüm ekibini tebrik ederek, operasyonun videosu ve hikayesini paylaştı.</p>

<p><blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560"><p lang="tr" dir="ltr">Üniversite hastanelerimiz eğitim, araştırma ve geliştirmedeki kıymetli çalışmalarıyla dünyaya örnek olmaya devam ediyor. Organ nakli konusunda marka olan <a href="https://twitter.com/Akdenizuni?ref_src=twsrc%5Etfw">@Akdenizuni</a> başarılarına bir yenisini daha ekleyerek ilk kez 4’lü çapraz böbrek nakli gerçekleştirdi. <br>Aynı anda 8… <a href="https://t.co/ged9pgad0e">pic.twitter.com/ged9pgad0e</a></p>&mdash; Erol Özvar (@erolozvar) <a href="https://twitter.com/erolozvar/status/1845851107798495350?ref_src=twsrc%5Etfw">October 14, 2024</a></blockquote> <script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 15:16:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/organ-naklinde-marka-universiteden-bir-ilk-1728994569.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözlerimizi korumanın 10 yolu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gozlerimizi-korumanin-10-yolu-18489</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gozlerimizi-korumanin-10-yolu-18489</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde, 1 milyar insanın önlenebilecek veya henüz çözülmemiş bir görme bozukluğu olduğu bilgisini paylaşan Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban  Atilla, “Gözlerimizi ihmal etmeden korumamız gerekiyor.  Dünya Görme Günü’nde biz Türk hekimleri de göz sağlığı bilincini artırmak için çalışıyoruz” dedi.  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde, 1 milyar insanın önlenebilecek veya henüz çözülmemiş bir görme bozukluğu olduğu bilgisini paylaşan Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban &nbsp;Atilla, “Gözlerimizi ihmal etmeden korumamız gerekiyor. &nbsp;Dünya Görme Günü’nde biz Türk hekimleri de göz sağlığı bilincini artırmak için çalışıyoruz” dedi. &nbsp;</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Dünya Görme Günü, önlenebilir körlük ve görme kusurları konusuna dikkat çekmek için tüm dünyada her yıl Ekim ayının ikinci Perşembe günü kutlanıyor. &nbsp;</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Körlüğü Önleme Ajansı işbirliği ile düzenlenen etkinlikler ve farkındalık artırma çalışmalarıyla kutlanan Dünya Görme Günü &nbsp;kapsamında göz hekimleri ve uzmanlar, her bireyin göz sağlığını koruması için farkındalık ve bilinçlendirme çalışmaları yürütüyor.&nbsp;</p>

<p><strong>GÖZLERİMİZİ KORUMANIN 10 YOLU</strong></p>

<p>Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla, Dünya Görme Günü’nün tüm dünyada göz hekimleri, uzmanlar ve gönüllüler tarafından kutlandığını belirtti. Atilla, dünyada neredeyse herkes yaşamı boyunca bir göz sağlığı sorunu yaşıyor, ancak dünya çapında bir milyardan fazla insan, göz sağlığı veya tedavisi için gereken hizmete erişemiyor. Herkes, gözlerini sevmek ve korumak için gerekli bu 10 kuralı uygulamalı ve çevresindekileri haberdar etmeli, diyerek önerilerini paylaştı.&nbsp;</p>

<p><strong>1. 20/20/20 kuralını uygulayın.</strong></p>

<p>Ekrana bakarken, göz yorgunluğunu ve baş ağrısını önlemek için her 20 dakikada bir 20 saniye boyunca 6 metre uzaktaki bir şeye bakın.</p>

<p><strong>2. Dışarıda vakit geçirin.</strong></p>

<p>Çocuklar günde en az iki saat dışarıda vakit geçirmelidir. Bu gözlerinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olur ve miyop olmalarını önler.</p>

<p><strong>3. Dışarıda güneş gözlüğü takın.</strong></p>

<p>Güneş ışınlarının gözlerinize zarar vermesini önlemek için güneş gözlüklerinizin UVA ve UVB koruması sağladığından emin olun.</p>

<p><strong>4. Gerekliyse numaralı gözlük takın.</strong></p>

<p>Net görmek, göz yorgunluğunu ve baş ağrısını önlemek için numaralı gözlüklerinizi takın.</p>

<p><strong>5. Göz enfeksiyonlarını önlemek için kozmetik ürünlerinizi kontrol edin.</strong></p>

<p>Göz enfeksiyonlarına neden olabilecek bakteri oluşumunu önlemek için göz makyajı malzemelerinizin son kullanma tarihini kontrol edin ve fırçalarınızı düzenli olarak değiştirin.</p>

<p><strong>6. Düzenli egzersiz yapın.</strong></p>

<p>Düzenli egzersiz yapmak, diyabet veya yüksek tansiyon gibi görme sağlığınızı olumsuz etkileyebilecek durumların gelişme riskini azaltır.</p>

<p><strong>7. Sağlıklı beslenin.</strong></p>

<p>Dengeli beslenme, sağlıklı gözleri korumak için gerekli olan vitamin ve minerallere sahip olmanızı sağlar.</p>

<p><strong>8. Sigara içmeyin.</strong></p>

<p>Sigara içmek, ciddi göz rahatsızlıkları ve kalıcı görme kaybı geliştirme riskinizi artırır.</p>

<p><strong>9. Sorunlar ortaya çıkmadan önce tespit etmek için bir göz muayenesi yaptırın.</strong></p>

<p>Göz muayenesi, gözdeki sorunları şikayetleriniz artmadan önce tespit edebilir, bu nedenle gözlerinizde bir sorun olmadığını düşünüyorsanız bile muayene olun.&nbsp;</p>

<p><strong>10. Gözlerinize öncelik verin, tüm hayatınız boyunca onlara ihtiyacınız var.</strong></p>

<p>Düzenli göz kontrolleri için takviminize hatırlatıcılar koyun. 1-2 yıl aralarla gözlerinizi kontrol ettirin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2024 09:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/gozlerimizi-korumanin-10-yolu-1728628520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşı, gripten korunmanın en güçlü yolu!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/asi-gripten-korunmanin-en-guclu-yolu-18444</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/asi-gripten-korunmanin-en-guclu-yolu-18444</guid>
                <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümünden Doç. Dr. Servet Öztürk gripten korunmanın yollarını anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümünden Doç. Dr. Servet Öztürk gripten korunmanın yollarını anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Soğuk havalar kapıda, kış mevsimi yaklaşırken grip virüsü de hızla yayılmaya başladı. Toplu alanlarda geçirilen zamanın arttığı bu dönemde grip salgınları ciddi bir sağlık sorunu haline gelebilir. Peki gripten korunmanın en etkili yolu nedir?</p>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümünden Doç. Dr. Servet Öztürk gripten korunmanın yollarını anlattı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/09/1728452819-do-dr-servet-zt-rk-1728457414-813-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Her grip sezonunda milyonlarca kişi hastalığa yakalanmakta, ciddi iş gücü kaybına uğramakta, yüzbinlerce insan hastaneye yatırılmakta, onbinlerce insan influenza ve komplikasyonları nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkati çeken Doç. Dr. Servet Öztürk, "Grip virüsü damlacık, aerosol ve temas ile bulaşabilmektedir. Özellikle kapalı ortamda bulaş ihtimali artmaktadır. Covid-19 pandemisi nedeniyle kullandığımız maske, mesafe ve hijyen önlemleri grip virüsü için de koruyucudur. Son yüzyılda grip virüsüne bağlı dünyada 4 pandemi meydana gelmiştir" dedi.</p>

<p>Domuz gribinde görülecek semptomları; Boğaz Ağrısı, Baş Ağrısı, Ateş Yüksekliği,&nbsp; Yaygın Vücut Ağrısı (Kas-Eklem-Kemik Ağrıları), Burun Akıntısı, Öksürük, Nefes Darlığı, Kusma, İshal olarak sıralayan Doç. Dr. Öztürk, grip aşılarının hastalığın ortaya çıkmasının azalması, hastaneye yatış ve ölüm oranlarının azalmasının yanında diğer insanlara hastalığın bulaşının azalması gibi birçok faydası olduğunu söyledi.</p>

<p>Aşılanmayan ve hastalık semptomları olan hastaların erken teşhisinin oldukça önemli olduğunu kaydeden Doç Dr. Öztürk, "Çünkü Grip virüsü özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan virüsler arasında antiviral tedavisi olan nadir virüslerden birisidir. Semptomlar başlamasından sonraki 48 saat içerisinde başlanan tedaviler ile hastalık süresi kısalmakta, hastaneye yatış ihtimali azalmaktadır. Akdeniz diyeti ile beslenin, kalabalık kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durun,&nbsp; erişkin yaş aşılamaları için doktorunuza başvurmayı unutmayın" mesajını verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Oct 2024 14:10:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/asi-gripten-korunmanin-en-guclu-yolu-1728472201.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Mamografi erken tanı ve tedavi için önemli”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mamografi-erken-tani-ve-tedavi-icin-onemli-18441</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mamografi-erken-tani-ve-tedavi-icin-onemli-18441</guid>
                <description><![CDATA[1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık ayına ilişkin Nev Sağlık Grubu Radyoloji bölümünden Uzm. Dr. Tecelli Poçan önemli açıklamalarda bulundu. Poçan,“Meme kanserinde erken tanının hayati önem taşıdığını, 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi çektirilmesi gerektiğini bildirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık ayına ilişkin Nev Sağlık Grubu Radyoloji bölümünden Uzm. Dr. Tecelli Poçan önemli açıklamalarda bulundu. Poçan,“Meme kanserinde erken tanının hayati önem taşıdığını, 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi çektirilmesi gerektiğini bildirdi.</p><p class="Standard" style="text-align: justify;"><strong>BURSA (İGFA) - </strong>“Çevresel tetikleyicilerin artışı ve stresli günlük yaşam temposuna bağlı olarak 2030 senesine geldiğimizde yıllık yaklaşık 22 milyon kişiye kanser tanısı konulacağı tahmin edilmektedir” diyen Nev Sağlık Grubu Radyoloji bölümünden Uzm. Dr. Tecelli Poçan, “Kanser gibi bireylerin yaşantısını psikolojik, sosyal ve ekonomik anlamda fazlasıyla zorlaştıran bir hastalığın artışı ciddi bir problemdir. Hiç şüphesiz günümüzde kanser ile ilgili en kıymetli stratejiler erken tanı ve korunma yöntemlerini geliştirmek olacaktır” dedi.</p>

<p class="Standard" style="text-align: justify;"><img alt="" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/09/uzm-dr-tecelli-pocan-1-1728460808-914-x750.jpeg" style="width: 750px; height: 750px;" /></p>

<p class="Standard" style="text-align: justify;">“Meme kanseri, kadınlarda tespit edilen kanserlerin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturması nedeni ile en fazla görülen kanser çeşididir” diyen Poçan, “Meme kanseri kadınlarda en sık görülen ve erken aşamada teşhisi mümkün olan bir kanser tipidir. Bu anlamda ülkemizde birinci basamakta sağlanan koruyucu sağlık hizmetlerinin önemli bileşenlerinden biri olan erken tanı yöntemleri meme kanserinin tespitinde önemli bir yere sahiptir” dedi.</p>

<p class="Standard" style="text-align: justify;"><img alt="" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/09/gorsel-2-2-1728460799-998-x750.png" style="width: 750px; height: 468px;" /></p>

<p class="Standard" style="text-align: justify;"><b>“40 YAŞINDAN İTİBAREN YILDA BİR KEZ MAMOGRAFİ ÇEKTİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR “</b></p>

<p class="Standard" style="text-align: justify;">Meme kontrolünün nasıl olması gerektiğini anlatan Poçan, “Memedeki problemleri tespit etmek için yaş fark etmeksizin, kendi kontrollerimizi aksatmamalıyız. Kontrollerde bir problem tespit ettiğimizde ya da kırk yaş üstünde ise bir hekim tarafınca kontrol, meme ultrasonu, gereklilik halinde mamografi veya meme MRG ile tetkikleri gerekmektedir. Ülkemiz sağlık politikalarınca mamografi ön planda tutulsa da teknolojik gelişmelerin ultrason cihazlarında yapmış olduğu belirgin gelişim nedeniyle meme ultrasonu ile değerlendirme hem güvenilir hem de değerlidir” dedi.</p>

<p class="Standard" style="text-align: justify;">Meme Ultrasonu, Mamografi ve Meme MR’ı hakkında da bilgiler veren Dr. Poçan,<b> </b>“Her üç yöntem de meme kanseri taramasında önemli rol oynar, ancak uygulama durumuna, hastanın özelliklerine ve risk faktörlerine göre tercih edilir” şeklinde açıklamalarda bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Oct 2024 14:09:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/mamografi-erken-tani-ve-tedavi-icin-onemli-1728472183.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kitapların büyülü dünyası çocukların gelişimine katkı sağlıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kitaplarin-buyulu-dunyasi-cocuklarin-gelisimine-katki-sagliyor-18378</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kitaplarin-buyulu-dunyasi-cocuklarin-gelisimine-katki-sagliyor-18378</guid>
                <description><![CDATA[Teknoloji geliştikçe, hayatımızın her alanında yer alan elektronik cihazlar nedeniyle çocukların okuma alışkanlıkları da değişiyor, kitap okuma oranı azalıyor. Ancak konunun uzmanları, düzenli kitap okumanın çocukların gelişiminde büyük bir rol oynadığını vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Teknoloji geliştikçe, hayatımızın her alanında yer alan elektronik cihazlar nedeniyle çocukların okuma alışkanlıkları da değişiyor, kitap okuma oranı azalıyor. Ancak konunun uzmanları, düzenli kitap okumanın çocukların gelişiminde büyük bir rol oynadığını vurguluyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Günümüzde teknolojinin hayatımızın her alanında yer bulması çocukların okuma alışkanlıklarını etkiliyor. Ancak uzmanlar, düzenli kitap okumanın çocukların gelişiminde büyük bir rol oynadığını vurguluyor. Peki, kitap okumanın çocuklar üzerindeki faydaları neler? İşte bu sorunun yanıtı.</p>

<p></p>

<p><strong>KİTAP OKUMANIN ÇOCUK GELİŞİMİNE ETKİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>Kitap okumak, çocukların kelime dağarcığını genişletir ve dil becerilerini geliştiriyor. Özellikle erken yaşlarda kitap okuma alışkanlığı kazanan çocuklar, okuma ve yazma becerilerinde daha başarılı olma eğiliminde oluyor.</p>

<p>Kitaplar, çocukların hayal gücünü besliyor. Farklı karakterler ve senaryolarla tanışan çocuklar, yaratıcılıklarını geliştirme fırsatı buluyorlar. Bu durum, problem çözme yeteneklerini de arttıyor.</p>

<p>Farklı karakterlerin duygularını ve durumlarını deneyimleyen çocuklar, empati kurma yeteneğini geliştiriyorlar. Okunan kitaplar, çocuklara farklı yaşamlar ve bakış açıları sunarak onları daha anlayışlı bireyler haline getiriyor.</p>

<p>Dijital dünyada sürekli dikkat dağılması yaşayan çocuklar için kitap okumak, odaklanma becerisini artıran bir aktivite haline geliyor. Uzun süreli bir metne konsantre olma yeteneği, çocukların genel başarılarını olumlu yönde etkilyor.</p>

<p></p>

<p><strong>“AİLELER, ÇOCUKLARIYLA BİRLİKTE OKUMA SAATLERİ DÜZENLEMELİ”</strong></p>

<p>Çocuk Gelişimi Uzmanları, konu hakkında şu görüşleri paylaşıyor: “Kitap okuma alışkanlığı, çocukların bilişsel ve duygusal gelişimleri açısından son derece önemlidir. Okuma, sadece bilgi edinmekle kalmaz, aynı zamanda duygusal zekalarını geliştirmelerine ve dünyayı anlama becerilerini artırmalarına yardımcı olur. Ailelerin, çocuklarıyla birlikte okuma saatleri düzenlemeleri, bu alışkanlığın yerleşmesine katkı sağlar.”</p>

<p>Kitap okumanın çocuklar üzerindeki faydaları saymakla bitmiyor. Onların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimlerine olumlu katkı sağlamak için, her yaştan çocuk için kitap okuma alışkanlığı kazandırmak büyük bir öneme sahip oluyor. Ailelerin bu konuda atacağı adımlar, gelecekte daha bilinçli ve empatik bireyler yetişmesine yardımcı oluyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Oct 2024 10:31:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/kitaplarin-buyulu-dunyasi-cocuklarin-gelisimine-katki-sagliyor-1728199915.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sezaryen mi, normal doğum mu? Uzmanlar farklı bakış açılarıyla değerlendirdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sezaryen-mi-normal-dogum-mu-uzmanlar-farkli-bakis-acilariyla-degerlendirdi-18377</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sezaryen-mi-normal-dogum-mu-uzmanlar-farkli-bakis-acilariyla-degerlendirdi-18377</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde doğum yöntemleri arasında en çok tartışılan konulardan biri, sezaryen ile normal doğumun sağlık üzerindeki etkileri oluyor. Anne adayları, bu iki yöntem arasında seçim yaparken genellikle kaygı, sağlık durumu ve doktor tavsiyelerine göre hareket ediyor. Ancak bu seçim, hem anne hem de bebek sağlığı üzerinde önemli etkiler taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde doğum yöntemleri arasında en çok tartışılan konulardan biri, sezaryen ile normal doğumun sağlık üzerindeki etkileri oluyor. Anne adayları, bu iki yöntem arasında seçim yaparken genellikle kaygı, sağlık durumu ve doktor tavsiyelerine göre hareket ediyor. Ancak bu seçim, hem anne hem de bebek sağlığı üzerinde önemli etkiler taşıyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Sezaryen, özellikle tıbbi gereklilik durumunda, anne ve bebeğin güvenliğini sağlamak amacıyla tercih edilen bir doğum yöntemidir. Ancak Türkiye'de sezaryen oranlarının dünya standartlarını aşması, bu yöntemin gereksiz yere tercih edildiğini düşündürüyor. Uzmanlar, sezaryenin daha uzun iyileşme süreleri, enfeksiyon riski ve sonraki gebeliklerde komplikasyonlar gibi potansiyel riskler taşıdığını vurguluyor.</p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları, "Sezaryen, acil durumlar için gereklidir, ancak gereksiz yere uygulanması, anne ve bebek sağlığı açısından sorunlara yol açabilir. Doğum sonrası iyileşme süreci daha uzun olduğundan annelerin fiziksel ve psikolojik olarak daha fazla zorluk yaşadığını görüyoruz." diyor.</p>

<p></p>

<p><strong>NORMAL DOĞUM DOĞANIN YÖNTEMİDİR</strong></p>

<p>Normal doğum ise, genellikle daha az komplikasyon ve daha hızlı bir iyileşme süreci sunuyor. Bununla birlikte, normal doğumun da kendi içinde riskleri elbette oluyor. Ancak birçok uzman, doğal doğumun, hem anne hem de bebek için uzun vadede daha sağlıklı sonuçlar doğurduğunu belirtiyor.</p>

<p>Uzmanlar normal doğumun faydalarını şu şekilde özetliyor: "Normal doğum, anne vücudunun doğum için tasarlandığı bir süreçtir. Bu yöntem, doğum sonrası hızlı iyileşme ve bebeğin ilk günlerde anne sütü ile daha kolay beslenmesi gibi avantajlar sunar."</p>

<p></p>

<p><strong>“ÖNEMLİ OLAN GÜVENLİ VE SAĞLIKLI BİR DOĞUM SÜRECİ YAŞAMAKTIR”&nbsp;</strong></p>

<p>Uzmanlar, her iki doğum yönteminin de kendi avantajları ve dezavantajları olduğunu belirtiyor. Doğum şeklinin seçiminde, anne adayının sağlık durumu, bebeğin pozisyonu ve gebelikteki komplikasyonlar gibi faktörlerin dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p>Ayrıca uzmanlar, "Sezaryen, yalnızca tıbbi bir gereklilik olduğunda tercih edilmelidir. Anne adayları, doğum şekli konusunda bilgilendirilmeli ve desteklenmelidir. Önemli olan, güvenli ve sağlıklı bir doğum süreci yaşamaktır." diyor.</p>

<p>Anne adaylarının, doğum şekli konusunda bilinçli seçim yapmaları büyük önem taşıyor. Sezaryen ve normal doğumun avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendirerek, doktorlarıyla işbirliği içinde en doğru kararı vermeleri sağlıklı bir gebelik süreci için kritik bir adım haline geliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Oct 2024 10:31:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/sezaryen-mi-normal-dogum-mu-uzmanlar-farkli-bakis-acilariyla-degerlendirdi-1728199906.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süt tüketimi öğrencilerin becerilerini etkiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sut-tuketimi-ogrencilerin-becerilerini-etkiliyor-18343</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sut-tuketimi-ogrencilerin-becerilerini-etkiliyor-18343</guid>
                <description><![CDATA[Anne sütünden sonra süt ve süt ürünleri temel besin gruplarından biri olarak kabul ediliyor. Çocuk beslenmesinde önemi tartışılmaz olan ürünler arasında süt ilk sıralarda yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Anne sütünden sonra süt ve süt ürünleri temel besin gruplarından biri olarak kabul ediliyor. Çocuk beslenmesinde önemi tartışılmaz olan ürünler arasında süt ilk sıralarda yer alıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Okullarda öğrencilerin gelişimine destek olan en önemli gıda ürünü süt ve süt ürünleri olmaya devam ediyor.</p>

<p>Uzmanlar sütün yağ protein, karbonhidrat, su, vitamin, mineraller gibi zengin bir içeriğe sahip olmasından dolayı besleyiciliğinin yüksek olduğunu önemle vurguluyorlar.&nbsp;</p>

<p>Çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimlerine yardımcı olan süt ve süt ürünlerinin tüketimi büyük önem taşıyor.</p>

<p>Sabah kahvaltısında yenilen peynirin, yemeklere eşlik eden yoğurdun büyüme çağındaki çocukların gelişimine olumlu etkisi oluyor. Kaliteli protein-aminoasit çocukların kaslarının güçlenmesine, öğrenme becerilerinin gelişmesine katkıda bulunuyor. Teksüt, özellikle çocukların beslenme çantalarına konulan 200 ml.’lik minik kutu sütlere büyük talep olduğunu ve anne babaların tercihini farklı günlerde alternatif olabilecek &nbsp;sade ve meyveli sütlerden yana kullandığını açıkladı.</p>

<p>Teksüt Satış Direktörü Murat Keleş, sütün sadece çocukluk ve gelişme dönemlerinde değil, her yaşta içilmesi gereken bir besin olduğuna dikkat çekerek, “Sütün, çocukların hem fiziksel büyümesini, kemik gelişimini hem de zihinsel gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlanmasında önemli rolü var. Çocukların hem severek tüketecekleri hem de kolayca ulaşabilecekleri süt aynı zamanda onların okuldaki beslenmesinin önemli bir parçası. Bu nedenle anne babaların çocukları için güvenli ve sağlıklı ambalajlarda sunduğumuz sütleri tercih etmesi bizi sevindiriyor.” dedi. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Oct 2024 16:58:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/sut-tuketimi-ogrencilerin-becerilerini-etkiliyor-1727963885.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okullar açıldı, covid-19 vakalarında artış yaşandı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/okullar-acildi-covid-19-vakalarinda-artis-yasandi-18321</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/okullar-acildi-covid-19-vakalarinda-artis-yasandi-18321</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde çocuklarda Covid-19 vakalarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Uzmanlar, ebeveynleri bu durum hakkında bilgilendirirken, dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde çocuklarda Covid-19 vakalarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Uzmanlar, ebeveynleri bu durum hakkında bilgilendirirken, dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Sağlık uzmanları, artışın birkaç faktörden kaynaklandığını belirtiyor. Uzmanlara göre yaz aylarında azalan vakaların ardından, okulların açılması ve sosyal etkinliklerin yeniden başlaması, çocukların bir araya gelmesini artırarak virüsün yayılmasına zemin hazırladı. Ayrıca, yeni varyantların daha bulaşıcı olması da vaka sayılarındaki artışa katkıda bulunuyor.</p>

<p><img height="421" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/02/1724322-1727868880-466-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Çocuklarda Covid-19 belirtilerin genellikle hafif geçtiğini dile getiren uzmanlar; ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı ve yorgunluğun en yaygın belirtiler arasında olduğunu ve ebeveynlerin çocuklarındaki belirtileri dikkatle izlemeleri gerektiğini ifade ediyor. Uzmanlar, hastalık belirtileri görüldüğünde mutlaka bir sağlık profesyoneline başvurulması gerektiğini söylüyor.</p>

<p>Ebeveynlerin alması gereken önlemlere de dikkat çeken uzmanlar, aşılamanın güncel tutulması, hijyen kurallarına uyulması ve kalabalık ortamlardan kaçınılması hatta maske takılması konusunda da uyarıda bulunuyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 17:40:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/okullar-acildi-covid-19-vakalarinda-artis-yasandi-1727880036.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı beslenme çantası için altın kurallar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglikli-beslenme-cantasi-icin-altin-kurallar-18311</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglikli-beslenme-cantasi-icin-altin-kurallar-18311</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklar için sağlıklı beslenme çantası dengeli ve besleyici yiyeceklerle dolu olmalı. Uzm. Dyt. İrem Aksoy ebeveynlere sağlıklı beslenme çantası hazırlamanın altın kurallardan bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar için sağlıklı beslenme çantası dengeli ve besleyici yiyeceklerle dolu olmalı. Uzm. Dyt. İrem Aksoy ebeveynlere sağlıklı beslenme çantası hazırlamanın altın kurallardan bahsetti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Okul çağındaki çocukların beslenme alışkanlıklarının şekillendiği en önemli yer okullardır. Dolayısıyla günlük almaları gereken kalorinin çoğunu okulda tükettikleri yiyecek ve içeceklerden alırlar.</p>

<p>Bu durumda sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmaları için önemli belirleyiciler okuldaki beslenme çantaları, okul yemekhanesi veya okulda ulaşabilecekleri besinlerdir. Ebeveynler ve öğretmenler çocukların bu süreci yönetmeleri konusunda destek olmalıdırlar.</p>

<p><strong>ŞEKERLİ ATIŞTIRMALIKLARDAN KAÇININ!</strong></p>

<p>İlkokul öğrencilerinin beslenme çantalarını değerlendirmek amacıyla yürütülen bir çalışmanın sonucuna göre düzenli olarak beslenme çantası getiren öğrenci sayısının oldukça düşük olduğu ve beslenme çantalarında sağlıksız olarak nitelendirdiğimiz; kek, hazır poğaça, çikolata, şekerli-asitli içecekler, bisküvi, kraker gibi ürünlerin yer aldığı görülmüştür. Bu durum çocukların sadece okul başarısını etkilemekle kalmayıp büyüme gelişmelerini de olumsuz etkileyebileceği ve çeşitli sağlık sorunları yaratabileceği ciddiye alınmalıdır. Özellikle çocukluk çağında sıklıkla rastlanan yeme bozuklukları çocukların psikolojik ve fiziksel gelişimlerini etkileyebilir. &nbsp;</p>

<p><strong>SAĞLIKLI, YETERLİ VE DENGELİ BESLENME ÇANTASI NASIL OLMALI?</strong></p>

<p>Beslenme çantalarındaki yiyeceklerin çocukların ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlilikte ve içerikte olması çocukların öğrenme ve kavrama yeteneklerini, büyüme, gelişmelerini ve bağışıklıklarını önemli düzeyde etkiliyor. Çocukların mutlu bir halde süreci yönetmeleri için beslenme çantalarında yer alacak besinler lezzet, görünüş ve onların sevdiği, istediği besinler önemsenerek hazırlanmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Beslenme çantaları hazırlanırken sağlıklı ve dengeli olduğundan emin olmak için sağlıklı hazırlama yöntemleri kullanılarak dört temel besin grubuna da yeterli porsiyonlarda yer verilmelidir.&nbsp;</p>

<p><strong>DÖRT TEMEL BESİN GRUBU NEDİR?</strong></p>

<ul>
 <li>Süt grubu; süt, ayran, yoğurt, peynir, kefir,</li>
 <li>Et, yumurta ve baklagil grubu; et, tavuk, balık, yumurta, nohut, mercimek, fasulye gibi baklagiller ve ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar,</li>
 <li>Sebze ve meyve grubu; bütün sebze ve meyveler,</li>
 <li>Ekmek ve tahıl grubu; buğday, çavdar, yulaf, pirinç, mısır gibi besinler ve bunlardan oluşan bulgur, makarna, un gibi besinler.&nbsp;</li>
</ul>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/02/1727848494-uzm-dyt-rem-aksoy-1727857752-424-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bu arada beslenme çantası için <strong>örnek menü önerilerini</strong> Uzm. Dyt. İrem Aksoy şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Tam tahıllı ekmekle hazırlanmış peynirli sebzeli tost + ayran</li>
 <li>Ev yapımı zeytinli ve patatesli poğaça + kefir</li>
 <li>Cevizli tarçınlı ev keki + süt&nbsp;</li>
 <li>Tam buğday unu ve sütle hazırlanmış krep içerisine beyaz peynir + ıhlamur-şekersiz</li>
 <li>Sebzeli börek +ayran</li>
 <li>Okulda bulunma süresi uzun olan çocuklar için açlık sürelerini ve iştahlarını kontrol altına almak amacıyla beslenme çantalarına ek olarak ara öğün alternatifleri de sağlanabilir.&nbsp;</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 13:38:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/saglikli-beslenme-cantasi-icin-altin-kurallar-1727865515.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet tedavisinde sensör teknolojisi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diyabet-tedavisinde-sensor-teknolojisi-18309</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diyabet-tedavisinde-sensor-teknolojisi-18309</guid>
                <description><![CDATA[Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Okan Bakıner, Tip 1 ve Tip 2 diyabetli bireylerde sensör kullanmanın avantajlarına dikkat çekti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Okan Bakıner, Tip 1 ve Tip 2 diyabetli bireylerde sensör kullanmanın avantajlarına dikkat çekti</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diyabet yönetimindeki teknolojik gelişmeler, hastaların yaşam kalitesini yükseltmek ve tedavi süreçlerini daha etkin hale getirmek açısından büyük önem taşıyor.</p>

<p>Sürekli glukoz takibi imkânı sunmanın yanı sıra ani değişimlere hızla müdahale edilmesine olanak sağlayan sensörler, uzun vadede sağlık sonuçlarını iyileştirme açısından diyabet tedavisinde devrim niteliği taşıyor.</p>

<p>Bu sayede, hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabet yönetiminde daha kapsamlı bir glukoz kontrolü sağlandığını söyleyen Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Okan Bakıner, son araştırmaların da sensör kullanımının her iki diyabet türünde de komplikasyon risklerini minimize ettiğini ve böylelikle hastaların günlük yaşamlarını daha kolay yönettiklerini ortaya koyduğunu belirtti.</p>

<p><img height="399" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/10/02/prof-dr-okan-bakiner-101741687-1727859158-782-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Prof. Dr. Okan Bakıner, Tip 1 ve Tip 2 diyabetli bireylerde sensör kullanımının önemini şöyle anlattı:</p>

<p>“Sensörler, kan glukoz düzeylerine çok yakın seviyelerde olan cilt altı sıvısındaki glukozu çok sık aralıklarla ölçüyor. Bu teknoloji, gün içerisinde parmak delmeden hastanın istediği andaki glukoz düzeyi ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriyor. Hastalarımız yemek öncesi ve yemek sonrası, gece ya da günün herhangi bir anında glukoz düzeyleri ile ilgili bilgiye sahip olabiliyor. Bu şekilde kullanıcılar hem karbonhidrat sayımı öncesi temel avantajları elde ediyor hem de şekerin aşırı düşmeye ya da yükselmeye başladığı anları sensörden gelen uyarılarla fark edip önlem alabiliyor. Ayrıca günlük şeker grafiklerini inceleyerek, glukoz seviyelerindeki sorunların bazal insülin dozlarından mı yoksa bolus insülin uygulamalarının yetersizliğinden mi kaynaklandığını tespit etmek mümkün oluyor. Sensörler sayesinde beslenmeye bağlı glukoz değişiklikleri anında fark edilerek gerekli ayarlamalar hızlı bir şekilde yapılabiliyor. Bu durum, hem tedavi süreçlerinin daha hassas yönetilmesine hem de hastaların daha stabil bir glukoz kontrolü sağlamasına katkı sağlıyor. Dolayısıyla hem hasta hem de hekim insülin doz ayarlarını kolaylıkla yapabiliyor veya beslenmenin yarattığı değişiklikleri görüp diyet uyumunu artırabiliyor. Pompa kullanan Tip 1 diyabetli hastalarda pompalara entegre sensörler sayesinde akıllı güncel pompalar şekerin düşme ya da yükselme hızına göre insülin gönderme hızını ayarlayabiliyor. Bu sistemler bir çeşit yarı otomatik yapay pankreas olarak görev yapabiliyor. Yine pompalar sensörden aldıkları bilgiyle ani şeker düşüklüğü olan hipoglisemiye girmeden insülin göndermeyi yavaşlatıp durdurabiliyor. Bu da hastalarımızın adına en korktuğumuz sorun olan hipoglisemiyi yaşamalarını önlüyor.”</p>

<p>Sensör sayesinde diyabetli bireylerin parmak ucu delmeden günün 24 saatinde glukoz düzeyleri hakkında bilgi alabilecek rahatlığa erişebildiklerinin altını çizen Prof. Dr. Bakıner; bu teknoloji ile hastaların, hipoglisemi ve hiperglisemi uyarı sistemi ile kan şekerinde ani düşüş ve yükselmelere karşı önlem alabilecek duruma geldiklerini söyledi.</p>

<p>"Özellikle de ‘gece kan şekerim düşerse ne olur’ korkusunu yendiler" diyen Prof. Dr. Bakıner, "Yaşlı ve çocuk hastalarda çok daha kritik önem taşıyan bu durumun kolaylıkla kontrol altında tutulabilmesi hasta yakınlarına da büyük kolaylık sağlıyor. Yapılan çalışmalar sensör teknolojisini kullanan hastaların daha iyi HbA1C düzeylerine sahip olduğunu ve daha az gün içi glukoz değişkenliği yaşadığını gösteriyor. Diyet ve egzersiz gibi zorunlu yaşam tarzı değişikliklerine hasta uyumunun arttığını da çalışmalardan görüyoruz. Erken dönemden itibaren sensör teknolojisi kullanan hastalarda küçük ve büyük damar hastalıkları ile ilgili diyabet komplikasyonlarının azaldığını gözlemliyoruz. Üstelik sensör teknolojisi, artık sadece Tip 1 diyabetli bireyler için değil, insülin kullanan Tip 2 diyabetik hastalar ve hatta gebelerde bile önerilen bir yöntem haline geldi. Sensörlerin maliyeti de günümüzde daha erişilebilir durumda. Bu noktada özellikle tedaviye uyum sorunu yaşayan hastalar için sensör teknolojisi devrim niteliğinde” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 13:38:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/diyabet-tedavisinde-sensor-teknolojisi-1727865509.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Biliyorum ama hatırlayamıyorum, dilimin ucunda’ dediğimiz durum neden yaşanıyor?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/biliyorum-ama-hatirlayamiyorum-dilimin-ucunda-dedigimiz-durum-neden-yasaniyor-18300</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/biliyorum-ama-hatirlayamiyorum-dilimin-ucunda-dedigimiz-durum-neden-yasaniyor-18300</guid>
                <description><![CDATA[Bazen bir kelimeyi tam hatırlayacakken zihninizin boşluğa düştüğünü hissedersiniz. Resmi zihninizde canlandırırsınız, detaylarını hatırlarsınız ama o sihirli kelime bir türlü aklınıza gelmez. İşte "Dilimin ucunda" dediğiniz bu anlar beyninizde meydana gelen bir karmaşanın sonucu olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir kelimeyi tam hatırlayacakken zihninizin boşluğa düştüğünü hissedersiniz. Resmi zihninizde canlandırırsınız, detaylarını hatırlarsınız ama o sihirli kelime bir türlü aklınıza gelmez. İşte "Dilimin ucunda" dediğiniz bu anlar beyninizde meydana gelen bir karmaşanın sonucu olabiliyor.</p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bu fenomene "Dilimin Ucunda Sendromu" adı veriliyor. Dünya genelinde evrensel bir problem olarak kabul edilen bu durumun kültürler arasında farklı isimlendirmeleri bile bulunuyor. Örneğin, Koreliler bunu “dilimin ucunda parlıyor” olarak adlandırırken, Estonyalılar “dilimin üstünde” ifadesini kullanıyor. Bu anlar konuşma sırasında sıklıkla yaşanabiliyor ve kelimenin tam olarak hatırlanamaması oldukça can sıkıcı olabiliyor. Peki bu durum neden yaşanıyor?</p>

<p><strong>BEYNİN KELİME ARAMA MOTORU</strong></p>

<p>Beyin, düşünceleri kelimelere dökme işini zahmetsizce yapıyor. Ancak uzmanlar, bunun oldukça karmaşık bir süreç olduğunu belirtiyor. Beyin, soyut düşünceleri kelimelere dönüştürürken aynı zamanda bu kelimeleri seslerle eşleştiriyor. Normalde bu işlem hızlı ve pürüzsüz gerçekleşiyor. Ancak dilinizin ucunda tıkanıp kaldığınız anlarda bu sürecin bir yerinde bir aksama oluyor. Beyin adeta kelimenin "adresini" bulamıyor.</p>

<p>Bazı bilim insanları bu anların hafıza çağırma sürecindeki geçici bir arızadan kaynaklandığını öne sürüyor. Beyin, hatırlanacak bilgileri önem sırasına göre düzenliyor. Örneğin, mezuniyet gününüzü kolayca hatırlayabilirsiniz ancak birkaç gün önce izlediğiniz bir filmi hatırlamakta zorlanabilirsiniz. Sıklıkla kullandığınız kelimeleri daha hızlı hatırlarken, nadiren kullandıklarınızı hatırlamak için daha çok zorlanıyoruz.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/01/haber-gorseli-1-3-1727778201-119-x750.jpeg" style="height:421px; width:750px" /></p>

<p><strong>ZİHNİN UNUTULMUŞ RAFLARI</strong></p>

<p>Araştırmalara göre beyin, hafızada eski ve nadiren kullanılan bilgileri "ne olur ne olmaz" klasörüne yerleştiriyor. Bir anlamda arka plana itilen bu kelimeler, bellekte aktif olarak tutulmadıkları için hatırlanması zorlaşıyor. Nature'da 2015'te yayımlanan bir çalışmaya göre, bu klasörde toplanan bilgiler daha sonra kullanılabiliyor ancak erişimi hayli zor oluyor. Kelimelerin zamanla unutulması bu mekanizma sayesinde açıklanabiliyor.</p>

<p><strong>BEYNİNİZE YARDIMCI OLMANIN YOLLARI</strong></p>

<p>Uzmanlar, dilimin ucunda sendromunu hafifletmenin yolları da yok değil. Bir kelimeyi hatırlamaya çalışan birine doğrudan kelimeyi söylemenin beyin için çok da faydalı olmayabileceğini belirtiyor. Bunun yerine kelimenin ilk harfini vermenin veya ipuçları sunmanın, kişinin kelimeyi kendi başına hatırlamasına yardımcı olabileceği belirtiliyor. Bu yöntemle bir sonraki seferde kelimenin daha hızlı hatırlanması sağlanabiliyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/01/haber-gorseli-3-5-1727778196-284-x750.jpeg" style="height:304px; width:750px" /></p>

<p><strong>“HAFIZAYI CANLI TUTMAK VE ZİHİNSEL AKTİVİTELERLE BEYNİMİZİ ZORLAMAK ÖNEMLİDİR”&nbsp;</strong></p>

<p>Nörobilim uzmanları ise dilimin ucunda fenomenini şöyle açıklıyor: "Beynimiz adeta dev bir kütüphane gibi çalışır. Bilgiyi kategorize eder ve ihtiyacımıza göre sunar. Ancak bazen beynimizde bu bilgilere erişimde bir trafik sıkışıklığı olur. Özellikle yaş ilerledikçe bu tür anlar daha sık yaşanır. Bu durumu engellemek için hafızayı canlı tutmak ve zihinsel aktivitelerle beynimizi zorlamak önemlidir. Yapbozlar çözmek, dil öğrenmek veya yeni beceriler geliştirmek gibi faaliyetler, bu tıkanmaları azaltmaya yardımcı olabilir."</p>

<p>Dilimizin ucunda tıkanan kelimeler beynimizin içindeki karışıklıklardan kaynaklanır. Ancak doğru yöntemlerle ve zihinsel egzersizlerle bu sıkışıklığı aşmak mümkün hale geliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 09:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/biliyorum-ama-hatirlayamiyorum-dilimin-ucunda-dedigimiz-durum-neden-yasaniyor-1727850381.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip deyip geçmeyin..!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/grip-deyip-gecmeyin-18297</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/grip-deyip-gecmeyin-18297</guid>
                <description><![CDATA[Grip kapıda. Halk arasında çok ciddiye alınmayan grip, tedavi edilmediğinde ciddi hastalıklara yol açabiliyor. Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle bazı risk gruplarında ağır seyredebilecek hastalığa karşı yapılması gerekenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Grip kapıda. Halk arasında çok ciddiye alınmayan grip, tedavi edilmediğinde ciddi hastalıklara yol açabiliyor. Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle bazı risk gruplarında ağır seyredebilecek hastalığa karşı yapılması gerekenleri anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Dr. Murat Yaycı, hava değişimiyle grip vakalarının hızla arttığına ve özellikle bazı risk gruplarında hastalığın ağır seyredebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Halk arasında yaygın olan ‘İlaçla 7 gün, ilaçsız 1 hafta’ inanışının tehlikeli bir yanılgı olduğunu vurgulayan Dr. Yaycı, “Tedavi edilmeyen grip, zatürre ve menenjit gibi ölümcül hastalıklara dönüşebilir. Hatta zatürre gelişen vakaların dörtte birinde kalp problemleri ortaya çıkabiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlılar, gebeler, obez kişiler, kronik solunum ve kardiyovasküler hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde grip oldukça ağır seyredebiliyor” dedi.</p>

<p>Murat Yaycı, hastalığa yakalanma durumunda evde dinlenmenin&nbsp;hem hızlı toparlanmayı sağladığı gibi hastalığın da bulaşmasını önleyeceğini söyledi.</p>

<p>Grip hastalığının tedavisinin olduğunu söyleyen Yaycı, "Hastalığınız süresince fazla miktarda sıvı alın. Bu sıvının yalnızca su olması da gerekli değildir; C vitamininden zengin portakal suyu, ıhlamur, ada çayı, limonlu çay içebilirsiniz. Bu sıvıların hepsi solunum sisteminde mukusu yumuşatarak balgamın daha rahatlıkla atılmasını sağlar. Bunu yapabilmek çok iyidir çünkü balgamın solunum yollarında kalması hastalığın ağırlaşmasına neden olur. Öksürüğünüzün doğal tedavisi bol sıvı almaktan geçer" dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>BURNUNUZU TUZLU SU İLE RAHATLATIN</strong></p>

<p>"Burnunuzu tuzlu su ile temizlemeye özen gösterin" diyen Dr. Yaycı, "Kaynatılmış ve soğutulmuş 1 bardak suyun içine 1 çay kaşığı tuz atılarak tuzlu su hazırlanır. Hazırladığınız karışımı burun deliği içine sıkarak burunu temizleyebilirsiniz. Suyla temizlendiğinde yeterli bir açıklık sağlanamaz ise sıcak bir duş yapmak, buhar etkisiyle mukozaları gevşeterek tıkanıklığa çözüm olabilir. Yine burun sağlığı açısından ev ortamında sıcak su ve mentol ile buğu yapmak burun ve bronşları rahatlatır" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 09:25:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/grip-deyip-gecmeyin-1727850347.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık problemi olanlar bitki çaylarını dikkatli kullanmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglik-problemi-olanlar-bitki-caylarini-dikkatli-kullanmali-18285</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglik-problemi-olanlar-bitki-caylarini-dikkatli-kullanmali-18285</guid>
                <description><![CDATA[Birçok sorun için vatandaşlar tarafından doğal çözüm olarak kullanılan bitki çayları, aşırı tüketildiğinde sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Ayrıca çeşitli sağlık problemleri olanların bitki çaylarını doktor kontrolünde kullanmaları gerektiği belirtiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birçok sorun için vatandaşlar tarafından doğal çözüm olarak kullanılan bitki çayları, aşırı tüketildiğinde sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Ayrıca çeşitli sağlık problemleri olanların bitki çaylarını doktor kontrolünde kullanmaları gerektiği belirtiliyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA)- </strong>Son yıllarda vatandaşlar arasında gittikçe yaygınlaşan bitki çayları, birçok kişi tarafından çeşitli sağlık problemlerinin doğal tedavi yöntemleri olarak kullanılıyor. Bitki çaylarının çoğunlukla faydalı olduğunu kaydeden uzmanlar, aşırı tüketimin bazı sağlık problemlerine yol açabileceğini belirtirken sağlık problemleri olanların bitki çaylarını doktor kontrolünde kullanmalarını tavsiye ediyor.</p>

<p><img height="424" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/01/bitki-caylari-1727779241-754-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Ihlamur, melisa, papatya gibi bitki çaylarının genel olarak sağlığa faydalı olduğunu ifade eden uzmanlar; özellikle kalp ve tansiyon gibi rahatsızlıkları olanların çayları doktor kontrolünde kullanmalarını öneriyor.</p>

<p>Öte yandan ağrı kesici etkisi de olan bitki çaylarını, kadınların adet dönemlerinde tüketmemeleri gerektiğini kaydeden uzmanlar, hamilelik dönemlerinde de bitki çaylarının doktor kontrolünde tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 16:35:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/saglik-problemi-olanlar-bitki-caylarini-dikkatli-kullanmali-1727789753.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarınızın her isteğine ‘evet’ demeyin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/cocuklarinizin-her-istegine-evet-demeyin-18278</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/cocuklarinizin-her-istegine-evet-demeyin-18278</guid>
                <description><![CDATA[Anne ve babalar çocuklarının her zaman en iyisine sahip olmasını ister. Bu iyi niyetle, birçok ebeveyn çocuklarının isteklerine karşı gelemiyor ve her istediklerini yerine getirmeye çalışıyor. Ancak, bu tutumun uzun vadede ne kadar doğru olduğu tartışmalı bir konu. Peki, her isteği karşılanan bir çocuk büyüdüğünde nasıl bir yetişkin haline geliyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Anne ve babalar çocuklarının her zaman en iyisine sahip olmasını ister. Bu iyi niyetle, birçok ebeveyn çocuklarının isteklerine karşı gelemiyor ve her istediklerini yerine getirmeye çalışıyor. Ancak, bu tutumun uzun vadede ne kadar doğru olduğu tartışmalı bir konu. Peki, her isteği karşılanan bir çocuk büyüdüğünde nasıl bir yetişkin haline geliyor?</p><p><strong>BURSA (İGFA) -</strong> Uzmanlara göre çocukluk döneminde her isteği hızlıca karşılanan bireyler, ileriki yaşamlarında bazı zorluklarla karşı karşıya kalabiliyor. Bu durumun arkasında genellikle ebeveynlerin kendi yaşamlarındaki eksiklikler yer alıyor. Kendi isteklerini gerçekleştiremeyen anne-babalar, çocuklarının aynı eksikliği yaşamaması adına bu şekilde bir yaklaşım benimseyebiliyor. Diğer bir grup ebeveyn ise kurallarla yetiştirmenin çocuğun özgürlüğünü kısıtlayacağını düşündüğünden çocuğu serbest bırakmayı tercih ediyor.</p>

<p><img height="375" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/01/haber-gorseli-2-4-1727778494-894-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KURALLAR VE SINIRLAR ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Kuralların aşırı sert ve sınırlayıcı olması çocukların gelişimini olumsuz etkileyebileceği gibi kuralsız ve sınır koyulmadan büyüyen çocuklarda da farklı sorunlar gözlemleniyor. Her istediği yapılan bir çocuk ilerleyen yaşlarda hem özel hayatında hem de iş hayatında isteklerinin hemen yerine getirilmesini bekleyebiliyor. Bu da sabırsızlık, tahammülsüzlük ve hayal kırıklıklarıyla sonuçlanabiliyor.</p>

<p>Uzman Psikologlar, bir çocuğun her istediğine anında ulaşmasının, zamanla onun için kıymetsiz hale geleceğini ifade ediyor. Sabır geliştirmeyen çocukların hem akademik hem de sosyal hayatlarında büyük zorluklar yaşayabileceklerine dikkat çeken uzmanlar çocukların sabırlı olmayı, hedefleri için zaman ve çaba harcamayı öğrenmelerinin, onların yetişkinlik dönemlerinde daha dengeli ve başarılı bireyler olmalarına yardımcı olacağının altını çiziyor.</p>

<p><img height="393" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/01/haber-gorseli-3-6-1727778499-671-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>DİJİTAL ERİŞİM VE SABIRSIZLIK</strong></p>

<p>Çocukların ellerine erken yaşta tablet ve telefon verilmesinin bilgiye, eğlenceye ve sosyalleşmeye hızla ulaşmalarını sağladığını ancak bu kolay erişimin bazı değerlerin anlamını yitirmesine neden olabildiğini kaydeden uzmanlar, arkadaşlık gibi önemli kavramların dijital dünyada sosyalleşen bir çocuk için daha az anlam taşıyabildiğini, bunun da gelecekte daha asosyalleşen bireyler ortaya çıkarma riskini artırdığını dile getiriyor.</p>

<p>Ayrıca internet ve tablet sayesinde her şeye anında ulaşan çocukların sabırsız ve agresif bir yapıya bürünebildiğini söyleyen uzmanlar, okul döneminde bu çocukların derslere karşı daha az ilgi göstermeleri ve ödev yapmada zorlanmalarının da sık karşılaşılan bir durum olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><img height="415" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/10/01/haber-gorseli-1-4-1727778502-915-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YETİŞKİNLİKTE EMPATİ EKSİKLİĞİ</strong></p>

<p>Her istediği yapılan çocukların ileride daha tahammülsüz ve empati yoksunu yetişkinlere dönüşme ihtimallerinin yüksek olduğunu kaydeden uzmanlar, ikili ilişkilerde de zorluk yaşayan bu bireylerin karşılarındaki insanlarla duygusal bağ kurmakta güçlük çekebildiklerini belirtiyor.</p>

<p>Pedagoglar ise bu konuda, empati yeteneği gelişmeyen bir çocuğun kendini merkeze koyan bir yetişkine dönüşebileceğini, bunun da öfke kontrolü, sosyal ilişkiler ve iş hayatında ciddi sorunlara yol açabileceğini dile getiriyor.</p>

<p>Uzmanlar, bu sorunların yaşanmaması için çocukların isteklerini belirli bir gelişim dönemi içinde karşılamanın önemine dikkat çekiyor. Çocuğa erken yaşta tablet veya telefon gibi lüks ürünlerin verilmemesi ve sabırlı olmayı öğrenmeleri gerektiği öneriliyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 14:42:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/cocuklarinizin-her-istegine-evet-demeyin-1727782963.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okula yeni başlayanların güvenlikleri nasıl sağlanmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/okula-yeni-baslayanlarin-guvenlikleri-nasil-saglanmali-18263</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/okula-yeni-baslayanlarin-guvenlikleri-nasil-saglanmali-18263</guid>
                <description><![CDATA[Okula yeni başlayan veya yeni bir ortama giren çocukların güvenliği ve mahremiyetinin önemli olduğunu belirten uzmanlar, çocukların güvende kalabilmeleri için ailelerin birçok konuya özen göstermesi gerektiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Okula yeni başlayan veya yeni bir ortama giren çocukların güvenliği ve mahremiyetinin önemli olduğunu belirten uzmanlar, çocukların güvende kalabilmeleri için ailelerin birçok konuya özen göstermesi gerektiğini söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, okula yeni başlayan çocukların kendilerini rahat hissetmeleri ve kişisel sınırlarını koruyarak güvende kalabilmeleri için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Okula yeni başlayan veya yeni bir ortama giren çocukların güvenliği ve mahremiyeti için, çocukların öncelikle yabancı ve tanımadığı kişilerle isim, adres, telefon numarası ya da aile bilgileri gibi kişisel bilgilerini paylaşmamaları gerektiğinin anlatılmasının önemine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Okul ortamında öğretmen, okul idarecileri gibi güvenli yetişkinlerin kimler olduğundan bahsetmek ve herhangi bir sorun yaşadıklarında bu kişilerle iletişim kurabileceklerini belirtmek önemlidir. Bunların yanı sıra tehlikede olduklarını düşündüklerinde neler yapabileceklerini de konuşmak gerekir.” dedi.</p>

<p>Çocuğun okula ve öğretmenlerine güvenebilmesi ve okulda rahat hissedebilmesi için kendisini kimin bırakacağı, kimin nereden alacağı gibi bilgileri ve bilmesi gereken kuralları ailenin anlatmasının önemli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, belirsizlik ne kadar az olursa çocuğun kendisini o denli güvende hissedeceğini ve okula daha kolay uyum sağlayacağını söyledi.</p>

<p><strong>AİLELER DİKKATLİ BİR GÖZLEMCİ OLUP ÇOCUĞUN DAVRANIŞLARINDA MEYDANA GELEN ANİ DEĞİŞİMLERİ FARK ETMELİ</strong></p>

<p>Anne babaların çocuğun okul ortamında hem fiziksel hem de duygusal olarak güvende olup olmadığını takip etmelerinin önemli olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Ancak bunu yaparken çocukları kaygılandırmaktan uzak durmaya dikkat etmeliler.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Ailelerin çocuğun bulunacağı fiziksel ortamın güvenliği ve temizliğinden emin olabilmek için okulu ve sınıfları ziyaret edebileceklerini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ailelerin öğretmen ve okul yönetimiyle iletişimde olmaları, çocuğun okulda yaşadıkları, kendisiyle nasıl ilgilenildiği, sorunların nasıl ele alındığı gibi detaylar hakkında bilgi sahibi olabilmelerini sağlayacaktır. Aynı zamanda ailenin çocukla düzenli iletişimde olması, çocukla gün içinde yaşadıkları ve arkadaşlık ilişkileri hakkında sohbet etmesi, çocuğun sosyal ve duygusal durumunu takip edebilmek için oldukça önemlidir. Bunların yanı sıra çocuğun davranışlarında meydana gelen ani değişimlerde aileler dikkatli bir gözlemci olup, okul yönetimiyle durumu paylaşarak sorunların büyümesinin hızlıca önüne geçebilirler.”</p>

<p>“Çocuklara, kişilerin yaklaşımlarını nasıl değerlendirmeleri gerektiğini ve kendilerini korumaları gereken durumları anlamalarını öğretmek, onların güvenliği açısından büyük önem taşır.” diyen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, bunu yaparken çocuğun yaşına uygun ve anlaşılır bir dil kullanarak, korkutmadan farkındalık kazandırmak gerektiğine dikkat çekti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 09:17:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/10/okula-yeni-baslayanlarin-guvenlikleri-nasil-saglanmali-1727763424.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetli hasta sayısı her geçen gün artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diyabetli-hasta-sayisi-her-gecen-gun-artiyor-18231</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diyabetli-hasta-sayisi-her-gecen-gun-artiyor-18231</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda diyabet hastalığı dünya genelinde hızla artmaya devam ediyor. Türkiye'de de bu kronik hastalık, her geçen gün daha fazla kişiyi etkisi altına alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda diyabet hastalığı dünya genelinde hızla artmaya devam ediyor. Türkiye'de de bu kronik hastalık, her geçen gün daha fazla kişiyi etkisi altına alıyor.</p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de diyabet hastalığı görülme oranı artış gösterdi.&nbsp;Türkiye'de bu kronik hastalık, her geçen gün daha fazla kişiyi etkisi altına alıyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/28/diyabet-1727522779-680-x750.jpeg" style="height:501px; width:750px" /></p>

<p>Hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme ve obezite gibi faktörlerin bu artışta önemli bir rol oynadığını belirten uzmanlar, "Diyabet, kalp hastalıkları ve böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve düzenli tedavi büyük önem taşıyor" diyerek vatandaşları sağlıklı yaşam alışkanlıklarına yönelmeye davet ediyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/28/diyabet1-1727522777-143-x750.jpeg" style="height:375px; width:750px" /></p>

<p>Diyabet hastası olmamak için sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek gerektiği vurgulayan uzmanlar,&nbsp;şeker ve işlenmiş gıdaları sınırlamak, haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapmak, ideal kiloyu yakalamak ve stres yönetimi kontrol etmek gibi alışkanlıkların diyabeti önlemede etkili olabileceğini ifade ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Sep 2024 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/diyabetli-hasta-sayisi-her-gecen-gun-artiyor-1727595666.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı sonbahar için bağışıklığınızı güçlendirin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglikli-sonbahar-icin-bagisikliginizi-guclendirin-18217</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglikli-sonbahar-icin-bagisikliginizi-guclendirin-18217</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Dyt. Çağatay Demir, sağlıklı bir bağışıklık sistemi için yeterli uyku, dengeli beslenme ve hijyenin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Dyt. Çağatay Demir, sağlıklı bir bağışıklık sistemi için yeterli uyku, dengeli beslenme ve hijyenin önemine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sonbaharın gelmesiyle de bağışıklık sisteminde bazı değişiklikler yaşandığı için hastalıklara yakalanma ihtimalini de artırabiliyor.</p>

<p>Sonbaharda kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunma sıklığımızın arttığını, bu durumun ise enfeksiyon riskini artırabileceğini hatırlatan Dr. Dyt. Çağatay Demir, “Mevsimsel değişmelere bağlı olarak meyve ve sebzelerin çeşitliliği değişebilir ve bazı insanlar meyve ve sebze tüketimini azaltabilir. Yetersiz beslenme, bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Sonbahar, bazı insanlar için okula dönüş ve iş yükü artışı gibi nedenlerle stresli bir dönem olabilir. Stres ve yorgunluk, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebilir” dedi.</p>

<p><img class="" height="522" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/27/1727424233-yatasuykukurulu-cagataydemir-1727438677-325-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YETERLİ UYKU VE DENGELİ BESLENME BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DESTEKLİYOR</strong></p>

<p>Renkli meyve ve sebzeler, tam tahıllar ve sağlıklı protein kaynakları içeren dengeli bir beslenme şeklinin, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olabileceğini hatırlatan Dr. Dyt. Demir, “Bazı vitamin ve mineraller bağışıklık fonksiyonlarında önemli görevler üstlenir. Örneğin C vitamini, beyaz kan hücrelerinin üretimini destekler ve enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olabilir. Narenciye meyveleri, kırmızı biber, brokoli ve kivi gibi gıdalarda bulunur. D vitamini, bağışıklık hücrelerinin işlevini destekler. Temel kaynağı güneş ve gıda takviyeleridir. Kırmızı et, deniz ürünleri, kabak çekirdeği ve tam tahıllarda bulunan çinko, bağışıklık hücrelerinin normal işlevini destekler. Kırmızı et, deniz ürünleri, kabak çekirdeği ve tam tahıllarda bulunur. Selenyum, antioksidan özellikleri ile bağışıklığı destekler. Probiyotikler, bağırsak sağlığını destekleyerek bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Omega-3 yağ asitleri, inflamasyonu azaltabilir ve bağışıklık sistemini destekleyebilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>ÇOCUĞUNUZUN BAĞIŞIKLIĞINI KORUMAK İÇİN BESLENME ÇANTASINA SAĞLIKLI BESİNLER EKLEYİN</strong></p>

<p>Okul dönemindeki çocukların sağlıklı beslenmenin bağışıklık sistemini korumak için önemine de değinen Dr. Dyt Demir, "Çocukların beslenme çantasında peynir, haşlanmış yumurta gibi protein kaynakları, tam buğday ekmeği, yulaf ezmesi, tam tahıllı krakerler gibi tam tahıllar, havuç, salatalık, biber gibi sebzeler, muz, elma, armut gibi meyveler, fındık, badem, ceviz gibi sağlıklı atıştırmalıklar ve su, süt, ayran gibi sağlıklı içecekler bulundurmalısınız. Bunun yanı sıra porsiyon kontrolü ve tazelik gibi unsurlara da dikkat etmelisiniz. Kahvaltıyı da ihmal etmemeli; protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağlar içeren bir kahvaltı tercih etmelisiniz. Kahvaltı yapmayı sevmeyen çocuklar için süt, meyve ve kuru yemişlerle smoothie’ler, enerji barlar hazırlayabilirsiniz” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Sep 2024 15:45:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/saglikli-sonbahar-icin-bagisikliginizi-guclendirin-1727441130.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Midenize aşırı yüklenmeyin, çünkü...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/midenize-asiri-yuklenmeyin-cunku-18211</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/midenize-asiri-yuklenmeyin-cunku-18211</guid>
                <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemlerle kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 30’un üzerinde bir oranla önlenebileceğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemlerle kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 30’un üzerinde bir oranla önlenebileceğine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Kalp ve damar hastalıkları dünyada en fazla ölüme neden olan sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; 2008 yılında 17 milyon 300 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmiş durumda. 2030 yılında ise bu rakamın 23 milyon 400 bine yükseleceği öngörülüyor.</p>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, aslında yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemlerle kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 30’un üzerinde bir oranla önlenebileceğine dikkat çekerek “Kalp hastalarının dikkat etmeleri gereken en önemli üç kural ise sağlıklı beslenmek, kilo vermek ve düzenli olarak hafif egzersizler yapmaktır. Bunların yanı sıra kalp ve damar sağlığıyla ilgili yapılması gereken tetkikler de yaşamsal önem taşımaktadır” dedi.</p>

<p><img class="" height="945" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/27/1727416760-prof-dr-s-nan-da-delen-1727420729-712-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Prof. Dr. Dağdelen, kalp ve damar hastalarının dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>İDEAL KİLONUZU KORUYUN!</strong></p>

<p>Kalp sağlığınız için ideal kiloda kalmanın önemli olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Dağdelen, "Zira, obezite yol açtığı sorunlar nedeniyle kalp ve damar hastalıklarında tek başına önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Bunun nedeni ise visseral yağ olarak adlandırılan ve iç organlar çevresinde veya göbek altında bulunan yağların kalp ve damar sistemi üzerinde çok ciddi tablolara yol açmaları. Özellikle göbek çevresindeki yağlanma; insülin direnci, diyabet, tansiyon, kolesterol ve trigliserid riskini artırıyor" dedi.&nbsp;</p>

<p>Sigara kullanmanın&nbsp;kalp damar hastalıklarından ölüm riskini 2-3 kat arttırdığını belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen, "Midenize fazla yüklenmeyin" uyarısında da bulundu.</p>

<p>"Aşırı ve gereksiz yemek; fazla insülin salınımını, karaciğer yağlanmasını ve kan yağlarını artırırken egzersiz yapmayı zorlaştırıyor" diyen Prof. Dr. Dağdelen, "Bu tablo da çağımızın önemli sorunu olan obeziteyle sonuçlanıyor. Mideye aşırı yüklenildiğinde ayrıca kan akımı mide ve bağırsaklara yönelmek zorunda kalıyor. Kalbe giden kan miktarının azalması nedeniyle kalp görevini yaparken büyük bir efor sarf ediyor. Bunun sonucunda kalp krizi, yüksek tansiyon atakları ve inme gibi önemli problemler gelişebiliyor" dedi.&nbsp;</p>

<p>Vücut&nbsp;için yaşamsal öneme sahip olan su aynı zamanda kalbimiz üzerinde de kritik bir rol üstlenildiğini belirten Prof. Dr. Dağdelen, "Yeterli su tüketimi kanın koyulaşmasını önleyerek daha akıcı olmasını sağlıyor. Böylece kanın vücutta dolaşımını kolaylaştırıyor ve kalbin pompalama görevini daha az eforla yapmasını mümkün kılıyor. Kalbimiz de daha az enerji harcadığı için aşırı yükten korunmuş oluyor. Yeterli su içmek kandaki sodyum konsantrasyonunu da düşürerek böbrekleri koruyor ve kalp yetersizliği riskini de azaltıyor. Dolayısıyla kalp sağlığınız için günde en az 1.5 litre su içmeyi alışkanlık edinin. Ancak böbrek rahatsızlığınız varsa, sıvı kısıtlaması gerektiği için hekiminizin önerdiği miktarda su içmeniz gerekiyor" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Sep 2024 13:16:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/midenize-asiri-yuklenmeyin-cunku-1727432202.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gelecek kaygısı gençlerin korkulu rüyası oluyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gelecek-kaygisi-genclerin-korkulu-ruyasi-oluyor-18206</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gelecek-kaygisi-genclerin-korkulu-ruyasi-oluyor-18206</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’deki gençlerin en büyük sorunlarından biri gelecek kaygısı olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik belirsizlikler, işsizlik oranlarının yüksekliği gibi nedenler gençleri karamsarlığa itiyor. İşverenlerin deneyim talebi ise yeni mezun gençleri daha çok zorluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’deki gençlerin en büyük sorunlarından biri gelecek kaygısı olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik belirsizlikler, işsizlik oranlarının yüksekliği gibi nedenler gençleri karamsarlığa itiyor. İşverenlerin deneyim talebi ise yeni mezun gençleri daha çok zorluyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Türkiye'de artan yaşam maliyetleri ve daralan iş olanakları ile yüzleşen gençlerin iş bulma umudunu giderek azaltıyor. Mezun olduğu bölümde kariyer planı yapmakta zorlanan gençler kaygı ve endişeye düşüyor.</p>

<p>Giderek zorlaşan eğitim sisteminin, gençleri yoğun bir rekabet ortamına sokarak stres ve kaygı seviyelerini yükselttiğini belirten uzmanlar, özellikle sınavların gençler üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu dile getiriyor.</p>

<p>Uzmanlar ayrıca sosyal medyanın, gençlerin yaşamlarına dair beklentilerini şekillendirirken, gerçeklikten uzak bir tablo sunduğunu, başarı hikayeleri ve mükemmel yaşamların, gençlerin kendilerini değersiz hissetmesine neden olduğunu ve bu durumun kaygıyı giderek derinleştirdiğini vurguluyor.</p>

<p>Gelecek kaygısıyla başa çıkmak için gençlerin kendilerini geliştirmeleri ve destek almalarının önemli olduğunu hatırlatan uzmanlar, psikolojik danışmanlık hizmetleri, üniversitelerdeki kariyer merkezi destekleri ve sosyal destek ağlarının, gençlerin bu süreçte daha güçlü olmalarına yardımcı olabileceğini ifade ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Sep 2024 09:19:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/gelecek-kaygisi-genclerin-korkulu-ruyasi-oluyor-1727417948.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meme reddi için uzmanından altın değerinde öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/meme-reddi-icin-uzmanindan-altin-degerinde-oneriler-18195</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/meme-reddi-icin-uzmanindan-altin-degerinde-oneriler-18195</guid>
                <description><![CDATA[Meme reddi bebeklerde sık karşılaşılan sorunlardan biri olarak biliniyor. Emzirme sırasında bebeğin çığlık atarak kafasını çevirip memeyi emmek istememesi, emerken kısa süre sonra bırakıp ağlamaya başlaması, memeyi reddetmesi veya hiç memeye gelmek istememesi meme reddi olarak adlandırılıyor. Peki meme reddi durumunda ne yapmalı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Meme reddi bebeklerde sık karşılaşılan sorunlardan biri olarak biliniyor. Emzirme sırasında bebeğin çığlık atarak kafasını çevirip memeyi emmek istememesi, emerken kısa süre sonra bırakıp ağlamaya başlaması, memeyi reddetmesi veya hiç memeye gelmek istememesi meme reddi olarak adlandırılıyor. Peki meme reddi durumunda ne yapmalı?</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzman Emzirme Danışmanı Sena Türkkan, meme reddinde uygulanması gereken adımları Herkes Duysun ekibiyle paylaştı.<br />
<br />
İlk olarak meme reddinin sebebinin belirlenmesi ve bunun üzerinden çözümler üretilmesi gerektiğini belirten Uzman Danışman Türkkan, ardından bebekteki alışkanlığın değiştirilmesi için bebeğe uygun, alternatif beslenme yöntemine geçilmesi gerektiğini dile getirdi.<br />
<br />
Anne ve bebek için her fırsatta ten tene temas sağlanması gerektiğinin altını çizen Türkkan, böylece anne ve bebek arasındaki bağın tekrar kurulmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p><img height="467" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/25/meme-reddi3-1727273553-104-x750.jpeg" width="750" /><br />
<strong>“BEBEK ASLA EMZİRİLMEYE ZORLANMAMALIDIR”</strong><br />
<br />
Meme reddi sürecinde annenin sakin olmasının önemli olduğunu söyleyen Türkkan, “Bebeğin sakin anlarından yararlanarak emzirme teklif edilmeli, bebek asla emzirilmeye zorlanmamalıdır. Bebeklerdeki beslenme alışkanlığının değişmesi günler, bazende haftalar alabiliyor. Anne sabırlı kalmalıdır ve bu dönemde psikolojik destek çok önemlidir.” dedi.</p>

<p><img height="499" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/25/meme-reddi2-1727273565-981-x750.jpeg" width="750" /><br />
<br />
<strong>MEME REDDİ YAŞAYAN ANNEYE DESTEK OLUNMALI</strong><br />
<br />
Son olarak meme reddi yaşayan bir annenin danışmanlık sürecini çevre faktörlerinin oldukça fazla etkilediğini vurgulayan Uzman Emzirme Danışmanı Türkkan şu ifadeleri kullandı:<br />
<br />
“Anneye yardımcı olan eş, kardeş, anneanne veya babaannenin bu süreci iyi takip etmeleri ve anneye destek olmaları çok önemlidir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 16:48:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/meme-reddi-icin-uzmanindan-altin-degerinde-oneriler-1727358507.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp ameliyatlarında robotik dönem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kalp-ameliyatlarinda-robotik-donem-18183</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kalp-ameliyatlarinda-robotik-donem-18183</guid>
                <description><![CDATA[Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği Minimal İnvaziv Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Serkan Durdu, , robotik ve minimal invaziv cerrahinin sunduğu avantajlarla tüm dünyada robotik kalp cerrahisi rüzgarının estiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği Minimal İnvaziv Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Serkan Durdu, , robotik ve minimal invaziv cerrahinin sunduğu avantajlarla tüm dünyada robotik kalp cerrahisi rüzgarının estiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği Minimal İnvaziv Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Serkan Durdu, Türkiye’de kalp cerrahisi alanında geleneksel yöntemlere olan eğilimi ve bu eğilime karşı robotik ve minimal invaziv tekniklerin önemini vurgulayan çarpıcı açıklamalarda bulundu. &nbsp;</p>

<p>Prof. Dr. Serkan Durdu, toplumda hâkim olan geleneksel cerrahi yöntemlere duyulan güvenin, modern cerrahi tekniklere geçişte bir engel oluşturduğunu ifade ederken, robotik ve minimal invaziv cerrahinin sunduğu avantajların göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>Prof.Dr. Serkan Durdu, Türkiye'de bu modern tekniklerin yaygınlaşmasına yönelik çabaların hız kazandığını belirterek, canlı cerrahi vakalar ile bu konuda toplumsal farkındalık yaratmayı hedeflediklerini söyledi. &nbsp;Prof. Durdu, “Minimal invaziv ve robotik cerrahi, hastalarımıza daha az ağrı, daha hızlı iyileşme süresi ve daha düşük komplikasyon oranları sağlıyor. Ancak, ne yazık ki toplumda geleneksel yöntemlerin daha güvenli olduğuna dair bir inanış hâkim. Bu inanışı değiştirmek ve modern cerrahi yöntemlerin faydalarını daha geniş kitlelere anlatmak zorundayız” dedi.</p>

<p><img class="" height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/26/1727328241-robotik-cerrahi-1727334423-192-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>CANLI VAKALARLA BİLGİLENDİRME YAPACAĞIZ</strong></p>

<p>&nbsp;Prof. Dr. Serkan Durdu'nun öncülüğünde gerçekleştirilecek olan “Cardiac Memorial 2024” bilimsel toplantısında, canlı cerrahi vakalarıyla topluma robotik ve minimal invaziv cerrahinin etkinliği gözler önüne serileceğini ifade ederek, “Bu cerrahi tekniklerin sunduğu avantajları sadece uzmanlara değil, topluma da göstermeliyiz. Canlı cerrahi vakalar, bu konuda en etkili farkındalık yaratma yollarından biri” şeklinde konuştu.</p>

<p>Durdu, Türkiye’nin kalp cerrahisinde dünya ile yarışan bir seviyeye ulaştığını ve bu modern tekniklerin daha geniş bir kitle tarafından benimsenmesi gerektiğini belirterek, “Toplumda yaygın olan geleneksel cerrahi yöntemlere olan güveni kırarak, minimal invaziv cerrahinin sunduğu yenilikçi ve hasta dostu çözümleri tanıtmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı .</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 12:17:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/kalp-ameliyatlarinda-robotik-donem-1727342232.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kronik öksürük ve ağır yük kaldırma kasık fıtığı sebebi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kronik-oksuruk-ve-agir-yuk-kaldirma-kasik-fitigi-sebebi-18180</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kronik-oksuruk-ve-agir-yuk-kaldirma-kasik-fitigi-sebebi-18180</guid>
                <description><![CDATA[Kasık bölgesinde şişlik ve ağrı ile kendini gösteren, tedavi edilmediği takdirde bağırsak boğulmasına kadar gidebilen önemli bir hastalık olan kasık fıtığı orta ve ileri yaş grubunu daha çok etkiliyor. Uzmanlar, genç yaşlarda görülen kasık fıtıklarının doğumsal nedenlerden meydana geldiğini, ileri yaş grubunda ise dokuların zamanla zayıflamalarının neden olarak gösterildiğini öne sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kasık bölgesinde şişlik ve ağrı ile kendini gösteren, tedavi edilmediği takdirde bağırsak boğulmasına kadar gidebilen önemli bir hastalık olan kasık fıtığı orta ve ileri yaş grubunu daha çok etkiliyor. Uzmanlar, genç yaşlarda görülen kasık fıtıklarının doğumsal nedenlerden meydana geldiğini, ileri yaş grubunda ise dokuların zamanla zayıflamalarının neden olarak gösterildiğini öne sürdü.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Karın içinde bulunan bağırsak ve omentum gibi organların, kasık bölgesindeki zayıf noktalardan karın dışına yer değiştirmesi şişlik ve ağrı ile kendisini gösteriyor.</p>

<p>Genç yaşlarda görülen kasık fıtıklarının doğumsal nedenlerden meydana geldiğini, ileri yaş grubunda ise dokuların zamanla zayıflamalarının neden olarak gösterildiğini vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, karın içi basıncın artmasının karın duvarında zayıf noktalar, aşırı kilo alımı veya kaybı, ağır kaldırma, kronik kabızlık ve sık ıkınma, kronik öksürük ve genetik faktörler kasık fıtığının başlıca nedenlerinden olduğunu söyledi.&nbsp;</p>

<p>Kasık fıtıklarının tanısının, ortaya çıkan şişlik nedeniyle oldukça kolay olduğunu söyleyen Prof. Dr. Erenoğlu, “Ancak başlangıç aşamasındaki olgularda fiziki muayene ile tanı zor olabilir; bu durumda hastalık ultrasonografi ile ayırt edilebilir. Kasık fıtıkları, yer değiştiren bağırsak ve omentum gibi organların fıtık kesesi içerisinde kanlanmalarının bozulmasına neden olabildikleri için tedavileri önemli. Bağırsak tıkanması ve bağırsak beslenmesinin bozulması gibi yaşamsal yan etkileri nedeniyle hangi olguların acilen cerrahi tedavi gerektirdiği mutlaka deneyimli bir uzman tarafından değerlendirilip gerekli planlamalar yapılmalı” dedi.&nbsp;</p>

<p>Kasık fıtıklarının tek tedavisinin cerrahi yöntem, yani ameliyat olduğunun altını çizen Prof. Dr. Cengiz Erenoğlu, “Kasık fıtıkları son yıllarda kapalı veya ‘laparoskopik’ yöntem ile ameliyat sayesinde daha az ağrılı olarak tedavi edilebiliyor. Bu yöntemde karın içerisinden kasık bölgesine yer değiştirmiş olan dokular ve organlar tekrar karın içerisine gönderiliyor ve oluşan açıklık dokulara uyumlu uygun malzemeler ile kapatılıyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>HASTA BİR GECEDE TABURCU OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Laparoskopik yöntemde hastanın açık yönteme göre daha az ameliyat sonrası ağrıya ve küçük bir ameliyat kesisine maruz kaldığını belirten Prof. Dr. Erenoğlu, “Hastaların kısa sürede hem sosyal hem iş hayatına dönmelerini sağlayan ve hastanede genellikle bir gece kalmayı gerektiren bir yöntem olan laparoskopik kasık fıtığı ameliyatı sayesinde kasık fıtıkları başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 12:17:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/kronik-oksuruk-ve-agir-yuk-kaldirma-kasik-fitigi-sebebi-1727342224.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya kalp cerrahları Türkiye’de buluşuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dunya-kalp-cerrahlari-turkiyede-bulusuyor-18178</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dunya-kalp-cerrahlari-turkiyede-bulusuyor-18178</guid>
                <description><![CDATA[Dünyanın dört bir yanından uzman kalp cerrahları, robotik ve minimal invaziv cerrahi teknikler sayesinde kardiyak operasyonların sonuçlarını Ankara’da değerlendirmek üzere bir araya geliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın dört bir yanından uzman kalp cerrahları, robotik ve minimal invaziv cerrahi teknikler sayesinde kardiyak operasyonların sonuçlarını Ankara’da değerlendirmek üzere bir araya geliyor.</p>

<p><strong>ANKARA (İGFA) -&nbsp;&nbsp;</strong>28 Eylül'de Ankara JW Marriott Otel’de düzenlenecek “Robotik/Minimal İnvaziv Kalp Cerrahisi Zirvesi’ne Ukrayna, Rusya, İngiltere, İtalya, Almanya ve Fransa'dan gelen kalp cerrahları da katılacak. &nbsp;Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, ülkenin bir numaralı kalp cerrahı Makhdom Fahd Abdulrahman’ı da Türkiye’ye gönderiyor. 10 ülkeden 250 kalp ve damar cerrahı zirvede hazır olacak.&nbsp;</p>

<p>Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği Minimal İnvaziv Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Serkan Durdu, robotik sistemlerin, cerrahın hassasiyetini artırarak kalp ameliyatlarını daha güvenli hale getirdiğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Robotik destekli cerrahi gelişiminin, hastaların hayatını değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Serkan Durdu, özellikle kalp rahatsızlıklarında, bu teknikler sayesinde daha az invaziv yöntemlerle ameliyatlar gerçekleştirilerek iyileşme süresinin kısaldığını ve başarı oranlarının arttığını ifade etti. Prof. Dr .Durdu, &nbsp;dünyada bu alandaki gelişmelerin, Türkiye'nin de tıbbi teknolojilerdeki yerini güçlendirdiğine dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p>Bu sistemlerin özellikle mitral kapak onarımları ve koroner arter baypas greftleme (CABG) gibi karmaşık kalp ameliyatlarında kullanıldığını ve büyük avantaj sağladığının altını çizen Durdu, "Bu yenilikler sayesinde hastalar daha kısa sürede iyileşiyor ve komplikasyon riskleri en aza indiriliyor" dedi.</p>

<p><strong>YENİ TEKNOLOJİLERLE DAHA İYİ BİR GELECEK</strong></p>

<p>Durdu ayrıca, yapay zeka ve gelişmiş dokunsal geri bildirim sistemlerinin, cerrahların daha da hassas ameliyatlar yapabilmesine olanak sağlayacağını belirterek, “Gelecekte bu teknolojilerle kalp ameliyatlarında çok daha büyük başarılar elde edeceğiz” açıklamasını yaptı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 09:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/dunya-kalp-cerrahlari-turkiyede-bulusuyor-1727333035.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dişler iyi temizlenmezse arayüz çürüğü oluşabiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/disler-iyi-temizlenmezse-arayuz-curugu-olusabiliyor-18176</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/disler-iyi-temizlenmezse-arayuz-curugu-olusabiliyor-18176</guid>
                <description><![CDATA[Dişlerin birbirine temas ettiği bölgelerde oluşan diş çürüklerine arayüz çürüğü denildiğini belirten uzmanlar, yiyecek artıklarının buralarda birikmesiyle çürük oluşumunun hızlanabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dişlerin birbirine temas ettiği bölgelerde oluşan diş çürüklerine arayüz çürüğü denildiğini belirten uzmanlar, yiyecek artıklarının buralarda birikmesiyle çürük oluşumunun hızlanabileceğini söylüyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, arayüz çürüğü olarak adlandırılan diş çürümesi tipi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Dişlerin birbirine temas ettiği bölgelerde oluşan diş çürüklerine arayüz çürüğü denildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bu çürükler genellikle dişlerin arasındaki alanlarda başlar ve zamanla genişleyerek dişin yapısına zarar verebilir.” dedi. Dişlerin birbirine temas ettiği bu bölgelerin hijyeninin sağlanmasının zor olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, bu nedenle yiyecek artıklarının ve mikroorganizmaların bu bölgelerde birikerek çürük oluşumunu hızlandırabileceğine dikkat çekti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/25/1727253677-dr-r-yesi-zge-mimir-1727276315-405-x750.jpeg" style="height:499px; width:750px" /></p>

<p><strong>BESLENME, ÇAPRAŞIK DİŞLER VE GENETİK RİSKİ ARTIRIYOR!</strong></p>

<p>Arayüz çürüğü oluşması riskini artıran başlıca nedenlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir,&nbsp;“Dişlerin arasının düzenli olarak temizlenmemesi, yiyecek ve bakterilerin birikmesine neden olur. Bu birikintiler, asidik ortamlar oluşturarak diş minesini aşındırır. Şekerli ve asidik gıdalar, dişlerde plak oluşumunu artırır ve çürük oluşumuna zemin hazırlar. Dişlerin çapraşık olduğu durumlarda, dişlerin arasını temizlemek zorlaşır ve bu bölgelerde çürük riski artar. Bazı bireylerde genetik olarak diş minesinin zayıf olması, çürük oluşumunu hızlandırabilir.” dedi.</p>

<p>Arayüz çürüğü tedavisinin genellikle çürüğün büyüklüğüne ve derinliğine bağlı olarak yapıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Eğer çürük çok derin değilse, diş hekimi genellikle diş temizliği ve flor uygulamaları önerir. Ayrıca, dişler arasında birikmiş plakların temizlenmesi ve düzenli ağız hijyeni alışkanlıkları geliştirilmesi teşvik edilir.” dedi. Mimir, daha derin çürüklerde, diş hekiminin çürük kısmını temizleyip uygun bir dolgu malzemesiyle doldurmayı tercih edeceğini ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 09:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/disler-iyi-temizlenmezse-arayuz-curugu-olusabiliyor-1727333021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeterince güneş ışığı alamamak D vitamini eksikliğini tetikliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/yeterince-gunes-isigi-alamamak-d-vitamini-eksikligini-tetikliyor-18164</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/yeterince-gunes-isigi-alamamak-d-vitamini-eksikligini-tetikliyor-18164</guid>
                <description><![CDATA[Vücuttaki kalsiyum ve fosfat dengesini sağlayarak kemikleri güçlendiren bir molekül olan D vitamini vücutta sentezlenebilen nadir vitaminlerdendir. Hayati öneme sahip olan D vitamininin kaynağını, güneşten gelen ultraviyole ışınlar oluşturuyor. Peki yeterince ultraviyole ışını alamamak neye sebep oluyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vücuttaki kalsiyum ve fosfat dengesini sağlayarak kemikleri güçlendiren bir molekül olan D vitamini vücutta sentezlenebilen nadir vitaminlerdendir. Hayati öneme sahip olan D vitamininin kaynağını, güneşten gelen ultraviyole ışınlar oluşturuyor. Peki yeterince ultraviyole ışını alamamak neye sebep oluyor?</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>D vitamini bebeklerin ve büyüme çağındaki çocukların, kemik gelişimini ve dişlerinin sağlıklı büyümesini sağlarken, kalsiyum ve fosfor emilimini de düzenliyor. Bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırırken kemiklerin mineralizasyonunda rol oynuyor. D vitamininin, hücre farklılaşmasında görev almasının yanı sıra bağışıklık sistemini düzenlediğine yönelik çalışmalar da var.</p>

<p><img height="500" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/25/d-vitaminii-1727270417-672-x750.jpeg" width="750" /><br />
<br />
<strong>GÜNEŞ IŞIĞINA EK OLARAK BAZI BESİNLERDE D VİTAMİNİ AÇISINDAN ZENGİN</strong><br />
<br />
Uzmanlar, D vitamininin çoğunun güneş ışınlarından alındığının altını çizerken tüketilen besinlerden de D vitamini ihtiyacının bir kısmının karşılandığını belirtiyor.<br />
<br />
Balık yağı, süt ve süt ürünleri, kırmızı et, yumurta sarısı ve vitaminlerle zenginleştirilmiş olan ürünlerin D vitamini açısından zengin olan besinler olduğunu dile getiren uzmanlar, bu ürünlerin tüketiminin D vitamini ihtiyacının bir kısmını karşılayabileceğini ifade ediyor.</p>

<p><img height="482" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/25/hamilelerde-d-vitamini-1727270422-210-x750.jpeg" width="750" /><br />
<strong>ÇOCUKLAR VE HAMİLELERDE D VİTAMİNİNE DİKKAT!</strong><br />
<br />
Yeterince&nbsp;güneş ışığı alan ve düzenli beslenen bireylerde D vitamini eksikliği olma ihtimalinin düşük olduğunu vurgulayan uzmanlar, büyüme ve gelişme hızının fazla olduğu çocukluk ve ergenlik çağlarında, emziren ve gebe kadınlarda D vitaminine duyulan ihtiyacın artabileceğini söylüyor.</p>

<p><img height="421" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/25/d-vitamini-eksikliginde-ne-olur-1727270413-265-x750.jpeg" width="750" /><br />
<br />
<strong>YETERİNCE D VİTAMİNİ ALINMAZSA NE OLUR?</strong><br />
<br />
D vitamininin serum düzeyinin 12 ng/ml altında olmasının eksiklik olarak nitelendirildiğini kaydeden uzmanlar, D vitamini eksikliğinin çocuklarda kemik büyümesini engelleyebileceğini ve kalsiyum emilimini azaltıp büyümeyi duraksatabileceğini söylüyor. D vitamini eksikliğinin sıkça enfeksiyon geçirilmesine neden olabileceği gibi,&nbsp; kemik ve sırt ağrısı da yapabileceğini dile getiren uzmanlar, D vitamini eksikliğinin kemik kütlesinde azalmalara sebep olabileceğini, saç dökülmesine neden olabileceğini, depresyon ve yorgunluk yaratabileceğini ifade ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Sep 2024 16:56:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/yeterince-gunes-isigi-alamamak-d-vitamini-eksikligini-tetikliyor-1727272600.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lojistik sorunları aşılamayı aksatıyor! Taşıma aşıyla nereye kadar?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/lojistik-sorunlari-asilamayi-aksatiyor-tasima-asiyla-nereye-kadar-18156</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/lojistik-sorunlari-asilamayi-aksatiyor-tasima-asiyla-nereye-kadar-18156</guid>
                <description><![CDATA[Birçok şehirde tedarik sorunu dolayısıyla aşılamanın aksadığını belirten Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Mengücük, eksik kalan aşı mecburen bir ay sonraya bırakıldığını belirterek, en önemli koruyucu sağlık hizmetinin aksatıldığını öne sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birçok şehirde tedarik sorunu dolayısıyla aşılamanın aksadığını belirten Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Mengücük, eksik kalan aşı mecburen bir ay sonraya bırakıldığını belirterek, en önemli koruyucu sağlık hizmetinin aksatıldığını öne sürdü.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Aile Sağlığı Merkezi hekimleri ve sağlık çalışanlarının üyesi bulunduğu Birlik ve Dayanışma Sendikası, en önemli koruyucu sağlık hizmeti olan aşılamanın tedarik ve lojistik sorunları konusunda aksadığı, aşılamalar ertelenerek&nbsp; yapılıyor&nbsp; uyarısında bulundu.</p>

<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr Derya Mengücük, aşı yetersizliğinin aile hekimi ve aile sağlığı ebe ve hemşirelerini zor durumda bıraktığını söyledi.</p>

<p>Dr. Derya Mengücük “Hepatit B başta olmak üzere, Tetanoz, KKK (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak), Hepatit A ve Suçiçeği aşılarında yetersizlik nedeniyle aşılar ertelenmek zorunda bırakılıyor. Hatta aynı anda, aynı aşının yapılması gereken çocuklar için; daha acil olana yapılması, diğerinin daha sonra aşı geldiğinde yapılmak üzere ertelenmesi öneriliyor. Eş zamanlı yapılması gereken üç aşıdan ikisi yapılıp, biri olmadığı için yapılamıyor. Eksik kalan aşı mecburen 1 ay sonraya bırakılıyor. Bu durum bebek ve çocukların aileleri tarafından da hoşnutsuzluk ve kuşku ile karşılanıyor. Bir günde işlemleri bitecek iken tekrar Aile Sağlığı Merkezlerine gelmek zorunda kalıyor.” diye konuştu.</p>

<p>Bu durumda ailelerin de hem ekonomik hem de zaman açısından zorlandığına işaret eden Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr Derya Mengücük, hekim, ebe ve hemşirelere aşıların ne zaman temin edileceği bilgisi verilmediğinden kesin bir aşı tarihi belirlemenin de mümkün olmadığını, bu nedenle ailelerle sağlık çalışanları arasında tartışma ve şiddet olasılığının arttığını anlattı.</p>

<p><img height="667" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/25/uz-dr-derya-mengucuk-1727253880-202-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>TAŞIMA AŞI İLE HİZMETLER DÖNDÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR</strong></p>

<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr Derya Mengücük “Bazı illerde, İlçe Sağlık Müdürlükleri aşı yetersizliğinden kaynaklanan aksamaları azaltmak için ASM’ler arası aşı transferi yapıyor. Her ASM’nin ilerleyen günlerde tahmini ihtiyaçlarını sorup, bir ASM den alıp diğerine götürerek eksikliği gidermeye uğraşıyor. Adeta taşıma aşı ile aşılama hizmetleri döndürülmeye çalışılıyor.&nbsp; Aşının ne zaman yeterince temin edileceğini maalesef onlar da bilmiyor” diye konuştu.</p>

<p>Aşı ile önlenebilir hastalıkların sonuçlarını, aşı ve aşılamanın kıymetini çok iyi bilen biz Aile Hekimliği çalışanları olarak&nbsp; ”Bugün aşı yok, yarın gel“ demek istemediklerini ifade eden Dr Derya Mengücük “Koruyucu sağlık hizmetlerinde kullanılan aşıların lojistik yönetiminden sorumlu Sağlık Bakanlığının, bu en temel sağlık hizmetini hiçbir eksiklik, yetersizlik, gecikme olmayacak şekilde planlamasını ve sağlamasını istiyoruz. Yaşanabilecek tedarik sorunlarını öngörmesini ve bu şekilde sorunlar oluşmadan gidermesini bekliyoruz. Aşı karşıtlığının giderek arttığı günümüzde; koruyucu hekimliğin en birincil bileşeni aşılamanın böyle tedarik ve lojistik sorunları nedeniyle aksamasını kabul etmiyoruz” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Sep 2024 14:03:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/lojistik-sorunlari-asilamayi-aksatiyor-tasima-asiyla-nereye-kadar-1727262185.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yerli firmadan sedef hastalığının tedavisine umut veren çalışma</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/yerli-firmadan-sedef-hastaliginin-tedavisine-umut-veren-calisma-18155</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/yerli-firmadan-sedef-hastaliginin-tedavisine-umut-veren-calisma-18155</guid>
                <description><![CDATA[GEN, formülasyonunu bünyesindeki AR-GE laboratuvarlarında geliştirdiği yenilikçi ilacı olan GN-037 topikal kreminin Faz 2 klinik araştırma sonuçlarını paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>GEN, formülasyonunu bünyesindeki AR-GE laboratuvarlarında geliştirdiği yenilikçi ilacı olan GN-037 topikal kreminin Faz 2 klinik araştırma sonuçlarını paylaştı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Türk ilaç sektörünün en hızlı büyüyen firmalarından biri olan GEN, sedef hastalığının tedavisine yönelik geliştirdiği GN-037 tropikal kremi ile ilgili yürütülen çalışmalarından umut veren sonuçlar paylaştı.</p>

<p>Sedef hastalığı çeşitli klinik biçimlerde ortaya çıkabilen, yineleyici, kronik bir deri hastalığıdır. Sıklığı farklı toplumlarda ve coğrafik bölgelerde değişiklik gösteren hastalık, genel popülasyonda yüzde 1,5-2 oranında görülmektedir. Sedef hastalarının yüzde 70-80’i sınırlı/lokalize hastalığa sahip olup yalnızca topikal tedavi ile yönetilmektedir. Bu yönüyle topikal tedavi, sedef hastalığı yönetimindeki en yaygın tedavi şekli olarak öne çıktı.</p>

<p>Formülasyonu GEN’in AR-GE laboratuvarlarında geliştirilen ve klinik araştırma geliştirme safhasındaki GN-037 topikal krem, hafif ve orta şiddetli plak tipi sedef hastalığının (psoriasisin) tedavisi için yenilikçi bir çözüm sunmayı hedeflendi.</p>

<p>Faz 2 araştırma sonuçları, 25-28 Eylül 2024 tarihleri arasında Amsterdam’da gerçekleştirilmekte olan Avrupa Dermatoloji ve Veneroloji Akademisi (European Academy of Dermatology and Venereology) 2024 Kongresi’nde açıklandı. Yapılan açıklamada, Faz 2 klinik araştırmasına Türkiye’deki 19 araştırma merkezinden dahil edilen toplamda 190 hafif ve orta şiddetli plak tipi sedef hastalığı bulunan gönüllülerin verilerine göre, topikal olarak uygulanan GN-037 kreminin, plasebo uygulanan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkili ve üstün tedavi başarısı sağladığı açıklandı.</p>

<p><strong>ABİDİN GÜLMÜŞ: “GN-037’NİN ETKİNLİĞİNE YÖNELİK ÇALIŞMALARIMIZ TÜM HIZIYLA DEVAM EDİYOR”</strong></p>

<p>GEN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür’ü Abidin Gülmüş, GEN’in araştırma ilacı GN-037 topikal kreminin Faz 2 klinik araştırmasının sonuçlarının EADV 2024 Kongresi’nde açıklanması ile ilgili yaptığı değerlendirmede, "Yerli bir ilaç firması olarak sektördeki 25 yıllık tecrübemizle, nadir hastalıklar ve karşılanmamış sağlık ihtiyaçlarına yönelik güvenilirliği global ölçekte kanıtlanmış, kaliteli ve inovatif çözümler sunmak için faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bu misyonumuz doğrultusunda, ülkemizde de yaklaşık 900 bin sedef hastasının kullandığı topikal tedavi yöntemlerine yenilikçi bir çözüm getirmeyi hedefleyen GN-037 kremini geliştirerek çalışmalarımıza uzun zaman önce başladık. Yaklaşık 1 yıl gibi kısa bir sürede hasta alımı tamamlanan, GN-037’nin Faz 2 klinik araştırmasının pozitif sonuçlarını duyurmaktan dolayı heyecanlıyız. Yenilikçi araştırma ürünümüzün, tüm dünyadaki sedef hastaları için kaliteli ve etkili bir çözüm sunacağına inanıyoruz. Türkiye’nin önde gelen ilaç şirketlerinden biri olarak, GN-037’yi en kısa sürede hastalarımızın kullanımına sunmak amacıyla çalışmalarımıza tüm hızıyla devam ettiğimizi kamuoyuyla paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Sep 2024 14:02:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/yerli-firmadan-sedef-hastaliginin-tedavisine-umut-veren-calisma-1727262175.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlar uyarıyor: Sonbahar alerjilerine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanlar-uyariyor-sonbahar-alerjilerine-dikkat-18147</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanlar-uyariyor-sonbahar-alerjilerine-dikkat-18147</guid>
                <description><![CDATA[Sonbahar mevsiminin gelişiyle birlikte hava sıcaklıklarında ani düşüşler yaşanırken, alerji sorunu yaşayan bireyler için zorlu bir dönem başlıyor. Uzmanlar, özellikle polen alerjisi olan bireylerin bu dönemde daha fazla tedbir alması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminin gelişiyle birlikte hava sıcaklıklarında ani düşüşler yaşanırken, alerji sorunu yaşayan bireyler için zorlu bir dönem başlıyor. Uzmanlar, özellikle polen alerjisi olan bireylerin bu dönemde daha fazla tedbir alması gerektiğini belirtiyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA)-&nbsp;&nbsp;</strong>Polenlerin, bitkilerin üreme sürecinde ortaya çıkan bir madde olduğunu belirten uzmanlar, bahar aylarında yoğun olarak hissedilen polenlerin, sonbaharda ise yabani otlardan ve bazı ağaç türlerinden yayılmaya devam ettiğini kaydediyor. Polenler, rüzgarla taşınarak havaya karıştığını ve alerjisi olan kişilerde hapşırma, burun akıntısı, gözlerde kaşıntı gibi semptomlara yol açabileceğini ifade eden uzmanlar alerjik reaksiyon gösteren vatandaşların uzman hekime görünmeleri tavsiyesinde bulunuyor.</p>

<p>Sonbahar alerjilerinin grip veya soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini de vurgulayan uzmanlar, polen alerjilerinin burun tıkanıklığı, gözlerde sulanma, boğaz kaşıntısı gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ancak gripten farklı olarak alerjik reaksiyonda ateş ve kas ağrısının görülmeyeceğini belirtiyor.</p>

<p>Alerjiden korunmak için ise uzmanlar polenlerin yoğun olduğu dönemde mümkün olduğunca dışarı çıkmamak gerektiğini özellikle sabah saatlerinde açık alanlarda bulunmamak gerektiğini ifade ediyor.&nbsp;</p>

<p>Bu saatlerde pencerelerin de kapalı tutulması önerisinde bulunan uzmanlar, polenle temas edilmesi durumunda duş alınmasını tavsiye ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Sep 2024 09:20:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/uzmanlar-uyariyor-sonbahar-alerjilerine-dikkat-1727245213.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kulak tüpü ameliyatı gerektiren durumlar çocuklarda daha yaygın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kulak-tupu-ameliyati-gerektiren-durumlar-cocuklarda-daha-yaygin-18130</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kulak-tupu-ameliyati-gerektiren-durumlar-cocuklarda-daha-yaygin-18130</guid>
                <description><![CDATA[Orta kulakta oluşan sıvı veya iltihaplanmanın zamanla işitme kaybına neden olabileceğini belirten uzmanlar bu sorunun tedavisi için kulak tüpü kullanılabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Orta kulakta oluşan sıvı veya iltihaplanmanın zamanla işitme kaybına neden olabileceğini belirten uzmanlar bu sorunun tedavisi için kulak tüpü kullanılabileceğini söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulak içi basıncına bağlı işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan kulak tüpü hakkında bilgi verdi</p>

<p><strong>KULAK İÇİ BASINCI AZALTMAK İÇİN TÜP TAKILIR…</strong></p>

<p>Orta kulakta oluşan sıvı veya iltihaplanmanın zamanla işitme kaybına neden olabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Kulak içinde oluşan sıvı basınca neden olur. Basınç 400 mm bar seviyesine ulaşmışsa ve kişinin işitme kaybı yüzde 20-40 seviyelerinde ise tüp takma ameliyatı uygulanır. Tüp kulak zarına yapılan bir işlemdir.” dedi.</p>

<p>Kulak tüpünün her yaş grubundan kişiye uygulanabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Çocuklarda da yetişkinlerde de kulak tüpü ameliyatı uygulanabilir. Önemli olan geniz eti problemini çözmektir. İşitme kaybına neden olabilen hastalıklar çocuklarda daha yaygın olarak görülür ve daha sık tekrarlanır. Kulak tüpü için ideal yaş 2,5-4 yaş aralığıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>KULAK TÜPÜ BİRKAÇ AY İÇİNDE KENDİLİĞİNDEN DÜŞÜYOR</strong></p>

<p>Kulak tüpü taktırmanın herhangi bir yan etkisi olmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bu işlem öncesi ve sonrası herhangi bir ağrı oluşmaz. Kulak tüpü takıldıktan bir süre sonra kendiliğinden düşer. Ömürleri 3-6 arasıdır. Bazı tüpler daha uzun süre kalır ve özel tüplerdir. Hangi tür tüpün kullanılacağını kulak zarının tipine ve hastanın işitme kaybına göre belirlemek gerekir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 16:06:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/kulak-tupu-ameliyati-gerektiren-durumlar-cocuklarda-daha-yaygin-1727183213.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her yıl 300 bin kişi kalp hastalığı tanısı alıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/her-yil-300-bin-kisi-kalp-hastaligi-tanisi-aliyor-18122</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/her-yil-300-bin-kisi-kalp-hastaligi-tanisi-aliyor-18122</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Kalp Federasyonu tarafından 2000 yılından itibaren her yıl 29 Eylül'de tüm dünyada kutlanan Dünya Kalp Günü dolayısıyla önemli bilgiler aktaran Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Habib Çil, kalp ve damar hastalıklarının Türkiye'de ölüm nedenlerinde ilk sırada yer aldığını ve yüzde 40 civarında seyrettiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Kalp Federasyonu tarafından 2000 yılından itibaren her yıl 29 Eylül'de tüm dünyada kutlanan Dünya Kalp Günü dolayısıyla önemli bilgiler aktaran Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Habib Çil, kalp ve damar hastalıklarının Türkiye'de ölüm nedenlerinde ilk sırada yer aldığını ve yüzde 40 civarında seyrettiğini söyledi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye'de tüm dünyada olduğu gibi kalp ve damar hastalıklarının ölüm nedenlerinde ilk sırada yer aldığını ve yüzde 40 civarında seyrettiğini belirten Kardiyoloji uzmanlarından Doç. Dr. Habib Çil, bunların sırasıyla koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, serebrovasküler (inme, beyin kanaması) hastalıkları olduğunu söyledi.</p>

<p>Türkiye'de her yıl yaklaşık 300 bin kişi kalp hastalığı tanısı almaktadır. Ne yazık ki her 2,5 dakikada bir kişi kalp ve damar hastalığı nedeniyle kaybettiğini ifade eden Doç. Dr. Çil, özellikle gelişmiş batı ülkelerinde kardiyovasküler hastalıklardan korunma konusunda yeterli bilinçlenme sayesinde hastalığın nispeten gerilediğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Kalp hastalıklarının risk faktörleri arasında hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, sigara, aile öyküsü, erkek cinsiyet ve sedanter (hareketsiz) yaşamın sayılabileceğini anlatan Doç. Dr. Habib Çil, “Bu risk faktörleri içerisinde değiştirilebilir risk faktörleri dediğimiz risk faktörleriyle mücadele özellikle önem arz etmektedir. Bunlar bireylerin yaşam tarzıyla doğrudan ilişkilidir. Bunlar tütün kullanımı, yüksek tuz ve karbonhidrat içerikli beslenme, hareketsiz yaşam ve stres yönetimindeki eksikliktir. Bu faktörlerin sadece kalp hastalarında değil, belki de daha çok henüz kalp hastası olmamış bireylerde düzeltilmesi toplum sağlığı açısından önem arz etmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalp hastalıklarının teşhisinde diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi hastanın şikayetlerinin detaylı bir şekilde dinlenmesinin ve kapsamlı bir fizik muayenenin kritik bir role sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Habib Çil, “Ardından elde edilen bulgulara göre basit veya komplike tetkiklere ihtiyaç duyulabilir. Basit tetkikler noninvaziv (kansız) olup başlıca EKG, ekokardiyografi, efor testi, ritm ve tansiyon holter gibi poliklinik şartlarında yapılan tetkiklerdir. Buradan elde edilen veriler teşhis için yeterli görülürse hastanın tedavisi planlanabilir. Şayet daha ileri tetkik ihtiyacı olursa daha komplike testlere başvurulabilir. Bunlar genellikle koroner BT anjiyografi, kardiyak MR, miyokart sintigrafisi, kontrast EKO, stres EKO ve koroner anjiyografidir” diye konuştu.</p>

<p><strong>“ARTIK NEREDEYSE VÜCUDUN TÜM DAMAR SİSTEMİNE YÖNELİK MÜDAHALELER YAPABİLİYORUZ”</strong></p>

<p>Hekimlerin öncelikli amacının hastalıkların önlenmesi konusunda bireylere ve tüm topluma rehberlik etmek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Habib Çil, bu bağlamda en ideal tedavinin hastalığa giden süreci ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.</p>

<p>"Kalp hastalıklarının hemen hemen tamamı onyıllar boyunca göz ardı edilen risk faktörlerinden kaynaklanır. Dolayısıyla yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet ve sigarayla mücadele ulusal sağlık politikamızın en önemli unsuru olmak durumundadır" diyen Doç. Dr. Çil, "Gerek damar tıkanıklıklarında gerekse de kapak hastalıklarında elimizdeki teknolojik imkanlar ve son 20 yılda edindiğimiz tecrübeler cerrahi gereksinimini büyük ölçüde azaltmıştır. Artık günübirlik hastane yatışlarıyla uygulanan anjiyografik girişimsel tekniklerle hastalarımız gerek damar gerekse de kapak problemlerini çözebilmekteyiz. Önceleri biz kardiyologlar temel olarak kalp damarlarına yönelik işlemler yaparken, artık neredeyse vücudun tüm damar sistemine yönelik müdahaleler yapabilir durumdayız. Bunlar arasında bacak damarları, beyin damarları, aort damarı, bağırsaklarımızı besleyen damarlar, ürogenital sistemi besleyen damarlar sayılabilir. Aynı şekilde kapak hastalıklarında da neredeyse kalbin dört kapağına da kasıktan girilerek sunulabilen tedavi seçenekleri mevcuttur. Ancak yine de halen cerrahi tedavi gerektiren damar ve kapak problemleri var. Bunun kararı da genellikle yetkin merkezlerde konseylerde detaylı şekilde tartışılarak verilmektedir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 10:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/her-yil-300-bin-kisi-kalp-hastaligi-tanisi-aliyor-1727163391.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz hastalıkları uzmanları yanlış uygulamalara karşı uyarıda bulunuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/goz-hastaliklari-uzmanlari-yanlis-uygulamalara-karsi-uyarida-bulunuyor-18119</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/goz-hastaliklari-uzmanlari-yanlis-uygulamalara-karsi-uyarida-bulunuyor-18119</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda popülerliği artan ipek kirpik uygulaması özellikle genç kızlar tarafından oldukça tercih ediliyor. İpek kirpik bazı riskleri de beraberinde getiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda popülerliği artan ipek kirpik uygulaması özellikle genç kızlar tarafından oldukça tercih ediliyor. İpek kirpik bazı riskleri de beraberinde getiriyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Sosyal medya üzerinde bazı kullanıcılar, uygulama sonrasında kendi kirpiklerinin döküldüğünü ve kullanılan kimyasal yapıştırıcılar nedeniyle gözlerinde ciddi sağlık sorunları yaşadıklarını iddia ediyor.&nbsp;</p>

<p><strong>“KORNEA VE KONJONKTİVA TABAKASINDA HASAR OLUŞABİLİR”</strong></p>

<p>Göz hastalıkları uzmanları, ipek kirpik uygulaması sırasında kullanılan yapıştırıcıların yanlış uygulanması durumunda göz sağlığına zarar verebileceğini dile getiriyor. Uzmanlar, yapıştırıcının göz yüzeyine kaçması durumunda kornea ve konjonktiva tabakalarında hasar oluşabileceğini söylüyor.&nbsp;</p>

<p><img height="495" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/23/img-3728-1727098830-56-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“CİDDİ GÖRME PROBLEMLERİNE YOL AÇABİLİR”</strong></p>

<p>Göz hastalıkları uzmanları bu hasarların gözde kızarıklık, batma, yanma gibi rahatsızlıklar ve ileri seviyelerde ciddi görme problemlerine yol açabileceğinin altını çiziyor.&nbsp;</p>

<p><strong>UZMAN KİŞİ VE HİJYENİK KOŞULLAR OLDUKÇA ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Kimyasal yapıştırıcılar ve yanlış uygulamalar sonucunda, gözde kalıcı hasar riski oluşabileceğini belirten uzmanlar, ipek kirpik uygulaması yaptırmayı düşünenlerin, bu işlemin yalnızca uzman kişiler tarafından ve hijyenik koşullarda yapılmasına özen göstermeleri gerektiği vurguluyor. Uzmanlar, hassas gözleri olan kişilerin ise bu uygulamayı yaptırmadan önce bir göz doktoruna danışmaları gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 09:26:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/goz-hastaliklari-uzmanlari-yanlis-uygulamalara-karsi-uyarida-bulunuyor-1727159200.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>4-7-8 tekniği ile uykuya geçiş kolaylaşıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/4-7-8-teknigi-ile-uykuya-gecis-kolaylasiyor-18106</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/4-7-8-teknigi-ile-uykuya-gecis-kolaylasiyor-18106</guid>
                <description><![CDATA[Uyku problemleri yaşayan vatandaşlar için doğal ve rahatlatıcı bir çözüm olarak nefes egzersizleri giderek daha fazla ilgi görmeye başladı. Uzmanlar, bu egzersizlerin uyku kalitesini artırabileceğini ve zihni sakinleştirerek uykuya geçişi kolaylaştırabileceğini vurguluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uyku problemleri yaşayan vatandaşlar için doğal ve rahatlatıcı bir çözüm olarak nefes egzersizleri giderek daha fazla ilgi görmeye başladı. Uzmanlar, bu egzersizlerin uyku kalitesini artırabileceğini ve zihni sakinleştirerek uykuya geçişi kolaylaştırabileceğini vurguluyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uyku sorunları, günümüzde birçok insanın yaşadığı yaygın bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Gerginlik, stres ve endişe gibi faktörler, uyku düzenini olumsuz etkilediğini belirten uzmanlar, Uyku öncesinde 4-7-8 tekniği olarak bilinen bir nefes egzersizini denemek etkili olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>4-7-8 tekniğinin, dört saniye boyunca burundan nefes alıp, yedi saniye boyunca nefesi tutmak ve bu nefesi sekiz saniyede ağızdan vermek olduğunu kaydeden uzmanlar, bu egzersizin bedenin gevşemesine ve zihnin boşalmasına yardımcı olduğunu ifade ediyor.</p>

<p></p>

<p>Uykuya geçiş için nefes egzersizleri öneren uzmanlar, bu egzersizlerin uykuya geçişte destekleyici bir unsur olabileceğinin de altını çiziyor.&nbsp;</p>

<p>Öte yandan uzmanlar, uykuya geçişi kolaylaştırmak için yatmadan önce ekranlardan uzak durmanın, uygun bir uyku ortamı hazırlamanın ve kafein tüketimini azaltmanın da en az nefes egzersizleri kadar önemli olduğunu vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Sep 2024 15:24:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/4-7-8-teknigi-ile-uykuya-gecis-kolaylasiyor-1727094272.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tümöre ’canlı takip’!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/tumore-canli-takip-18095</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/tumore-canli-takip-18095</guid>
                <description><![CDATA[Kanser vakaları dünya genelinde artış göstermeyi sürdürürken tedavi tarafında da umut veren gelişmeler yaşanıyor. Akıllı radyoterapi tedavilerinde son zamanlarda ön plana çıkan MR Linac cihazı modern teknolojisiyle dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser vakaları dünya genelinde artış göstermeyi sürdürürken tedavi tarafında da umut veren gelişmeler yaşanıyor. Akıllı radyoterapi tedavilerinde son zamanlarda ön plana çıkan MR Linac cihazı modern teknolojisiyle dikkat çekiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünya Sağlık Örgütü'ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’na göre Avrupa’daki kanser vakaları gelecek 20 yılda yüzde 22,5 oranında artacak.</p>

<p>Bu tablo 2022 yılında yaklaşık 20 milyon olarak açıklanan vaka sayısının bu yıl 30 milyonu aşması anlamına geliyor. Dünya genelinde vaka sayısı artarken kanser tedavisinde de gelişmeler sürüyor. Dünyada ve ülkemizde sınırlı sayıda bulunan MR linac akıllı radyoterapi cihazları yardımıyla tümör ve organ hareketi hesaba katılıyor ve böylece tümör anlık ve canlı takip edilerek yüksek hassasiyette ışınlama yapılabiliyor. MR Linac’lara yeni eklenen ve CMM (Kapsamlı Hareket Yönetimi) ismi verilen, hareketi dikkate alarak tedaviler yapabilen cihaz dünyada yalnızca 5 merkezde, Türkiye’de ise sadece Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nde bulunuyor.</p>

<p><strong>NAVİGASYON GÖREVİ GÖRÜYOR, IŞINI TAM ADRESİNE ULAŞTIRIYOR</strong></p>

<p>MR Linac’ın yüksek kaliteli görüntüler sağlayan bir radyoterapi cihazı olduğunu anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü Direktörü Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, “Cihaz hareket eden tümörlerin ve etraflarındaki sağlam organların kesin konumunu belirleyebiliyor. Cihaz adeta navigasyon görevi görüyor ve ışının tam adrese ulaştırılmasını sağlıyor. Bu sayede tedavi edilen tümör hacimleri azaltılırken, radyasyona bağlı olumsuz etkiler de en aza indiriliyor” dedi. MR Linac ile, gerektiğinde hastaya verilen radyasyon dozunun her seansta tekrar ayarlanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, “Özellikle küçük tümörlerin tedavisinde olağanüstü hassasiyette ışınlama yapıyor. Cihaz kanser hücrelerinin vücudun farklı bölgelerine yayıldığı durumlarda veya daha önce radyoterapi almış hastaların yeniden tedavi edilmesinde önemli bir rol üstleniyor” diye konuştu. Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, MR Linac cihazının en çok faydalanıldığı kanser türlerini; pankreas, karaciğer, prostat, rektal kanserler, baş-boyun kanserleri, meme kanserleri, böbrek tümörleri, akciğer ve beyin tümörleri olarak sıraladı. &nbsp;</p>

<p><strong>ANLIK VE YÜKSEK KALİTEDE GÖRÜNTÜ VERİYOR&nbsp;</strong></p>

<p>Geleneksel radyoterapi tedavisinin, bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanmayı ya da referans işaretleyicilerin yerleştirilmesi için cerrahi bir işlem gerektirdiğini paylaşan Prof. Dr. Hale Başak Çağlar, “Oysa MR Linac geleneksel yöntemlere kıyasla, ekstra radyasyon maruziyetine gerek kalmadan tedavi sırasında anlık MR görüntüsü alabiliyor. Bu da hastanın radyasyon temasını azaltarak onu oluşabilecek risklerden koruduğu anlamına geliyor. Görüntü kalitesi yüksek olduğu için tümörler daha net bir şekilde analiz ediliyor. Tedavi sırasında alınan anlık görüntüler sayesinde hastanın günlük anatomik değişiklikleri belirlenebiliyor” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Sep 2024 11:14:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/tumore-canli-takip-1727079265.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şok diyetlere dikkat! Saat 18’den sonra yemek yememek herkese uygun değil!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sok-diyetlere-dikkat-saat-18den-sonra-yemek-yememek-herkese-uygun-degil-18089</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sok-diyetlere-dikkat-saat-18den-sonra-yemek-yememek-herkese-uygun-degil-18089</guid>
                <description><![CDATA[Hızlı zayıflama ve şok diyetleri hakkında açıklamalarda bulunan Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Saat 18.00'den sonra yemek yememek gibi diyet önerileri herkes için uygun değil” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hızlı zayıflama ve şok diyetleri hakkında açıklamalarda bulunan Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Saat 18.00'den sonra yemek yememek gibi diyet önerileri herkes için uygun değil” dedi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, hızlı zayıflama ve şok diyetleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan, 21 gün süren diyetlerle kalıcı bir değişimin sağlanabileceği yönünde yaygın inanışın gerçeğini yansıtmadığını dile getirerek, "Şeker türü çok önemli. Şeker sadece çayda veya ekmekte bulunmaz; meyvelerde de şeker, yani fruktoz vardır. Bu nedenle tamamen şekersiz bir diyetin sürdürülmesi mümkün değildir, çünkü besinlerin içerisinde görünmeyen alınan şeker türleri de mevcuttur" dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/22/1726908469-m-ge-arslan-1-1727005485-620-x750.jpeg" style="height:505px; width:750px" /></p>

<p><strong>SALAMURA GIDALARA DİKKAT!</strong></p>

<p>Özellikle işlenmiş besinler ve salamura gıdaların tüketilmesinden kaçınılması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, içerisinde bulundurdukları tuz ve sodyum miktarı nedeniyle; hipertansiyon, mide ve ağız kanserleri gibi pek çok&nbsp; rahatsızlıkları neden olabilmektedir . Yağsız bir beslenmenin de mümkün olmadığını, zeytin yağı, tereyağ gibi görünür yağlar haricinde , besinlerin kendi içerisinde doğal olarak bulunan yağların mevcut olduğunu, önemli olan; tüketim miktarının ve alınan yağ türünün olduğuna dikkat çekti. &nbsp;</p>

<p><strong>BEYAZ EKMEĞİ ÖNERMİYORUZ!</strong></p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan, glisemik indeks konusunun da tek başına yeterli olmadığını kaydederek, “Glisemik yük de önemli. Örneğin, salatanın üzerine konulan yarım bir havucun kan şekerini ciddi anlamda etkilemesi beklenmez. Salataya havuç koymayanlar var; “şekerli ve kilo alırım diye, fakat burda önemli olan havuçun tüketiminden ziyade miktarıdır” dedi. Muz da tüketebilirsiniz, insanlar muzu hayatından çıkartıyorlar. Patatesi hayatından çıkartıyor, daha önce de belirttiğim gibi miktar; yani glisemik yük burada önem arz ediyor. Ekmek de tüketebilirsiniz ama hangi ekmek çeşidi olduğu önemli. Beyaz ekmeği çok önermiyoruz. Patates tüketebilirsiniz. Pişirme şekli çok önemli. Kızartma mı, haşlama mı? Haşlamaysa, yani sıcak ise mesela soğutularak yenilmesi glisemik endeksi birazcık daha düşürür, bu çok önemli.” dedi.</p>

<p><strong>18.00’DEN SONRA YEMEK YEMEMEK HERKES İÇİN UYGUN DEĞİL!</strong></p>

<p>“Saat 18.00'den sonra yemek yememek gibi diyet önerileri herkes için uygun değil” diyen Doç. Dr. Müge Arslan, bireyin yaşam tarzına göre beslenme planlarının kişiselleştirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Gece geç saatlere kadar ayakta kalmaları gerekenlerin bu tür diyetlere uymalarının mümkün olmadığını belirten Arslan, "Kan şekerinin düzenlenmesinde sorun yaşayan kişiler için altıdan sonra bir şey yememek doğru değildir. Bireyin yaşam tarzı, çalışma süreçleri ve şekilleri, uyku/uyanıklık süreçlerine ve medikal geçmişine göre değişir. Ciddi bir hipoglisemisi varsa kan şekeri regülasyonun da ciddi bir&nbsp; sorun varsa öğün saatlerinin ona göre düzenlenmesi lazım.” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Sep 2024 09:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/sok-diyetlere-dikkat-saat-18den-sonra-yemek-yememek-herkese-uygun-degil-1727072969.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu belirtiler erken ergenlik habercisi olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bu-belirtiler-erken-ergenlik-habercisi-olabilir-18073</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bu-belirtiler-erken-ergenlik-habercisi-olabilir-18073</guid>
                <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nden Dr. Arif İsmet Çatak, erken ergenlik belirtileri ve tedavi yöntemlerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nden Dr. Arif İsmet Çatak, erken ergenlik belirtileri ve tedavi yöntemlerine dikkat çekti.</p><p>&nbsp;<strong>Nurhan İÇMEZ /&nbsp;&nbsp;TOKAT HABER</strong></p>

<p><strong>TOKAT (İGFA) -&nbsp;</strong>&nbsp;Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Pediatrist Dr. Arif İsmet Çatak, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda erken ergenlik konusunda aileleri uyarıyor. Çocuklarda ergenlik belirtilerinin beklenenden önce başlaması durumunda mutlaka uzman bir doktora başvurulması gerektiğini belirten Dr. Çatak, erken teşhis ve tedavinin çocukların sağlıklı gelişimi açısından kritik olduğunu vurguluyor.&nbsp;<br />
<img alt="" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/21/432110781-385760327648002-5636797208261216476-n-1726921460-573-x750.jpeg" style="width: 750px; height: 750px;" /><br />
<strong>ERKEN ERGENLİK NEDİR?</strong><br />
<br />
Erken ergenlik, kız çocuklarında 8 yaşından önce, erkek çocuklarında ise 9 yaşından önce ergenlik belirtilerinin görülmesi olarak tanımlanır. Bu durum, normalden önce vücutta hormonların salgılanmasıyla karakterizedir. Erken ergenlik yaşayan çocuklar, fiziksel olarak yaşıtlarına göre daha hızlı büyürken, bu durum psikolojik ve sosyal açıdan da sorunlara yol açabilir.&nbsp;&nbsp;<br />
Erken Ergenliğin Nedenleri<br />
<br />
Dr. Arif İsmet Çatak, erken ergenliğin birçok farklı sebebe bağlı olabileceğini bildiriyor. Bu sebepler arasında genetik faktörler, obezite, dengesiz beslenme, hormonal bozukluklar ve bazı nörolojik hastalıklar yer alır. "Ailede erken ergenlik öyküsü bulunan çocuklarda bu durumun görülme ihtimali daha yüksektir," diyen Dr. Çatak, özellikle obezitenin ve sağlıksız beslenmenin ergenlik sürecini hızlandırabileceğine dikkat çekiyor.<br />
&nbsp;<img alt="" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/21/432090775-385760330981335-6377029290912100149-n-1726921493-776-x750.jpeg" style="width: 750px; height: 750px;" /><br />
<br />
<strong>BELİRTİLER NELERDİR?</strong><br />
<br />
Erken ergenlik belirtileri, kız çocuklarında meme büyümesi ve erkek çocuklarında testis büyümesi ile kendini gösterir. Ayrıca her iki cinsiyette de tüylenme artışı, büyüme hızının artması ve vücut kokusunun değişmesi gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtiler fark edildiğinde, ailelerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Dr. Çatak, "Erken müdahale ile çocuğun gelişimi kontrol altına alınabilir," diyor.<br />
&nbsp;<br />
<br />
Erken Ergenlik Tanısı İçin Yapılan Tetkikler<br />
<br />
Dr. Arif İsmet Çatak, erken ergenlik tanısında kullanılan yöntemler hakkında da bilgi verdi. Hormonal değerlendirme, kemik yaşı ölçümü ve kız çocuklarında rahim ile yumurtalıkların, erkek çocuklarında ise testislerin ultrason ile incelenmesi gibi tetkiklerin tanı sürecinde önemli olduğunu ifade eden Dr. Çatak, bu testlerin çocuğun genel sağlık durumunu değerlendirmek için yapıldığını belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Sep 2024 09:54:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/bu-belirtiler-erken-ergenlik-habercisi-olabilir-1726988074.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye sağlıkta yenilikçi adımlarla global bir merkez haline geliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/turkiye-saglikta-yenilikci-adimlarla-global-bir-merkez-haline-geliyor-18072</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/turkiye-saglikta-yenilikci-adimlarla-global-bir-merkez-haline-geliyor-18072</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda yenilikçi sağlık hizmetleri ve dünya standartlarındaki tıbbi uygulamalar ile Türkiye, sağlık turizminin gözde ülkelerinden biri haline geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda yenilikçi sağlık hizmetleri ve dünya standartlarındaki tıbbi uygulamalar ile Türkiye, sağlık turizminin gözde ülkelerinden biri haline geldi.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Türkiye, sağlık alanında önemli ilerlemeler kaydederek uluslararası düzeyde dikkatleri üzerine çekiyor.&nbsp;Sağlık altyapısının güçlendirilmesi, yenilikçi sağlık hizmetleri ve dünya standartlarındaki tıbbi uygulamalar, Türkiye’yi sağlık turizmi açısından cazip bir merkez haline getirdi.</p>

<p><strong>SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI&nbsp;</strong></p>

<p>Türkiye, sağlık sistemini modernize etmek için büyük yatırımlar gerçekleştirmiştir. 2003 yılında başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini artırmış, sağlık tesislerinin kalitesini yükseltmiştir. Özellikle şehir hastaneleri projesi, modern sağlık hizmetlerini bir arada sunarak hastaların ihtiyaçlarına yönelik çözümler sunmaktadır.</p>

<p>2024 itibarıyla Türkiye, sağlık altyapısında 36 şehir hastanesi ile Avrupa'nın en büyük sağlık komplekslerine sahip ülkelerinden biri olmuştur. Bu hastaneler, ileri teknolojilerle donatılmış olup, çok çeşitli branşlarda hizmet vermektedir.</p>

<p><img height="447" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/21/haber-gorseli-2-1726911379-848-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>TÜRKİYE’DE SAĞLIK TURİZMİ</strong></p>

<p>Türkiye, sağlık turizmi alanında da dünya genelinde dikkat çekici bir yükseliş göstermiştir. Yılın çeşitli dönemlerinde yurt dışından gelen hastalar, özellikle estetik cerrahi, diş tedavileri ve organ nakli gibi alanlarda Türkiye'yi tercih etmektedir. 2022 verilerine göre, Türkiye'ye gelen sağlık turizmi hastalarının sayısı 1,5 milyona ulaşmıştır. Sağlık turizmi, ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlamaktadır.</p>

<p><img height="425" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/21/haber-gorseli-3-1726911378-730-x750.png" width="750" /></p>

<p><strong>“TÜRKİYE, ULUSLARARASI ARENADA ÖNEMLİ BİR AKTÖR HALİNE GELMİŞTİR “</strong></p>

<p>Sağlık politikaları ve yönetimi alanındaki uzmanlar Türkiye'deki sağlık alanındaki gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:</p>

<p>“Türkiye, sağlık alanında sunduğu modern tesisler ve kalifiye sağlık profesyonelleri ile global ölçekte kendini göstermektedir. Özellikle şehir hastaneleri, hasta bakım kalitesini artırmış ve sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmıştır. Bunun yanı sıra, sağlık turizmi stratejileri ile Türkiye, uluslararası arenada önemli bir aktör haline gelmiştir. Ancak, bu başarıların sürdürülebilir olması için sağlık sisteminin sürekli yenilenmesi ve vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde eşitliğin sağlanması büyük önem taşımaktadır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Sep 2024 09:54:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/turkiye-saglikta-yenilikci-adimlarla-global-bir-merkez-haline-geliyor-1726988061.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tavuğu pişirmeden önce bunu sakın yapmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/tavugu-pisirmeden-once-bunu-sakin-yapmayin-18061</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/tavugu-pisirmeden-once-bunu-sakin-yapmayin-18061</guid>
                <description><![CDATA[Mutfakta sık yapılan hatalardan biri de tavuğu pişirmeden önce yıkamak. Bu alışkanlık, sağlıklı olduğunu düşünen pek çok kişi tarafından benimsenmiş olsa da uzmanlar, ciddi sağlık risklerine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mutfakta sık yapılan hatalardan biri de tavuğu pişirmeden önce yıkamak. Bu alışkanlık, sağlıklı olduğunu düşünen pek çok kişi tarafından benimsenmiş olsa da uzmanlar, ciddi sağlık risklerine dikkat çekiyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzmanlara göre, tavuğun yıkanması esnasında mutfakta çapraz bulaşma riski artıyor. Zararlı bakteriler, su sıçramasıyla mutfak yüzeylerine, lavaboya veya diğer gıdalara bulaşabiliyor. Yıkanan tavuk, etrafında görünmez bir tehlike alanı oluşturuyor ve bu da ciddi gıda zehirlenmelerine yol açabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Çoğu kişinin tavuğu yıkadığını belirten uzmanlar tavuğun üzerinde bulunan zararlı bakterilerin, doğru ısıl işlem uygulanmadığı sürece canlı kalabileceğini, bu yüzden tavuğu yıkamak yerine iç sıcaklığının en az 75°C'ye ulaştığından emin olunmasının daha güvenli bir yöntem olduğunu söylüyor.&nbsp;</p>

<p>Çapraz bulaşmayı önlemek için mutfak hijyenine büyük özen gösterilmesi gerektiğini hatırlatan uzmanlar ellerin, mutfak tezgâhı, kesme tahtaları ve bıçaklar gibi malzemelerin her işlem sonrası iyice temizlenmesi gerektiği vurguluyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Sep 2024 17:06:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/tavugu-pisirmeden-once-bunu-sakin-yapmayin-1726841162.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu kanser ihmale gelmez! Baş boyun kanserlerinde +40 yaşta risk daha fazla</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bu-kanser-ihmale-gelmez-bas-boyun-kanserlerinde-40-yasta-risk-daha-fazla-18048</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bu-kanser-ihmale-gelmez-bas-boyun-kanserlerinde-40-yasta-risk-daha-fazla-18048</guid>
                <description><![CDATA[Baş boyun kanserlerinin karmaşık ve zor bir konu olduğunu belirten uzmanlar, teşhis için farklı adımlar atılması gerektiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Baş boyun kanserlerinin karmaşık ve zor bir konu olduğunu belirten uzmanlar, teşhis için farklı adımlar atılması gerektiğini söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, baş boyun kanserleri farkındalık haftası kapsamında, baş boyun kanserlerinin tanısı hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Baş, boyun tümörlerinin, beyinden çıkan tüm sinirler baş boyun bölgesinden geçtiği için biraz uzun ve zor bir konu olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Üst solunum yolu, beslenme sistemi gastrointestinal sistemin üst kısmı, bütün nörolojik bağlantılar, en büyük şahdamarlarımız ve lenf bezlerimiz buradan geçer. Bu bölgede hormon salgılamakla görevli tiroid dokuları ve yüzbinlerce lenf bezesi bulunuyor.” dedi.</p>

<p>En çok görülen enfeksiyon türünün üst solunum yolu enfeksiyonları olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu enfeksiyonlar şişliklere ve hastalıklara neden olabilir. Bu nedenle baş boyun kanserleri çok karmaşık bir konudur. Önce yaşa göre tümörleri ayırırız. Tümör dediğimiz her zaman kanser değildir, şişliktir. 0-15 yaşına kadar en çok gördüğümüz şey enfeksiyonlardır. Daha ileri yaşta yani 15-40 yaş arasında gördüğümüz tümörler de çoğunlukla kanser değildir. Ancak 40 yaşın üzerinde baş boyun bölgesinde görülen şişliklerin nedeni çoğunlukla kanser hastalıklarıdır.” Şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>ÇOK AYRINTILI TÜM VÜCUT MUAYENESİ YAPILMASI ÖNEMLİ&nbsp;</strong></p>

<p>Tümörlerin yaşa göre sınıflandırılmasının ardından bölgesel olarak da sınıflandırıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Hangi tümörlerin veya hangi hastalıkların hangi bölgede şişliğe neden olduğunu biliyoruz. Boynun ön kısmında bir şişlik varsa ve kişi 40 yaşın üzerindeyse daha çok tiroidi düşünürüz. Eğer kulak arkasındaysa veya çene altındaysa enfeksiyon hastalıklarını düşünebiliriz. Böylece sınıflandırdıktan sonra bu hastalıkların hangisinin kötü huylu hangisinin iyi huylu olduğunu, hangisinin çocukluktan, anne karnından kalan konjenital hastalıklar olduğunu ayırabiliyoruz.” dedi.</p>

<p>Bu ayrım yapıldıktan sonra çok ayrıntılı bir tüm vücut muayenesi yapılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Çünkü lenf bezleri ve kan dolaşımı nedeniyle birçok diğer bölgelerin tümörleri de bu bölgeye metastaz yapabiliyor. Bunları ayırmak için çok ayrıntılı bir muayene yaptıktan sonra bütün sistemi muayene ederiz. Ardından bu bölgede bize destek olacak bazı röntgen, tomografi, MR, Pet CT gibi tanı yöntemlerini kullanırız.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Gerekli taramaların yapılmasının ardından bazen bu tümörün ne olduğu sonucuna ulaşılamadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Tümörün bulunduğu bölgeden ince iğne biyopsisinden açık biyopsiye kadar çeşitli yöntemlerle örnek alınır. Bunların hepsi kesin tanı koyulması için son derece önemlidir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Sep 2024 12:47:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/bu-kanser-ihmale-gelmez-bas-boyun-kanserlerinde-40-yasta-risk-daha-fazla-1726825621.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alerjik bebeklerde emzirme düzeni nasıl olmalı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/alerjik-bebeklerde-emzirme-duzeni-nasil-olmali-18032</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/alerjik-bebeklerde-emzirme-duzeni-nasil-olmali-18032</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde bebeklerin bir çoğunda gördüğümüz alerji durumunun titizlikle takip edilmesi gerekiyor. Alerjik olan bebeklerin beslenmesine, uyku düzenine ve genel gelişimine dikkat edilmediği takdirde bebek etkileniyor. Bu sebeple alerji şüphesi olan bir bebeğin çocuk alerji uzmanı takibinde olması oldukça önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde bebeklerin bir çoğunda gördüğümüz alerji durumunun titizlikle takip edilmesi gerekiyor. Alerjik olan bebeklerin beslenmesine, uyku düzenine ve genel gelişimine dikkat edilmediği takdirde bebek etkileniyor. Bu sebeple alerji şüphesi olan bir bebeğin çocuk alerji uzmanı takibinde olması oldukça önem taşıyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzman emzirme danışmanı Sena Türkkan, alerjik bebeklerde emzirme düzenine dair Herkes Duysun’a açıklamalarda bulundu.&nbsp;</p>

<p><img height="737" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/19/img-3575-1726739538-718-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“ALERJİ TÜRÜ NE OLURSA OLSUN EMZİRME SONLANDIRILMAMALI”</strong></p>

<p>İnek sütü protein alerjisi ve laktoz intoleransının en sık görülen ve çok fazla karıştırılan alerji türleri olduğunu dile getiren Türkkan, “Laktoz intolerans sütün içeriğindeki laktaz enzimi, süt şekerine olan duyarlılıktır. İnek sütü proteinajisi ise inek sütünün içerisindeki proteine karşı gelişen duyarlılıktır. Alerji türü ne olursa olsun emzirme asla sonlandırılmamalıdır. İnek sütü protein alerjisinde veya çoklu gıda alerjilerinde emziren annenin beslenmesinden alerjen besinler çıkartılarak bir diyet uygulanmalıdır ve emzirme devamlılığı sürdürülmelidir.” dedi.&nbsp;</p>

<p><img height="421" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/19/img-3574-1726739543-111-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“HER ZAMAN EN SON EMZİRME YAPILAN MEMEDEN BAŞLANMALI”</strong></p>

<p>Laktoz intoleransı olan bebeklerde, annenin emzirme yaparken her zaman en son emzirmeyi bıraktığı memeden emzirmeye başlaması gerektiğinin altını çizen Türkkan, “Emzirmeler blok şeklinde yapılmalıdır. Emzirme tek bir meme üzerinden yapılabilir. Emzirilmeyen meme pompa veya el ile sağım yapılarak boşaltılmalıdır.” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Sep 2024 17:08:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/alerjik-bebeklerde-emzirme-duzeni-nasil-olmali-1726754922.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kötü haber korkusu mamografi taramasına engel!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kotu-haber-korkusu-mamografi-taramasina-engel-18023</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kotu-haber-korkusu-mamografi-taramasina-engel-18023</guid>
                <description><![CDATA[Kadın sağlığını korumak için düzenli pelvik ve meme muayenelerinin önemine dikkat çeken Op. Dr. Çiğdem Demirel Güler, "Kötü haber alırım kaygısı nedeniyle mamografi taramalarına gidilmiyor. Ancak erken teşhisle hayat kurtarıyor. Bu muayeneler 21 yaşından itibaren yapılmalı" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın sağlığını korumak için düzenli pelvik ve meme muayenelerinin önemine dikkat çeken Op. Dr. Çiğdem Demirel Güler, "Kötü haber alırım kaygısı nedeniyle mamografi taramalarına gidilmiyor. Ancak erken teşhisle hayat kurtarıyor. Bu muayeneler 21 yaşından itibaren yapılmalı" dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kadın sağlığını korumak için düzenli pelvik ve meme muayenelerinin önemine dikkat çeken Op. Dr. Çiğdem Demirel Güler, "Kötü haber alırım kaygısı nedeniyle mamografi taramalarına gidilmiyor. Pelvik ve meme muayeneleri erken teşhisle hayat kurtarıyor. Bu muayeneler 21 yaşından itibaren yapılmalı" dedi.</p>

<p>Kadın sağlığının korunmasında düzenli sağlık kontrollerinin önemi bir kez daha vurgulandı. Uzmanlar, 21 yaş üstü kadınların yılda bir kez pelvik ve meme muayenesi yaptırmalarının hayati olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Çiğdem Demirel Güler, kadın sağlığını tehdit eden birçok hastalığın erken tanı ile tedavi edilebileceğini belirterek, pelvik ve meme muayenelerinin rutin kontroller arasında ihmale gelmeyeceğini ifade etti. Dr. Güler, "Pelvik muayeneler, rahim, yumurtalıklar ve vajina sağlığının kontrol edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Bu muayeneler sayesinde, rahim ağzı kanseri gibi ciddi hastalıkların erken evrede teşhis edilmesi ve tedavi edilmesi mümkün oluyor." şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/19/1726639522-mammography-share-1726737602-841-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KÖTÜ HABER KORKUSU YAYGIN</strong></p>

<p>Birçok kadın, maliyet, ulaşım, bilgi eksikliği ve korku gibi çeşitli nedenlerle bu muayeneleri ihmal edebiliyor. Op. Dr. Güler, özellikle meme kanseri taramasını engelleyen faktörler arasında düşük gelir veya maliyet endişesi, mamografi merkezine ulaşım eksikliği, düşük eğitim seviyesi, meme kanseri riskleri ve tarama yöntemleri konusunda bilgi eksikliği, çocuk veya yaşlı bakımı nedeniyle zaman bulunamaması ve kötü haber alırım korkusunun ön planda olduğunu belirtti. Dr. Güler, "Kadınların sağlığını korumak, düzenli kontrolleri aksatmamalarıyla mümkün. Erken teşhis hayat kurtarır, bu yüzden her kadının yıllık muayenelerini ihmal etmemesi gerekiyor." dedi.</p>

<p><strong>MEME KANSERİ ERKEN TEŞHİSLE ÖNLENEBİLİR</strong></p>

<p>Dr. Güler, meme kanserinin erken teşhis ile tedavi edilebilecek bir hastalık olduğunu belirterek, 50 yaş üzeri kadınların her yıl mamografi yaptırmasının önemine dikkat çekti. Güler, “Kötü haber alırım korkusu nedeniyle mamografi taramalarına girmeyen kadınlarımız var. Bu korkuyu aşarak erken tanı ile hayatlarınızı kurtarabilirsiniz. 40-50 yaş arasındaki kadınlar da doktorlarına danışarak mamografi sıklığını belirlemelidir. Unutulmamalıdır ki erken teşhis hayat kurtarır” diye konuştu.</p>

<p><strong>GENEL SAĞLIK İÇİN KAN VE İDRAR TESTLERİ UNUTULMAMALI</strong></p>

<p>Op. Dr. Güler, kadınların genel sağlık durumunun değerlendirilmesinde düzenli kan ve idrar testlerinin önemine de değindi. Kolesterol, şeker ve protein dengesizlikleri gibi sorunların bu testler sayesinde erken teşhis edilebileceğini belirten Güler, “Bu testler, ileride karşılaşılabilecek sağlık sorunlarını önceden tespit edip tedaviye başlamayı sağlar” dedi.</p>

<p>Güler, kadın sağlığının korunmasında düzenli kontrollerin vazgeçilmez bir unsur olduğuna dikkat çekerek, “Sağlıklı bir yaşam sürdürmek ve gelecekteki sağlık sorunlarını önlemek için yıllık kontrollerinizi ihmal etmeyin” uyarısında bulundu. Op. Dr. Güler, rahim ağzı kanseri taramasının (Pap smear) 21 yaş üstü her kadının yılda bir kez yaptırması gereken temel bir test olduğunu belirterek, "Rahim ağzından alınan hücre örnekleriyle kanser taraması yapılırken aynı zamanda HPV virüsünün varlığı da kontrol edilebiliyor. Bu test, erken teşhisle hayat kurtarabilir." ifadesini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Sep 2024 13:28:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/kotu-haber-korkusu-mamografi-taramasina-engel-1726741706.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzman Psikolog Kartum, mevsimsel depresyona karşı uyardı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzman-psikolog-kartum-mevsimsel-depresyona-karsi-uyardi-18004</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzman-psikolog-kartum-mevsimsel-depresyona-karsi-uyardi-18004</guid>
                <description><![CDATA[Mevsim geçişlerinin beden sağlığının yanı sıra ruh sağlığı üzerinde de etkileri bulunuyor. Uzmanlar, mevsimsel depresyona karşı vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişlerinin beden sağlığının yanı sıra ruh sağlığı üzerinde de etkileri bulunuyor. Uzmanlar, mevsimsel depresyona karşı vatandaşları uyarıyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Mevsimsel depresyon, birçok kişinin karşılaştığı fakat farkında olmadığı sağlık sorunlarından biri olarak son yıllarda gündeme gelen önemli konulardan biri olarak gündemdeki yerini kullanıyor. Mevsim geçişlerinin beden sağlığı kadar ruh sağlığına da etkisi olduğunu kaydeden uzmanlar, bu süreçte yaşanabilecek depresyon haline karşı vatandaşları uyarıyor.</p>

<p><img height="861" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/07/31/b3bcae45ae02619652e0953c2f250cbf-1720164605-875-x750-1722410855-29-x750.png" width="750" /></p>

<p>Mevsimsel depresyon ile ilgili Herkes Duysun’a konuşan Uzman Psikolog Uğur Kartum, mevsimsel depresyonun belirli bir mevsimle ilişkilendirilen ve genellikle kış aylarına doğru ortaya çıkan bir depresyon türü olduğunu belirtti.<br />
<br />
Bu durumun genellikle mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak adlandırıldığını ve enerji kaybı, fazla uyuma isteği ve ağırlık hissi gibi belirtileri olduğunu söyledi.&nbsp;</p>

<p><img height="375" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/18/mevsimsel-deprsyon-1726651540-179-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Uzman Psikolog Kartum, mevsimsel geçişlerin ruh halinde dalgalanmalara neden olabileceğine dikkat çekerek, bu dönemde kişilerin ağırlık hissi, aşırı uyuma isteği, halsizlik, sosyal yaşantıda geri çekilme veya iş hayatında problemler gibi belirtiler yaşayabileceklerini belirtti.&nbsp;</p>

<p>Mevsimsel depresyonun sık yaşanması durumunda psikolojik destek alınmasını öneren Uzman Psikolog Uğur Kartum, bu depresyonla baş etmek için ışık terapisi gibi tedavi seçeneklerinin bulunduğunu ve bu konuda uzman doktorlar tarafından belirlenmiş terapi ve ilaç tedavisinin yardımcı olabileceğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Sep 2024 17:08:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/uzman-psikolog-kartum-mevsimsel-depresyona-karsi-uyardi-1726668537.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınlarda tehlikeli üç önemli kanser</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kadinlarda-tehlikeli-uc-onemli-kanser-17973</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kadinlarda-tehlikeli-uc-onemli-kanser-17973</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada her yıl yaklaşık 1.5 milyon kadın jinekolojik kansere yakalanıyor. Türkiye'de de yaygın görülen jinekolojik kanserlerde ölüm oranları yüksek olsa da aslında erken tanı ve tedavi hayat kurtarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl yaklaşık 1.5 milyon kadın jinekolojik kansere yakalanıyor. Türkiye'de de yaygın görülen jinekolojik kanserlerde ölüm oranları yüksek olsa da aslında erken tanı ve tedavi hayat kurtarıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ülkemizde de her yıl 12 bin kadına; rahim, yumurtalık, rahim ağzı, tüp, vajina ve vulva kanserlerinden oluşan jinekolojik kanser tanısı konuyor.</p>

<p>Rahim ağzı kanseri, taramasının yaygınlaşması ve son yirmi yılda rahim ağzı kanseri aşısının kullanılması sayesinde dünyada giderek daha az oranda görülüyor. Bunun aksine rahim, yumurtalık ve tüp kanserleri ise obezitenin artması ve doğum oranlarının azalması nedeniyle gün geçtikçe daha fazla kadını tehdit ediyor.</p>

<p>Türkiye'de de yaygın görülen jinekolojik kanserlerde ölüm oranları yüksek olsa da aslında erken tanı ve tedavi hayat kurtardığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, jinekolojik kanserlerin önlenmesinde veya erken tespit edilmesinde düzenli olarak yapılan jinekolojik muayenelerin ve tarama programlarının büyük bir öneme sahip olduğuna işaret etti.</p>

<p>Bu kapsamda her kadının herhangi bir şikayeti olmasa bile 21 yaşından itibaren düzenli olarak muayenesini yaptırmaya özen gösterdiğini ifade eden Doç. Dr. Çelik, düzensiz adet kanaması, menopoz sonrasında kanama, cinsel ilişki sırasında ağrı gibi yakınmalarda da mutlaka hekime başvurması gerektiği, önemsenmeyen belirtilerin kanserin önemli bir sinyali olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Öte yandan Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Engin Çelik, 20 Eylül Dünya Jinekolojik Kanserler Farkındalık Günü kapsamında jinekolojik kanserlerin yüzde 95 gibi büyük bir oranını kapsayan 3 jinekolojik kanseri anlatarak önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>RAHİM AĞZI KANSERİ</strong></p>

<p>Rahim ağzı kanseri dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kanser türünü oluşturuyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 2 bin 200 kadında rahim ağzı kanseri teşhis ediliyor. HPV enfeksiyonu rahim ağzı kanserinin temel nedenini oluşturuyor. Human Papilloma Virüsü’nün yüzde 90’ı vücuda bulaştıktan sonra &nbsp;iki yıl içerisinde bağışıklık sistemi tarafından yok ediliyor.&nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>Belirtileri; </strong>Ara adet kanaması, menopoz döneminde kanama, vajinal akıntı, cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrı veya acı rahim ağzı kanserinin habercisi olabiliyor.</p>

<p><strong>Tarama programı: </strong>Rahim ağzı kanseri taraması, 21 yaşından itibaren, jinekolojik muayene sırasında yapılan PAP smear (rahim ağzı sürüntüsü) testiyle gerçekleştiriliyor. HPV taramasının da ülkemizde 30 yaşından sonra yapılması öneriliyor. Rahim ağzı kanseri taramasında ana hedef rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncülü lezyonların tespit edilmesi. Böylece küçük müdahaleler ile bu lezyonların kansere dönüşmesi önlenebiliyor. Ayrıca rahim ağzı kanseri aşısı ile yüzde 90’lara varan etkinliği sayesinde kanser engellenebiliyor. En uygun dönem 11-12 yaşları olsa da aşı 9-46 yaş arasında da yapılabiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Nasıl tedavi ediliyor? </strong>Hastanın yaşı, çocuk isteği ve hastalığın evresine &nbsp;göre &nbsp;tedavi planı değişebiliyor. Genç yaşta olan ve hastalığı erken evrede tespit edilen kadınlarda rahim ile yumurtalıklar korunarak ameliyat yapılabiliyor. Çocuk sahibi olmak istemeyen hastalarda radikal cerrahiler uygulanabiliyor. &nbsp; İleri evre kanserlerde ise ana tedavi kemoradyoterapi tedavisi oluyor.&nbsp;</p>

<p><strong>RAHİM KANSERİ</strong></p>

<p>Rahim kanseri ülkemizde kadınlarda en sık görülen dördüncü kanser türü. Her yıl yaklaşık 6 bin 600 kadında rahim kanseri teşhis ediliyor. Üstelik obezitenin artması, doğum oranlarının azalması ve insan ömrünün uzaması nedeniyle görülme sıklığı giderek artıyor. Rahim kanserinin büyük çoğunluğu endometrium olarak adlandırılan rahim içi zarından kaynaklanırken; Lynch Sendromu, doğum yapmamak, obezite, polikistik over sendromu, diyabet ve ileri yaş diğer risk faktörlerini oluşturuyor. H&nbsp;</p>

<p><strong>Belirtileri; </strong>genellikle menopoz sonrasında kanama, düzensiz adet kanaması ve vajinal akıntı şikayetleriyle kendini gösterdiği için yumurtalık kanserinden farklı olarak erken evrede teşhis edilebiliyor. Özellikle menopoz döneminde oluşan kanama kendiliğinden dursa bile mutlaka doktora başvurulması gerekiyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarama programı: </strong>Ailesel rahim kanseri olan hastalar dışında, rahim kanseri taraması yapılmıyor. Tarama jinekolojik muayene, ultrason ve rahim içi biyopsisinin alınması şeklinde oluyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Nasıl tedavi ediliyor? </strong>Rahim kanseri ameliyatları laparoskopik (kapalı) olarak gerçekleştiriliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>YUMURTALIK KANSERİ</strong></p>

<p>Yumurtalık kanseri, ülkemizde kadınlarda görülen kanserler arasında altıncı sırada ve jinekolojik kanser nedeniyle oluşan ölümlerin başında yer alıyor. Bunun nedeni ise yumurtalık kanserinin diğer jinekolojik kanserlerden farklı olarak vücuda daha hızlı yayılması ve hastalığa bağlı şikayetlerin ileri evreye kadar belli belirsiz olması. Rutin jinekolojik muayeneyle erken evrede teşhis edilmesi durumunda hastalığı yenebilme şansı çok daha yüksek oluyor. Kısırlık, obezite, sigara kullanımı ve çikolata kisti hastalığı (endometriozis) risk faktörleri olurken; doğum kontrol hapı kullanımı, hamilelik, emzirme ve tüplerin bağlanması riski azaltan etkenleri oluşturuyor. Yumurtalık kanserlerinin yaklaşık dörtte biri başta BRCA mutasyonu olmak üzere genetik hastalıklar nedeniyle gelişiyor&nbsp;</p>

<p><strong>Belirtileri; </strong>genellikle karın şişliği, erken doyma, karın ağrısı, sık idrara çıkma ve adet düzensizliği gibi şikayetler gelişiyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Tarama programı: </strong>Yumurtalık kanseri taraması jinekolojik muayene, ultrasonografi ve Ca125 kan tahlili ile yapılmaya çalışılıyor.</p>

<p><strong>Nasıl tedavi ediliyor? </strong>Yumurtalık kanseri çoğunlukla ileri evrede tespit edilebildiği için ameliyata ek olarak genellikle kemoterapi tedavisi de uygulanıyor. Hastanın sağlık durumuna ve hastalığın yaygınlığına bağlı olarak ameliyat öncesi kemoterapi verilerek tedavi düzenlenebiliyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 14:34:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/kadinlarda-tehlikeli-uc-onemli-kanser-1726572885.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından regl ağrısını yatıştıran öneriler!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanindan-regl-agrisini-yatistiran-oneriler-17971</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanindan-regl-agrisini-yatistiran-oneriler-17971</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar için hayatı kabusa çevirebilen regl ağrısını dindirmeye yarayacak öneriler Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Seda Eymen Bolat’tan geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlar için hayatı kabusa çevirebilen regl ağrısını dindirmeye yarayacak öneriler Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Seda Eymen Bolat’tan geldi.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Sancılı geçen regl dönemleri, bazı kadınların kâbusu. Sancının yanı sıra terleme, ishal, mide bulantısı gibi sorunlar da ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Seda Eymen Bolat, regl sancısı için önerilerde bulundu.</p>

<p>Op. Dr. Seda Eymen Bolat, kadınların üreme sisteminin bir parçası olan regl döngüsünü bazı kadınların sancılı ve ızdıraplı geçirdiğini söyledi.</p>

<p>Bolat, “Adet döneminde rahim kasılmalarını artırarak ağrıya neden olabilirler. Rahim, adet kanını dışarı atmak için kasılır ve bu kasılmalar ağrıya yol açabilir. Yanı sıra rahim iç tabakasının rahim dışında büyümesi ağrılı olabilir. Rahim içindeki bu iyi huylu oluşumlar da sancılara neden olabilir” dedi.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/17/seda-eymen-bolat-1726568157-402-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“YAĞLI YİYECEKLER, ALKOL VE GAZLI İÇECEKLERİ SINIRLAYIN”</strong></p>

<p>Op. Dr. Seda Eymen Bolat, regl sancısının hafiflemesi için önerilerini anlattı.</p>

<p>Bolat, “Karnınıza sıcak su torbası koymak rahatlatıcı olabilir. Hafif egzersiz yapmak kan dolaşımını artırabilir ve kasılmaları hafifletebilir. Yoga, meditasyon veya derin nefes alma gibi teknikler stres ve ağrıyı azaltabilir. Yeterli su içmek ve dengeli beslenmek de bazı kadınlarda sancıları hafifletebilir. Adet sancılarında papatya, kekik, zencefil, nane ve yeşil çayda adet kramplarını azaltmaya yardımcıdır. Ayrıca adet döneminde şişkinliğe neden olan yağlı yiyecekler, alkol, gazlı içecekler ve kafein tüketimini de sınırlamaya dikkat edilmelidir” dedi.</p>

<p>Ilık bir duş almayı öneren Bolat, “Duş, rahatlatıcı etkisiyle ağrılarınızı azaltıp daha derin ve güzel bir uyku uyumanıza yardımcı olur. Bu dönemde bol su tüketimi ve ağır olmayan egzersizlere devam edilmeli. Çünkü fiziksel egzersiz vücutta endorfin adlı bir kimyasal salgılar ve bu kimyasal vücutta doğal bir ağrı kesici görevi görür” dedi.</p>

<p>Regl kramplarını hafifleten besinleri sıralayan Dr. Bolat, “Muz, kasların gevşemesine ve rahatlamasına yardımcı olan magnezyum ile fiber açısından oldukça zengin bir meyvedir. Bu özellikleri ile regl sancılarını hafifletir” şeklinde açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>###</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 14:34:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/uzmanindan-regl-agrisini-yatistiran-oneriler-1726572871.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Genetik Uzmanları Ankara’da buluşacak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dunya-genetik-uzmanlari-ankarada-bulusacak-17967</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dunya-genetik-uzmanlari-ankarada-bulusacak-17967</guid>
                <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı'nın desteğiyle gerçekleştirilen Uluslararası Genetik Festivali ve Eğitim Programı, genetik biliminin sağlık turizmindeki önemine dikkat çekecek ve bu alanda ülkeler arası iş birliği fırsatları sunacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığı'nın desteğiyle gerçekleştirilen Uluslararası Genetik Festivali ve Eğitim Programı, genetik biliminin sağlık turizmindeki önemine dikkat çekecek ve bu alanda ülkeler arası iş birliği fırsatları sunacak.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Ankara'da &nbsp;düzenlenecek İntergen’in 25. Yıl Uluslararası Genetik Festivali ve Eğitim Programı, dünya genelinden genetik uzmanlarını 21 Eylül 2024 tarihinde bir araya getirecek.</p>

<p>Ticaret Bakanlığı'nın desteğiyle gerçekleştirilen program, genetik biliminin sağlık turizmindeki önemine dikkat çekecek ve bu alanda ülkeler arası iş birliği fırsatları sunacak.</p>

<p>Etkinlikte, Azerbaycan, Pakistan, Irak, Mısır, Ürdün, Filistin, Kuzey Makedonya, İran, Gürcistan ve Umman'dan gelen katılımcılar yer alacak. Bu ülkelerin sağlık ve araştırma kurumları ile önemli iş birliklerinin kurulması amacıyla çeşitli Mutabakat Zaptları (MoU) imzalanacak. Sağlık turizmi kapsamında, genetik bilimi üzerine yapılan bu iş birlikleri, ülkeler arasında yeni fırsatların kapılarını aralayacak.</p>

<p>İntergen Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Serdar Ceylaner, genetik biliminin sağlık turizmindeki rolü hakkında detaylı bilgiler verdi.</p>

<p>Genomik tıpın&nbsp;son yıllarda onkoloji, farmakoloji, bulaşıcı hastalıklar ve nadir hastalıkların teşhis ve tedavisinde tıp bilimine büyük katkılarda bulunduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Ceylaner, "Genetik testler sayesinde hastalar, kendilerine en etkili tedavi ve ilaçların belirlendiği hassas tıp (bireyselleştirilmiş tıp) anlayışına erişebilmektedir. Bu, hastaların gereksiz tedavilere büyük miktarda para harcamasını önlemekle kalmaz, aynı zamanda ilaç toksisitesi gibi önlenebilir sağlık risklerine maruz kalmalarını da azaltır." dedi.</p>

<p>Sağlık turizmin genetik bilimi ile nasıl bir ivme kazandığına da dikkat çeken Ceylaner, sağlık hizmetlerinin uygun fiyatlı ve kaliteli olmasının, sağlık turizmini tetikleyen başlıca unsurlardan biri olduğunu söyledi. Ceylaner, “Uygun fiyatlı genetik testlere erişim sağlanan destinasyonlarda, genomik tıbbın sunduğu avantajlar nedeniyle tıbbi turizmde büyük bir artış gözlenmektedir. Genomik tıp, bireyin hangi hastalıklara yatkın olduğunu, hangi ilaçların etkili olacağını ve olası genetik anormallikleri çözümleyerek hastalıklara yol açan faktörleri belirlemektedir." diye konuştu.</p>

<p>Anıtkabir ziyaretiyle başlayacak olan etkinliğin&nbsp;21 Eylül’de İntergen’in genetik bilimi alanındaki 25 yıllık başarılarını kutlayan gala yemeğiyle sona ermesi planlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 11:16:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/dunya-genetik-uzmanlari-ankarada-bulusacak-1726560970.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyuyamayanlar dikkat! Düzensiz uyku birçok sağlık sorununa yol açıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uyuyamayanlar-dikkat-duzensiz-uyku-bircok-saglik-sorununa-yol-aciyor-17958</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uyuyamayanlar-dikkat-duzensiz-uyku-bircok-saglik-sorununa-yol-aciyor-17958</guid>
                <description><![CDATA[Gece uykusunu düzenli ve kaliteli olarak alamayan birçok kişi, çeşitli sağlık problemleri ile karşı karşıya kalıyor. Uzmanlar, düzenli uykunun önemine dair vatandaşları uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gece uykusunu düzenli ve kaliteli olarak alamayan birçok kişi, çeşitli sağlık problemleri ile karşı karşıya kalıyor. Uzmanlar, düzenli uykunun önemine dair vatandaşları uyarıyor.</p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Pek çok insan geceleri uyuyamamaktan, uyku düzensizliğinden ve uykusuzluktan şikâyetçi. Kimisi daha az süre uyumasına rağmen uykusunu aldığını kaydederken kimisi ise uyku saatinin fazla olmasına rağmen uykusunu alamadığından yakınıyor. Uzmanlar, düzenli ve kaliteli uyku konusunda vatandaşlara uyarılarda bulunuyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/16/uykusuzluk-1726489157-767-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>Uyku düzeninin uzun süreli olarak bozulmasının insanlarda fiziksel ve ruhsal problemlere yol açabileceğini ifade eden uzmanlar, yetişkin bir bireyin günde 6 ila 8 saat uyuması tavsiyesinde bulunuyor. Vücudun uyku ihtiyacının karşılanmaması durumunda depresyon ve öfke problemlerinin ortaya çıkabileceğini kaydeden uzmanlar, uykusuzluğun şeker, kalp ve tansiyon hastalıklarını da tetikleyebileceğini belirtiyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/16/uyku-problemi-1726489171-99-x750.png" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>Melatonin hormonun akşam saatlerinde salgılanmaya başlandığını ve gece 03.00 civarına kadar devam ettiğini ifade eden uzmanlar, hormonun 00.00 sularında zirveye ulaştığını ve gece 23.00 ila 03.00 saatleri arasında mutlaka uykuda olunması gerektiğini vurguluyor. Bu saatlerin uyku kalitesi açısından en önemli saatler olduğunu kaydeden uzmanlar, kaliteli uyumanın, uzun uykudan çok daha önemli olduğunun altını çiziyor.</p>

<p><img src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/16/uyku-problemleri-1726489180-408-x750.webp" style="height:482px; width:750px" /></p>

<p>Öte yandan kaliteli uyku için çok sert ve çok yumuşak olmayan ortopedik yastık ve yatakların tercih edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, oda sıcaklığının 18 ila 21 derece arasında bulunmasını ve odanın mümkün olduğunca karanlık olmasını tavsiye ediyor.</p>

<p>Düzensiz uykunun fiziksel ve ruhsal anlamda çeşitli rahatsızlıklara sebebiyet verebileceğini hatırlatan uzmanlar, uyku problemi olup da çözemeyenlerin mutlaka uzman hekimlerden destek almalarını önerirken yatmadan en az iki saat önce su haricindeki tüm gıdaların tüketiminin durdurulmasını ve en az bir saat önce ekran kullanımının sona erdirilmesini öneriyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 09:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/uyuyamayanlar-dikkat-duzensiz-uyku-bircok-saglik-sorununa-yol-aciyor-1726554546.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gündemi takip ederken psikolojik sağlığınızı riske atmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gundemi-takip-ederken-psikolojik-sagliginizi-riske-atmayin-17956</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/gundemi-takip-ederken-psikolojik-sagliginizi-riske-atmayin-17956</guid>
                <description><![CDATA[Arka arkaya maruz kalınan olumsuz haberlerin farkında olmadan pek çoğumuzu etkilediğini belirten uzmanlar, bu durumun hem psikolojik hem de fiziksel sonuçları olabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Arka arkaya maruz kalınan olumsuz haberlerin farkında olmadan pek çoğumuzu etkilediğini belirten uzmanlar, bu durumun hem psikolojik hem de fiziksel sonuçları olabileceğini söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, şiddet, felaket ve kriz gibi olumsuz haberlere sürekli olarak maruz kalmanın psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Arka arkaya maruz kalınan olumsuz haberlerin farkında olmadan pek çoğumuzu etkilediğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu haberlerin olumsuz etkisi psikolojik, duygusal ve sosyal alanlarda hissedilmekte, zaman zaman kişinin işlevselliğini bozmakta ve travmatik sonuçlara neden olabilmektedir.” dedi.</p>

<p>Toplumu travmatik boyutta etkileyen olayların bireysel olarak depresyon ve karamsarlığı beraberinde getirebileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Sürekli olarak olumsuz içeriklere maruz kalmak, insanların geleceğe dair karamsar bir bakış açısı geliştirmesine yol açar. Bireyler, sürekli bir kötü olay bekleme eğilimi içine girer ve hayatın genel anlamda olumsuz olduğuna dair bir inanç geliştirebilir. Bu durum zamanla depresif belirtilerinin artmasına neden olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>KRONİK STRES VE UYKU SORUNLARI GELİŞEBİLİR&nbsp;</strong></p>

<p>Sürekli kötü haberlere maruz kalmanın bireylerde kronik bir strese ve bu stresi yönetememeye yol açabileceğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Kişi olayları kontrol edemediğini hissettiğinde yoğun bir kaygı yaşar. Özellikle çözüme kavuşmamış durumlar ve felaket haberleri, bireylerde sürekli bir endişe hali yaratır.</p>

<p>Sürekli endişe, özellikle geceleri zihnin durulmasını zorlaştırarak uyku sorunlarına yol açabilir. Uykuya dalmakta güçlük, uykudan sebepsiz yere uyanma ya da sürekli kabus görme uyku sorunlarının başında gelir. Yetersiz uyku, psikolojik sağlamlığı zayıflatır ve bu da günlük yaşamda konsantrasyon gibi bilişsel sağlamlık gerektiren alanlarda zorlanma ile performans düşüşüne yol açabilir.”</p>

<p>Tekrarlayan olumsuz haberlere maruz kalmanın bağışıklık sistemini de etkilediğini aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Stres, vücudun fizyolojik işleyişini olumsuz etkileyen bir dizi hormonal ve biyokimyasal değişikliğe yol açar. Uzun süreli stres, vücudun ‘savaş ya da kaç’ sistemini tetikleyen kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının salınımını artırır. Bu hormonlar temelde kişiyi tehlikelerden korumaya yarasa da sürekli olarak yüksek seviyelerde bulunmaları bağışıklık sistemini baskılayıp hastalıkların önünü açar.” dedi.</p>

<p>Felaketler, şiddet olayları ve kriz haberlerinin, bireylerde güvenlik duygusunun azalmasıyla sonuçlanabileceğine de değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, bu durumun, insanların günlük yaşamlarında bulundukları çevreye karşı korku geliştirmesine ve tehlikede hissetmelerine neden olabileceğini, bireylerin sosyal ilişkilerini ve günlük aktivitelerini sınırlamalarına yol açabileceğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 09:29:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/gundemi-takip-ederken-psikolojik-sagliginizi-riske-atmayin-1726554542.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Reflü hastalığı son yıllarda yaygınlaşıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/reflu-hastaligi-son-yillarda-yayginlasiyor-17949</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/reflu-hastaligi-son-yillarda-yayginlasiyor-17949</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde reflünün tanı ve tedavisinde hızlı ilerlemeler yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Çetin Karaca, GÖRH’nın tedavisinde yeni gelişmeleri anlattı, reflüye karşı önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde reflünün tanı ve tedavisinde hızlı ilerlemeler yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Çetin Karaca, GÖRH’nın tedavisinde yeni gelişmeleri anlattı, reflüye karşı önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Tıp dilindeki adıyla ‘gastroözofagial reflü’ hastalığına; sağlıksız beslenmeden aşırı strese, sigara ve alkolden fazla kiloya dek pek çok etken neden olabiliyor.</p>

<p>Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Çetin Karaca, “Reflü mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Normalde yemek borusu ile mide arasında kapak görevi yapan ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını engelleyen kapak mevcuttur. Bu kapağın geçici olarak gevşemesine neden olan birçok faktör (sigara, alkol, acılı- baharatlı yiyecekler, kızartmalar, şişmanlık, turunçgiller vb) reflüye neden olur” diyor.</p>

<p>Yapılan çalışmalarda, geçmişte sadece yetişkinlerin hastalığı olarak bilinen reflünün son yıllarda yaygınlaştığının ve artık çocuklarda da sık görüldüğünün ortaya konulduğunu belirten Prof. Dr. Karaca, günümüzde her 5 kişiden birinde reflü tespit edildiğini söylüyor. Reflünün tipik bulgusunu; göğüs kafesi arkasında yanma hissi ve acı-ekşi mide içeriğinin mideden ağıza doğru gelmesi oluşturuyor. Yemeğin ardından genellikle yaklaşık yarım saat içerisinde şikayetler başlıyor; aşırı dolu mide ile yatan kişilerde mide içeriği gece soluk borusu, yutak ve ağıza kadar geri gelebiliyor. Bu hastalarda gece astım benzeri öksürük ve boğulma krizleri, boğazda yanma ve ses kısıklığı sorunu baş gösterdiğini belirten Prof. Dr. Çetin Karaca “Kalp hastalıklarına bağlı olmayan göğüs ağrısının en sık nedeni gastroözofagial reflüdür. Geniş katılımlı toplum çalışmalarına göre; insanların yüzde 50’si yılda en az bir kez, yüzde 25’i ayda bir kez, yüzde 15’i haftada bir kez ve yüzde 5-10’u da her gün en az bir kez reflü semptomlarını yaşamaktadırlar. Reflü tedavisi hem günlük yaşam kalitesinin artırılması hem de ihmal edildiğinde kanserleşme ihtimali olabildiğinden geciktirilmemelidir” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>REFLÜ HASTALIĞINDA ENDOSKOPİK TEDAVİ</strong></p>

<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde reflü hastalığının tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Yeterli dozda ilaç kullanmasına rağmen reflü şikayetleri kontrol altına alınamayan, ilaç kullanmak istemeyen, gece reflü semptomları yoğun olan hastalara endoskopik reflü tedavilerinin önerilebildiğini belirten Prof. Dr. Çetin Karaca şöyle konuşuyor: “Endoskopik reflü tedavi yöntemlerinde hastanede yatış ve cilt kesisi gerekmez. Endoskopi ünitesinde uygulanmakta ve hasta aynı gün normal hayatına dönebilmektedir. Endoskopik reflü tedavisi denildiğinde iki yöntem akla gelir; anti reflü mukozal ablasyon/rezeksiyon ve endoskopik fundoplikasyon. Anti reflü mukozal ablasyon ve rezeksiyonda, yemek borusu ile mide bileşimindeki mukoza soyularak veya argon gazı ile yakılarak bu alanın daralması sağlanır. 5 yıllık izlemde yüzde 85 hastada çok etkili olduğu ve reflü semptomlarının kaybolduğu gösterilmiştir.” Endoskopik fundoplikasyonda ise midenin üst kısmı yemek borusunun alt ucunun etrafına sarılarak dikilmektedir. Bu endoskopik tedavi yöntemlerinin; cerrahi müdahaleye alternatif olarak daha az kesiyle yapılmaları, ağrısız olmaları, iyileşme süreçlerinin daha kısa olması ve komplikasyon risklerinin daha düşük olmaları dolayısıyla tercih edildiğini belirten Prof. Dr. Karaca “Ancak hangi tedavi yönteminin uygun olduğuna karar vermek için hastanın durumu ve reflü hastalığının şiddeti dikkate alınarak bir gastroenterolog ile görüşülmelidir” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>REFLÜYE KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!</strong></p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Çetin Karaca reflü hastalığına karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor;</p>

<ul>
 <li>Yatağınızın başını yükseltin ya da başınızın altına çift yastık kullanın</li>
 <li>Yatmadan üç saat önce yemekten kaçının</li>
 <li>Yemeklerin miktarı ve yağ içeriği ile kafein ve çikolata tüketimini azaltın</li>
 <li>Sigara, alkol ve asitli içecekler ile salçalı ve baharatlı gıdalardan kaçının</li>
 <li>Fazla kilolarınızdan sağlıklı bir şekilde kurtulun</li>
 <li>Karın içi basıncını artıran korse ve sıkı kemer takmayın&nbsp;</li>
 <li>Stresden uzak durun, stresi yönetmeyi öğrenin</li>
 <li>Ağrı kesici ilaçları mümkün olduğunca kullanmayın</li>
 <li>Düzenli egzersiz yapın ama egzersizi yemeğin hemen ardından değil iki saat sonra yapmaya özen gösterin</li>
 <li>Yemek esnasında su tüketmek reflüyü kolaylaştıracağından, suyu öğün arasında için</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 09:28:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/reflu-hastaligi-son-yillarda-yayginlasiyor-1726554529.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Su tüketimi okul başarısına doğrudan etkili!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/su-tuketimi-okul-basarisina-dogrudan-etkili-17929</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/su-tuketimi-okul-basarisina-dogrudan-etkili-17929</guid>
                <description><![CDATA[Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte çocukların okul performansını maksimize etmek için yeterli su tüketiminin hayati olduğunu vurgulayan beslenme uzmanları, suyun yalnızca temel bir ihtiyaç olmadığını, konsantrasyon, hafıza ve problem çözme yetenekleri üzerinde de doğrudan etkili olduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte çocukların okul performansını maksimize etmek için yeterli su tüketiminin hayati olduğunu vurgulayan beslenme uzmanları, suyun yalnızca temel bir ihtiyaç olmadığını, konsantrasyon, hafıza ve problem çözme yetenekleri üzerinde de doğrudan etkili olduğunu belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Pınar Su ve İçecek Beslenme Uzmanı Serenay Bender, çocukların akademik başarılarını artırmak için su tüketiminin önemine dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p>"Oksijenin ardından vücut için en önemli ihtiyaç sudur. Vücudun büyük bir kısmı sudan oluşur ve su, sadece temel ihtiyaçları karşılamakla kalmaz, aynı zamanda çocukların dikkat, hafıza ve problem çözme becerileri üzerinde de doğrudan etkilidir" diyen Bender, çocukların günde en az 6-8 bardak su içmesi gerektiğini belirtti.&nbsp; Sıcak hava koşullarında ve yoğun fiziksel aktivitelerde bu miktarın artırılmasının önemli olduğunu ekleyen Bender,&nbsp; yetersiz su tüketiminin, çocuklarda dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve baş ağrısı gibi sorunlara yol açarak okul performansını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.</p>

<p>Çocukların yaşlarına göre günlük su ihtiyacını da açıklayan Bender, "1-3 yaş arası çocuklar için 1 litre, 4-8 yaş arası için 1.2 litre ve 9 yaş ve üzeri için 1.5 litre su tüketimi önerilmektedir. Ancak bu miktarlar, çocuğun boyu, kilosu, cinsiyeti, yaptığı aktiviteler ve aldığı ilaçlara göre değişkenlik gösterebilir” dedi.</p>

<p><strong>SU İÇME ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?</strong></p>

<p>Su içme alışkanlığı kazandırmak için önerilerde bulunan Bender, çocuklara suyun neden önemli olduğunu anlatmanın, onları su tüketimi konusunda bilinçlendirmek için atılacak ilk adım olduğunu söyledi. Bender, çocuklara su içmenin önemini göstermek için idrar rengini gözlemlemeyi öğretmenin etkili bir yöntem olduğunu belirterek, “Bol su içildiğinde idrar renginin açılacağını, suyun yetersiz olması durumunda ise koyulaşacağını gözlemleyerek çocukların kendi vücutları üzerinden öğrenme sağlayabilirler” diye konuştu.</p>

<p>Çocukların su içmek istememeleri durumunda, suya nane, limon veya sevdiği meyveler ekleyerek tat kazandırılabileceğini öneren Bender,&nbsp; renkli ve ilgi çekici mataralar kullanmanın da çocukları su içmeye teşvik edebileceğine dikkat çekerek, su içmeyi eğlenceli hale getirmek için ebeveynlerin bir su çizelgesi oluşturulabileceğini ve çocukların su tüketimini bir oyuna dönüştürülebileceğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Sep 2024 09:33:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/su-tuketimi-okul-basarisina-dogrudan-etkili-1726468388.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsimlerle birlikte ruh hali de değişiyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mevsimlerle-birlikte-ruh-hali-de-degisiyor-17927</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/mevsimlerle-birlikte-ruh-hali-de-degisiyor-17927</guid>
                <description><![CDATA[Sonbaharda yaşanan hava durumu değişikliklerinin ruh hali ve psikolojik sağlığı etkilediğini belirten uzmanlar, güneş ışığının azalmasıyla depresif belirtiler ortaya çıkabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharda yaşanan hava durumu değişikliklerinin ruh hali ve psikolojik sağlığı etkilediğini belirten uzmanlar, güneş ışığının azalmasıyla depresif belirtiler ortaya çıkabileceğini söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Mevsimler arası yaşanan hava değişikliklerinin birçok insanın ruh hali üzerinde belirgin bir etkiye sahip olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Birçok kişide yorgunluk, isteksizlik ve genel bir enerji kaybına yol açabilir.” dedi. Sonbaharın psikolojik etkilerinden korunmak ve ruh sağlığımızı desteklemek için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sonbahar mevsiminin getirdiği değişikliklerin, hayatın doğal bir parçası olduğunu söyledi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sonbaharın ruh hali ve psikolojik sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>MEVSİMLER DUYGU DURUMUMUZ ÜZERİNDE ETKİLİ</strong></p>

<p>Sonbahar ayları yaklaştığında doğanın, sıcak yaz günlerinden serin, bazen de yağmurlu havalara geçiş yaptığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Ancak sadece doğa değil, insan psikolojisi de bu geçişten etkilenir” dedi.</p>

<p>Sonbaharda yaşanan hava durumu değişikliklerinin ruh halimiz ve psikolojik sağlığımız üzerindeki etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Mevsimler arası yaşanan hava değişiklikleri birçok insanın ruh hali üzerinde belirgin bir etkiye sahiptir. Bu etkiye en çok dikkat çeken psikiyatrik bozukluklardan biri, mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak bilinir. Bu bozukluk son dönem küresel iklim krizinin etkisiyle yaz aylarında huzursuzluk, uykularda bozulma, agresyon, tahammülsüzlük olarak görülmekle beraber genellikle sonbahar ve kış aylarında artan depresif belirtilerle karakterizedir. Güneş ışığının azalması, vücudumuzun biyolojik saatini (sirkadiyen ritim) bozabilir ve serotonin gibi ruh halimizi düzenleyen hormonların üretimini etkileyebilir. Aynı zamanda, melatonin seviyeleri de değişir, bu da yorgunluk ve enerji kaybına neden olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/15/1726239785-merveumay1-1726400313-811-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Sonbaharda yaşanan hava değişiklikleri sonucu enerji ve motivasyonun düşebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Günlerin kısalması ve güneş ışığının azalması, birçok kişide yorgunluk, isteksizlik ve genel bir enerji kaybına yol açabilir. Bazı kişilerde üzüntü, umutsuzluk ve ilgi kaybı gibi depresif belirtiler ortaya çıkabilir. Uyku düzeninde bozulmalar olabilir. Melatonin hormonunun artışı ile kişiler kendilerini daha fazla uyuma isteği içinde bulabilirler, ancak bu sağlıklı uyku getirmeyebilir. Özellikle karbonhidrat tüketme isteğinde artış görülebilir, bu da kilo artışına yol açabilir. Sosyal izolasyon eğilimi başlayabilir. Soğuk ve kapalı havalar, bazı kişileri daha içe dönük hale getirerek sosyal aktivitelerden uzaklaştırabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>GÜNEŞLİ GÜNLERDE DIŞARIDA VAKİT GEÇİRMEK, RUH HALİNİ İYİLEŞTİREBİLİR</strong></p>

<p>Sonbaharın psikolojik etkilerinden korunmak ve ruh sağlığımızı desteklemek için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Güneşli günlerde mümkün olduğunca dışarıda vakit geçirmek, serotonin seviyelerini artırmaya yardımcı olabilir. Sabahları kısa yürüyüşler yapmak veya öğle saatlerinde açık havada zaman geçirmek ruh halini iyileştirebilir” dedi.</p>

<p>Sonbahar ve kış aylarında güneş ışığının azalmasının D vitamini seviyelerinde düşüşe neden olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bu durumda, doktor kontrolünde D vitamini takviyesi almak, duygu durumumuzu destekleyebilir” diye konuştu. Fiziksel aktivitenin, beynimizdeki mutluluk hormonlarını artırarak ruh halimizi olumlu yönde etkilediğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Düzenli egzersiz yapmak, mevsimsel değişikliklere bağlı ruh hali dalgalanmalarını hafifletebilir” dedi.</p>

<p>Karbonhidrat tüketimini dengelemek için beslenmeye de dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Meyve-sebze ağırlıklı beslenmek, enerji seviyemizi korumaya yardımcı olur. Omega-3 yağ asitleri, depresif belirtileri hafifletmeye yardımcı olabilir. Soğuk havalar sosyal aktivitelerden uzak durmak için bir bahane olabilir, ancak aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, sosyal izolasyonu önler ve moralimizi yüksek tutar" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Sep 2024 15:54:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/mevsimlerle-birlikte-ruh-hali-de-degisiyor-1726404852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda çene problemine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/cocuklarda-cene-problemine-dikkat-17926</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/cocuklarda-cene-problemine-dikkat-17926</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda çenelerin kalıtsal faktörlere bağlı olarak ideal kabul edilen boyutlara göre küçük veya dar olması ya da normal konumuna kıyasla yanlış pozisyonlanması, çocuklarda estetik tatminsizliklere, konuşma bozukluklarına, bazı seslerin çıkarılması sırasında farklılıklara yol açabileceği gibi, nefes alıp verme alışkanlıklarının dahi bozulmasına neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda çenelerin kalıtsal faktörlere bağlı olarak ideal kabul edilen boyutlara göre küçük veya dar olması ya da normal konumuna kıyasla yanlış pozisyonlanması, çocuklarda estetik tatminsizliklere, konuşma bozukluklarına, bazı seslerin çıkarılması sırasında farklılıklara yol açabileceği gibi, nefes alıp verme alışkanlıklarının dahi bozulmasına neden olabiliyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>“Burundaki kemik eğrilikleri, geniz eti veya bademcik büyümeleri, alerjiler, çocukların burundan nefes alıp vermesini zorlaştırır.” diyen Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir şunları kaydetti:</p>

<p>“Bu etkenlere ek olarak üst çenenin normale göre daha geride konumlanması veya dar yapıda olması, çocukların ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı kazanmasına yol açar. Çocuk, ağızdan nefes alıp vermeye devam ettiği sürece, dilin öne ve aşağıya doğru yer değiştirmesiyle dilin istirahat pozisyonunda üst çeneyi destekleyememesi nedeniyle, üst çene darlığı gelişebilir veya mevcut darlık artar. Zamanında müdahale edilmeyen vakalarda dişlerde kapanış bozuklukları oluşabileceği gibi, alt çenenin büyüme yönü aşağıya ve geriye doğru değişebilir, çocuklar normale göre daha uzun yüzlü olabilir. Daimi dişler çıkmaya başlamadan yapılacak olan etkene yönelik tedavi, ilerleyen yaşlarda gerekebilecek çok daha yüksek maliyetli tedavilerin önüne geçecektir.”</p>

<p><strong>NEFES ALIP VERME ŞEKLİNE DİKKAT</strong></p>

<p>Ebeveynlerin, 'Çocuğum sürekli ağzı açık televizyon izliyor,' 'Çocuğum geceleri uyurken ağzından nefes alıp veriyor,' 'Çocuğumda geçmeyen bir ağız kokusu var' gibi şikayetlerle doktora başvurabildiklerini söyleyen Demir “Üst çene darlığı, yüzde asimetri, konuşma bozuklukları, bazı seslerin çıkarılması sırasında farklılıklar, normal olmayan yutkunma alışkanlıkları ve çocuğun sürekli ağızdan nefes alıp vermesi gibi belirtilerle fark edilebilir. Bu noktada çoğunlukla ilk olarak kulak burun boğaz uzmanına başvuran ebeveynler, ilgili hekim tarafından uzman bir diş hekimine yönlendirilir. Kulak burun boğaz uzmanının müdahale edeceği bir problem varsa, çocuğun ağızdan nefes alıp vermesine yönelik tedavi uzman diş hekimi ile birlikte planlanır. Çocuğun gülümsemesi sırasında yanaklar ve dişler arasında göze çarpan ‘karanlık boşluklar’ da üst çene darlığının işareti olabilir.” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Çocukların süt dişlerinin tamamlandığı, ortalama 36 aylık dönemde, dişlerin ve çenelerin ideal büyüme ve gelişim paternleri doğrultusunda değerlendirilmesi için çocuk diş hekimi muayenesi şart olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<ol>
	<li>Çocuklarda çenelerin boyutsal ve konumsal gelişim bozuklukları, nefes alıp verme alışkanlıklarının dahi bozulmasına neden olabilir.</li>
	<li>Parmak emme, tırnak yeme, kalem ısırma gibi ağız alışkanlıkları zaman içinde çenelerin yapısında bozulmalara sebep olur. Özellikle alerjik rinit gibi solunum yolu tıkanıklığına sebep olan etkenlerin de eşlik ettiği çocuklarda çenelerin gelişimi büyük bir risk altındadır. Daimi dişler çıkmaya başlamadan etkene yönelik olarak yapılacak tedavi, ilerleyen yaşlarda gerekebilecek çok daha yüksek maliyetli tedavilerin önüne geçecektir.</li>
	<li>Ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı olan çocuklarda ağız hastalıklarının ve diş çürüklerinin görülme riski artar.</li>
	<li>Çocuklarda ağız solunumuna sebep olan etkenlerin kulak burun boğaz uzmanı ile birlikte belirlenerek, etkene yönelik tedavi planlaması yapılmalı ve düzenli kontrollerle süreç takip edilmelidir.<br />
	&nbsp;</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Sep 2024 14:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/cocuklarda-cene-problemine-dikkat-1726399408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp damarlarına X-ışını hızında görüntüleme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kalp-damarlarina-x-isini-hizinda-goruntuleme-17911</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/kalp-damarlarina-x-isini-hizinda-goruntuleme-17911</guid>
                <description><![CDATA[Kalp damar hastalıklarının tanısında Kuantum dedektörlü BT ile yapılan anjiyografi incelemeleri geleneksel anjiyografi gereksinimini büyük oranda azaltıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp damar hastalıklarının tanısında Kuantum dedektörlü BT ile yapılan anjiyografi incelemeleri geleneksel anjiyografi gereksinimini büyük oranda azaltıyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünyada ve ülkemizde hastalığa bağlı ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor. Sevindirici olansa; tıpta ve teknolojide hızlı gelişmeler sayesinde kalp &nbsp;damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde çok önemli ilerlemeler sağlanması! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak &nbsp;ve Ataşehir Hastaneleri Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Günümüzde artık kalp damar hastalıklarının teşhisi çok daha erken evrelerde mümkün hale gelmiştir. Örneğin; kalbinizin geleceğinde oluşabilecek sorunlar hazırlıklar dahil sadece 15 dakikada saptanabiliyor, böylece hayati riske yol açabilecek herhangi bir kalp damar sorunu saptanırsa &nbsp;erkenden müdahale edilebiliyor” diyor. Prof. Dr. Ercan Karaarslan, kalp &nbsp;damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde yaşanan en yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p>Son yıllarda sağlıksız beslenme, aşırı tuz tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı, sigara, alkol kullanımı ve yoğun stres gibi faktörlerin de etkisiyle kalp ve damar sağlığımız adeta alarm veriyor. Kalp hastalıkları artık sadece ileri yaşta değil, genç hatta çocuk yaşta da kapıyı çalıyor! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak ve Ataşehir Hastaneleri Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ve ülkemizde en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Çoğu zaman belirti vermeden sinsice ilerleyerek hayati tehdit oluşturabiliyor. Her yıl milyonlarca insanın yaşamını kaybetmesine neden olan bu hastalıkların erken teşhis edilmesi çok önemli hale geliyor. Bu denli önemli ve ciddi sonuçlarına karşı tıpta yaşanan hızlı gelişmeler ve ileri teknolojiler sayesinde, artık kalp damar hastalıklarının teşhisi çok daha erken evrelerde mümkün hale geldi. Erken teşhis, tedavi başarısını artırdığı gibi, kişinin riskleri bertaraf etmesi ve yaşam şeklini düzenlemesi için zaman da sağlıyor” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>KALP DAMARLARI &nbsp;VE İNCE DEVAMLILIKLARI DAHA NET GÖRÜNTÜLENEBİLİR</strong></p>

<p>Kalp damar hastalıklarının erken teşhisinde çok yeni, ilk tanıtımı &nbsp; 2022 yılında Amerika’da düzenlenen dünyanın en büyük radyoloji kongresinde yapılan şimdi de ülkemizde kullanılmaya başlanan Kuantum Teknolojili Foton Sayıcı BT ile yapılan kalp damar anjiografisi (Sanal Kalp &nbsp;Anjiyografisi) hakkında bilgi veren Prof. Dr. Karaarslan şunları söylüyor: “Yaklaşık 20 yılı aşkın bir süredir, çok kesitli dedektörlü tomografi cihazlarıyla belirli bir performasta sanal anjiyografi yapılıyor. Klasik bilgisayarlı tomografilerde en iyileri bile 512 matriksli 0.5 mm ya da 0.6 mm kalınlıkta kesitler ile inceleme yapabiliyordu. Yeni, foton dedektör teknolojili BT ile yapılan incelemelerde ise görüntüleme kalınlığı 0.2 mm’ye düşebiliyor. Ayrıca çözünürlüğü 1024 matrikse çıktığı için görüntü kalitesi çok daha net ve detaylı oluyor. Böylece kalp damarlarının lümen içi ve duvarlarının görüntüsü daha önce göremediğimiz kadar ayrıntılı bir şekilde elde edilebiliyor. Bu da damarların analizinin çok daha iyi yapılmasını, olası sorunların daha net bir şekilde saptanabilmesini sağlıyor. Üstelik tüm bunları, klasik sanal anjiyolara göre daha düşük doz radyasyon vererek görüntüleyebiliyor.”</p>

<p><strong>DAKİKALAR İÇİNDE DAMAR TIKANIKLIĞI TESPİT EDİLİYOR!</strong></p>

<p>Geleneksel yöntemlerden farklı olarak yüksek çözünürlüklü ve düşük radyasyonlu çok daha detaylı görüntüler elde edilerek, bu sayede kesin ve hızlı tanı imkanı sağlandığını belirten Prof. Dr. Karaarslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntem kalbi besleyen damarlardaki hastalıkları ayrıntılı bir şekilde görüntüleyerek geleneksel BT taramalarına göre detaylı ve kesin bilgiler sağlıyor. Koroner arterlerdeki tıkanıklıkları maksimum 10-15 dakikalık inceleme süresinde tespit edebiliyor. Bu sayede, koroner arterlerdeki plak oluşumları, damar tıkanıklıkları ve stentlerin durumu gibi kritik kalp rahatsızlıkları çok büyük oranda tespit edilerek, taramalar gerektiren kronik hastalarda bile radyasyon dozu ciddi oranda azaltılarak büyük bir fayda sağlanıyor.” Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Özellikle böbrek fonksiyonları riskli hastalarda klasik anjiyografilere göre daha az kontrast madde kullanılarak yapılan incelemelerde bile damar yapılarını ve arterlerdeki hastalık bulgularını daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Bununla birlikte, cihazın hızlı çekim özelliği ile tarama süresi dakikalar içinde tamamlanıyor; bu da hastaların rahatlığı ve sürecin etkinliği açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/kalp-damarlarina-x-isini-hizinda-goruntuleme-1726228009.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat masum bir su buharı değil! Elektronik sigaralardaki 7 bin kimyasal maddenin çoğu kansorejen!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dikkat-masum-bir-su-buhari-degil-elektronik-sigaralardaki-7-bin-kimyasal-maddenin-cogu-kansorejen-17909</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dikkat-masum-bir-su-buhari-degil-elektronik-sigaralardaki-7-bin-kimyasal-maddenin-cogu-kansorejen-17909</guid>
                <description><![CDATA[Elektronik sigaranın ‘yerine koyma tedavisi’ olarak ortaya çıktığını belirten uzmanlar, elektronik sigaradan da sigara ile aynı şekilde nikotin alındığını ve bağımlılığın devam ettiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Elektronik sigaranın ‘yerine koyma tedavisi’ olarak ortaya çıktığını belirten uzmanlar, elektronik sigaradan da sigara ile aynı şekilde nikotin alındığını ve bağımlılığın devam ettiğini söylüyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, sigara ve elektronik sigara bağımlılığı hakkında bilgi vererek tedavi yöntemlerinden bahsetti.</p>

<p>Nikotinin sigaradan dumanla alındığını, hızlı bir şekilde akciğerde absorbe edildiğini ve sonrasında kana karışıp beyne ulaştığını hatırlatan Dr. Bahruz Shukurov, “Nikotinin beyne ulaşması 10 saniye gibi kısa bir sürede gerçekleşir. Beyinde dikkat ve hafıza ile ilgili bölümleri etkiler. Noradrenalin ve dopamin salınımına neden olur. Dopamin hem kas üretimine neden olur hem de enerjiyi ve konsantreyi artırır. &nbsp;Bu şekilde bağımlılık oluşabilir. Kişi her defasında giderek daha fazla nikotine ihtiyaç duyar ve talep eder. Bu duruma ‘tolerans’ denir. Bir noktadan sonra bağımlılık gelişir.” dedi.</p>

<p><strong>ELEKTRONİK SİGARALARIN İÇERDİĞİ 7 BİNE YAKIN KİMYASAL MADDENİN BİRÇOĞU KANSOREJEN!</strong></p>

<p>Elektronik sigaranın 2000’li yılların başında ‘yerine koyma tedavisi’ olarak ortaya çıktığına değinen Dr. Bahruz Shukurov, “Sigaranın içindeki katran, karbonmonoksit gibi maddelerin akciğer kanserine neden olmasından dolayı nikotinin daha sağlıklı bir şekilde yerine konulmasını sağlamak için kullanılmaya başlandı. Elektronik sigara kapsülünün içerisinde nikotin ve nikotinin buhar halinde kalmasını sağlayan maddeler vardır. Bu siteme vaporizasyon denir.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/13/1726210625-bahruz-shukurov-1726223801-73-x750.jpeg" style="height:422px; width:750px" /></p>

<p>Elektronik sigaradan da sigara ile aynı şekilde nikotin alındığını ve birçok sakıncası olduğunu vurgulayan Dr. Bahruz Shukurov, şöyle devam etti:</p>

<p>“Elektronik sigarada da bağımlılık devam eder. Nikotin yerine koyma tedavisine nikotin replasman tedavisi denir. Tüm dünyada onaylanmış, nikotin replasman tedavisinde nikotin bantları ve nikotin sakızları kullanılır. Bu tedavide nikotin ağız yoluyla veya ciltten alınır. Elektronik sigaralarda vaporizasyon sigaradaki gibi işlemektedir ve nikotin hızlı bir şekilde beyine ulaşmakta ve etki etmektedir. Bir şey ne kadar hızlı ve güçlü bir şekilde etki ortaya çıkartırsa, bağımlılık yapma ihtimali de o kadar yüksektir. Elektronik sigarada bundan dolayı en az sigara kadar bağımlılık yapabilmektedir. Elektronik sigaraların içinde de bir sürü katkı maddeleri ile birlikte onun buhar halinde tutulmasını sağlayan zararlı maddeler vardır. Propilen, nitrozaminler gibi zararlı maddelerin yanında kahve, çikolata gibi aromaları içermektedir. Elektronik sigaralar 7 bine yakın kimyasal madde içermekle beraber bunların birçoğu da kansorejen maddedir.”&nbsp;</p>

<p><strong>ELEKTRONİK SİGARALAR YARALANMALARA DA NEDEN OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Nikotinin kilo başına 0.5 -1 miligramda ölümcül bir madde olduğunun altını çizen Dr. Bahruz Shukurov, “Bazı elektronik sigara kartuşları 100 mg kadar nikotin içerebiliyor. Elektronik sigaraların mutlaka çocuklardan uzak tutulması gerekir. Arızalı ürünlerde patlama meydana gelebiliyor. Elektronik sigaralarda genellikle lityum iyon piller kullanılır. Lityum hızlı bir şekilde etkileşime girerek patlamalara, yangınlara kullanıcıların yararlanmasına neden olabiliyor. Patlama riskinin azaltılması için cihaza uygun parçalar alınılması önerilir ama elbette en sağlıklısı, tamamen uzak durmak ve hiç kullanmamaktır.” uyarısını yaptı.</p>

<p>Hem elektronik sigara hem de normal sigara kullananlara ‘çifte kullanıcı’ dendiğini dile getiren Dr. Bahruz Shukurov, “Toplumda ‘elektronik sigaranın zararı yok, sıkıntısı yok, sorun oluşturmuyor, pasif içiciliği yok, herhangi bir probleme neden olmaz’ gibi bir algı mevcut olduğundan sigaraya göre daha rahat kullanılabiliyor, kapalı ve kalabalık ortamlarda da rahatça tüketilebiliyor. Çifte kullanıcı toplu ortamlarda elektronik sigara, tek kaldığın da normal sigara kullanır. Sigara ritüellerine elektronik sigara içerken de devam eder.” dedi.</p>

<p>Bağımlılıklarda balık ile alkol tüketmek, kahve ile sigara içmek gibi ritüeller olduğunu belirten Dr. Bahruz Shukurov, “Bağımlılık tedavisinde önce bu tarz refleksif davranışları söndürmeye, kırmaya çalışırız. Elektronik sigara kullanımında da refleksif davranışlara rastlanmakta. Bunun nedeni sigara ile benzer mekanizması olmasıdır. Nikotin tedavisi, nikotin bandı ya da nikotin sakızı ile yapıldığında kişide ritüelleri için çağrışım yapmaz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>ELEKTRONİK SİGARA BAĞIMLILIĞI DA SİGARA BAĞIMLILIĞI GİBİ TEDAVİ EDİLEBİLİR</strong></p>

<p>Nikotin Replasman Tedavisi’nin (NRT) nikotin bağımlılığında etkinliği kanıtlanmış ve diğer ülkelerde de önerilen bir tedavi yöntemi olduğunu hatırlatan Dr. Bahruz Shukurov, “Bu tedavide nikotin sakızı ya da bandına karşı bir bağımlılık geliştiğine dair bir veri bulunmuyor. Nikotin Replasman Tedavisi doktor ve terapist eşliğinde nikotin bandı veya sakızının ne kadar süre kullanılması gerektiği planlanır. Bu tedavide sinirlilik, uyuyamama, huzursuzluk, aşırı sigara isteği, baş ağrısı gibi akut yoksunluk belirtilerinin oluşmaması için nikotin bandı veya sakızı ile belirli bir süre nikotin alımına devam edilir. Bu şekildeki nikotin alımı sigara ile alınandan farklıdır. Sigarada nikotin emilimi hızlı bir şekilde olur bu tedavide nikotin cilt ya da sindirim aracılığıyla alındığından emilimi yavaş olur.” açıklamasını yaptı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/dikkat-masum-bir-su-buhari-degil-elektronik-sigaralardaki-7-bin-kimyasal-maddenin-cogu-kansorejen-1726227970.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiftler birbirine narsist tanısı koyuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/ciftler-birbirine-narsist-tanisi-koyuyor-17908</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/ciftler-birbirine-narsist-tanisi-koyuyor-17908</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemde çiftler arasında psikolojik tanı koyma eğilimi artış gösterdi. Özellikle "narsist kişilik bozukluğu" teşhisi, partnerlerin birbirine en sık koyduğu teşhis haline geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde çiftler arasında psikolojik tanı koyma eğilimi artış gösterdi. Özellikle "narsist kişilik bozukluğu" teşhisi, partnerlerin birbirine en sık koyduğu teşhis haline geldi.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzman Psikolog Uğur Kartum, bu durumun ilişkilerde güven sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p><img height="494" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/13/img-3325-1726219455-339-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Psikolog Uğur Kartum, çiftlerin Google üzerinden narsistlik belirtilerine bakıp partnerlerini bu doğrultuda yargılamaya başladığını belirtti. "Her insanda narsist özellikler olabilir, ancak bu kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Çiftlerin bu tanıyı kullanması, ilişkide iletişim bozukluğuna neden oluyor." şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p><img height="500" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/13/img-3327-1726219452-991-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>PARTNERİN SOSYAL ÇEVRESİYLE OLAN İLETİŞİMİ OLDUKÇA ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Kartum, partnerin narsist olup olmadığını anlamak için yalnızca çiftin birbiriyle olan ilişkisine değil, kişinin sosyal çevresiyle olan ilişkilerine de bakılması gerektiğini söyledi. Uzman Psikolog Kartum, bu tür sorunların çözümü için en sağlıklı yaklaşımın çift terapisi almak olacağını vurguladı.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Sep 2024 14:46:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/ciftler-birbirine-narsist-tanisi-koyuyor-1726227965.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Plastik içeren ürünler çocuk ve bebek sağlığını tehdit ediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor-17903</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor-17903</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, oyuncaklar ve bazı bebek ürünlerinde kullanılan plastik türevi PVC maddesinin çocuk ve bebek sağlığı için ciddi riskler taşıdığını açıkladı. Bu zararlı maddeler, özellikle bebeklerin gelişim sürecinde tehlike saçıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, oyuncaklar ve bazı bebek ürünlerinde kullanılan plastik türevi PVC maddesinin çocuk ve bebek sağlığı için ciddi riskler taşıdığını açıkladı. Bu zararlı maddeler, özellikle bebeklerin gelişim sürecinde tehlike saçıyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) -</strong>PVC, insan sağlığına ve çevreye zararlı kimyasallar içeriyor.</p>

<p><img height="500" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-3312-1726150367-346-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Özellikle diş kaşıyıcı, oyuncak ve emzik gibi bebeklerin ağızlarına alabileceği ürünlerde bulunan plastik bileşenler, kimyasal maddelerin vücuda geçmesine neden olabiliyor. Uzmanlar, bu maddelerin uzun vadede birçok sağlık sorununa yol açabileceğini vurguluyor.</p>

<p><img height="421" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-3313-1726150365-315-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Çocukların ve bebeklerin sağlığı için anne ve babaların daha bilinçli olması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, doğal ve zararsız maddelerden yapılmış ürünlerin tercih edilmesini öneriyor. Ayrıca, ürün satın alırken güvenilir markaların ve sertifikalı ürünlerin seçilmesi gerektiğini de ekliyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Sep 2024 11:52:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor-1726217525.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklık sisteminin gizli düşmanı ’lenf kanseri’</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bagisiklik-sisteminin-gizli-dusmani-lenf-kanseri-17900</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/bagisiklik-sisteminin-gizli-dusmani-lenf-kanseri-17900</guid>
                <description><![CDATA[Lenf kanseri olarak bilinen lenfoma, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfatik sisteme ait lenf dokusunun habis tümörüne verilen genel isimdir.  Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı lenfoma hastalığına dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Lenf kanseri olarak bilinen lenfoma, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfatik sisteme ait lenf dokusunun habis tümörüne verilen genel isimdir.  Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı lenfoma hastalığına dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Lenfoma lenf bezi kanseridir. Lenf bezleri tüm vücudumuzda yaygın olarak bulunur. Bağışıklık sistemimizin bir parçası olarak vücudumuzu korur. İltihap, mikrobik hastalık, kanser gibi birçok hastalıkta büyüme gösterir. Maalesef bazen bu büyüme reaksiyonel nedenle olmaz, normal düşü hücrelerin (kanser hücrelerinin) istilası sonucu olur.</p>

<p>enfoma hematoloji uzmanlarının tetkik, tedavi ve takip ettiği bir hastalıktır. Ancak, örnek hastada olduğu gibi şikâyetleri olan hasta dâhiliye veya cerrahi hekimine başvurabilir.&nbsp;</p>

<p><strong>UZUN SÜRE GEÇMEYEN KAŞINTILAR EN BÜYÜK BELİRTİSİ &nbsp;</strong></p>

<p>Lenfoma hastalığına dikkat çeken&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı, hastanın şikâyetleri arasında ‘B semptomları’ dediğimiz ateş, zayıflama, gece terlemesi de bulunabildiğini, lenf bezleri vücut dışından fark edilebileceği gibi, vücut boşluklarında da gözle görülmeden büyüyebildiğini belirterek, "Göğüs boşluğunda lenfoma nefes darlığı, öksürük, göğüs ağrısı yapabilir. Karın boşluğunda kabızlık, karın ağrısı hatta böbreklerden idrar atılımını engelleyerek böbrek bozukluğu dahi ortaya çıkarabilir. Baş ağrısı, bilinç bulanıklıkları, sara nöbetleri, felçler lenfoma nedeniyle gelişebilir. Deride geçmeyen bir döküntü bile lenfoma tutulumu olabilir. Bazı hastalarda uzun süre geçmeyen kaşıntı şikâyeti aslında lenfoma hastalığının bir sonucudur" dedi.</p>

<p>"Muayenede yapılan kan testleri yayılmış bir lenfomada bile tamamen normal olabilir" diyen Dr. Ocakçı, "Maalesef normal kan testleri lenfoma olması olasılığını dışlamaz. Lenfoma tanısı için şüpheli lenf bezinin cerrahi olarak çıkarılması amaçlanır. Bazı hastalarda bu mümkün olmayabilir. O zaman radyoloji uzmanları tarafınca kalın biyopsi iğneleri ile örnekler alınır. Kemik iliği biyopisi de lenfoma tanısını koydurabilir. Sadece muayene, kan tetkiki veya görüntüleme yöntemi ile lenfoma kesin tanısı konulamaz. Çıkarılan lenf bezinin patoloji uzmanınca incelenerek kesin lenfoma tanısı konulur, lenfomanın tipi belirlenir. Tipin tam olarak belirlenebilmesi için tedavi için çok önemlidir. Günümüzün modern kanser tedavisi hedefe yönelik yolda ilerlediği için tam ve kesin tanı çok önemlidir.&nbsp;Tanı konulunca PET-BT, MRG,BT, kemik iliği biyopsisi ile evreleme yapılır. Lenfomanın tipine, özelliklerine, yaygınlığına göre kemoterapi içeriği ve süresi belirlenir. En önemli bir başka belirteç hastanın durumudur. Hastanın yaşı, mevcut hastalıkları, kalp, böbrek, karaciğer ve akciğer fonksiyonları tedavi seçiminde çok önemlidir" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TÜM HASTALARIN İYİLEŞME ŞANSI VARDIR’</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı, tüm hastaların iyileşme şansı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Yaşlı, düşkün, organ yetmezliği olması; ilerlemiş, geç tanı almış olması, bu hasta tedavi alamaz dedirtmez. Tüm hastaların iyileşme şansı vardır. Bu şans ek sorunu olmayan, genç, erken tanı almış hastalarda daha yüksektir. İlk tanı tetkikleri, tanı sonrası tedavi planlaması zaman alıp sıkıntı yaratabilse de çoğu hasta daha ilk tedaviden sonra kendilerini daha iyi hissetmeye başlar. Büyümüş lenf bezleri küçülür. Eşlik eden halsizlik, iştahsızlık, ağrı, terleme gibi şikâyetler geçer. İlaçların bazıları saç döker ama dökülen saçlar daha sonra tekrar çıkar. Diğer kanserlerde olduğu gibi şiddetli bulantı, kusma, yemek yememe lenfoma tedavilerinde nadirdir. Tedaviler 2-4 haftada bir ayaktan kemoterapi ünitelerinde yapılır. Bazı lenfoma tipleri yatırılarak daha uzun günlerde, daha yoğun tedavi edilir. O tiplerde de iyileşme beklentisi yüksektir."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Sep 2024 11:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/bagisiklik-sisteminin-gizli-dusmani-lenf-kanseri-1726217520.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan bıttım sabunu tavsiyesi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi-17885</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi-17885</guid>
                <description><![CDATA[Güneydoğu Anadolu’nun kadim doğal ürünlerinden biri olan bıttım sabunu, son yıllarda büyük bir ilgi görüyor. Özellikle cilt ve saç sağlığına olan faydaları bedeniyle vatandaş tarafından tercih ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güneydoğu Anadolu’nun kadim doğal ürünlerinden biri olan bıttım sabunu, son yıllarda büyük bir ilgi görüyor. Özellikle cilt ve saç sağlığına olan faydaları bedeniyle vatandaş tarafından tercih ediliyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzmanlar, bıttım sabununun saç dökülmesi, kepek, egzama gibi cilt sorunlarına karşı olumlu etkilerini doğrularken, kullanıcıların da sabuna olan bağlılığı her geçen gün arttığı belirtiliyor.</p>

<p><img height="562" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-20240911-135604-512-1726144690-469-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bıttım sabununun ,yabani meyvelerinden elde edilen doğal bir sabun olduğunu belirten uzmanlar, “Geleneksel yöntemlerle üretilen bu sabun, zeytinyağı sabununa benzer şekilde işlenir ancak ana ham maddesi menengiç yağıdır. Sabunun yapımında hiçbir kimyasal madde kullanılmaz, bu da onu tamamen doğal bir cilt ve saç bakım ürünü haline getirir.” ifadelerine yer verdiler.</p>

<p><img height="562" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-20240911-135602-781-1726144687-911-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Cilt sorunlarıyla başa çıkmak isteyenler için bıttım sabunu doğal bir mucize olarak görüldüğünü vurgulayan uzmanlar,&nbsp; "Bıttım sabununun antiseptik özelliği, ciltteki iltihaplanmayı ve bakterileri azaltmaya yardımcı olur. Egzama, sivilce gibi sorunlar yaşayanlar için düzenli kullanım öneriliyor." diye belirtiyor.&nbsp;</p>

<p><img height="562" src="https://www.herkesduysun.com/static/2024/09/12/img-20240911-135600-498-1726144685-538-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bıttım sabununun ayrıca en çok bilinen faydalarından biri de saç sağlığına olan etkisi olduğunu söyleyen uzmanlar, saç dökülmesi, kepek ve saç derisi problemleri yaşayan birçok insanın bu sabunu tercih ettiğini de belirttiler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 17:38:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi-1726151939.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğru spor omurga sağlığını destekliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dogru-spor-omurga-sagligini-destekliyor-17872</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dogru-spor-omurga-sagligini-destekliyor-17872</guid>
                <description><![CDATA[Omurga sağlığını korumak için düzenli egzersiz yapmanın önemli olduğunu belirten uzmanlar doğru sporlar ve hareketlerin, omurgayı destekleyen kasları güçlendirdiğini ve postürü iyileştirdiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Omurga sağlığını korumak için düzenli egzersiz yapmanın önemli olduğunu belirten uzmanlar doğru sporlar ve hareketlerin, omurgayı destekleyen kasları güçlendirdiğini ve postürü iyileştirdiğini belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL 8İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kemal Paksoy, egzersizin omurga sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Omurga sağlığını korumak ve güçlendirmek için düzenli egzersiz yapmanın son derece önemli olduğuna vurgu yapan Op. Dr. Kemal Paksoy, “Doğru sporlar ve hareketler, omurgayı destekleyen kasları güçlendirir, esnekliği artırır ve postürü iyileştirir.” dedi.</p>

<p>Omurga sağlığı ve postür için en ideal sporlardan birinin yüzme olduğunu dile getiren Op. Dr. Kemal Paksoy, “Yüzme, omurga üzerindeki baskıyı azaltarak kasları güçlendirir ve esnekliği artırır. Yürüyüş, omurganın doğal hareketlerini destekler ve postürü iyileştirir. Düzenli yürüyüş, omurgayı destekleyen kasları güçlendirir ve bel ağrısını hafifletebilir. Yoga, pilates ve esneme hareketleri omurganın esnekliğini artırarak kasları güçlendirip ve stresi azalttığı için omurga sağlığına fayda sağlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>EGZERSİZ ÖNCESİNDE VEYA SONRASINDA OMURGADA AĞRI HİSSEDİLİYORSA ARA VERİLMELİ</strong></p>

<p>Her ne kadar egzersiz önerilse de egzersiz yaparken dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Kemal Paksoy, şunları söyledi:</p>

<p>“Egzersize başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapılmalı. Isınma, kasları ve eklemleri egzersize hazırlar, yaralanma riskini azaltır. Egzersiz yaparken doğru teknik çok önemli. Aksi halde omurgaya aşırı yük bindirilerek yaralanmalara yol açılabilir. Ani ve kontrolsüz hareketlerden mutlaka kaçınılmalı. Egzersizleri yavaş ve kontrollü bir şekilde yaparak omurgayı korumalıyız. Egzersiz sırasında veya sonrasında omurgada ağrı hissediliyorsa, egzersize ara verilmeli ve bir uzmana danışılması önemlidir.”&nbsp;</p>

<p><strong>POSTÜRE UYGUN EGZERSİZ DOĞRU OLARAK ÇALIŞILMALI</strong></p>

<p>Omurgasında herhangi bir patolojik sorun olan kişilerin omurga bölgesine aşırı yük bindiren egzersizlerden kaçınması gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kemik erimesi tanısı olanlar darbe etkisi yapabilecek egzersizlerden, koşu, zıplama ve bükülme hareketlerinden kaçınmalıdır. Skolyozu olan kişiler de omurgayı tek taraflı zorlayan hareketler, özellikle ağırlıklı yana eğilmeler, tek el ağırlık kaldırma gibi asimetrik hareketlerden kaçınmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 12:44:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/dogru-spor-omurga-sagligini-destekliyor-1726134246.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından kemoterapi tedavisi gören çocuklara hayati uyarılar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanindan-kemoterapi-tedavisi-goren-cocuklara-hayati-uyarilar-17866</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/uzmanindan-kemoterapi-tedavisi-goren-cocuklara-hayati-uyarilar-17866</guid>
                <description><![CDATA[Kemoterapi alan çocuklar, tedavi sürecinde daha hassas bir bağışıklık sistemine sahip olduklarından özel bir bakım ve dikkat gerektirir.  Prof. Dr. Zekai Avcı Kemoterapi alan çocuklarda dikkat edilmesi gereken temel noktalara dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kemoterapi alan çocuklar, tedavi sürecinde daha hassas bir bağışıklık sistemine sahip olduklarından özel bir bakım ve dikkat gerektirir.  Prof. Dr. Zekai Avcı Kemoterapi alan çocuklarda dikkat edilmesi gereken temel noktalara dikkati çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi bölümünden Prof. Dr. Zekai Avcı Kemoterapi, kanser tedavisi gören çocukların kan üretimi olumsuz etkilendiğine dikkati çekerek, kemoterapi sonrasında kanda alyuvar (eritrosit), akyuvar (lökosit) ve pıhtılaşma pulcuklarının (trombositler) sayısının azaldığını kaydetti.&nbsp;</p>

<p>Vücudun&nbsp;mikroplara karşı koruyan akyuvar hücreleri azalınca bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi mikroplar önemli enfeksiyonlara sebep olabildiğini belirten Prof. Dr. Avcı, "Trombositler sayıca azaldığında ise kendiliğinden oluşan kanamalar (burun, dişeti kanaması, cilt kanaması ve morluklar, mide, bağırsak ve iç organ kanaması vb) açığa çıkacaktır. Çocuğumuzu bu durumlardan korumak için ebeveynlere önemli görevler düşmektedir." diyerek başlıcalarını şu şekilde sıraladı.</p>

<ul>
 <li>El ve vücut temizliğine çok dikkat edilmelidir. Eller her yemek öncesi, yemek sonrası, tuvalet ihtiyacı giderildikten sonra mutlaka sıvı sabunla en az 20 saniye süreyle yıkanmalı ve ardından kâğıt havlu ile kurulanmalıdır.&nbsp;</li>
 <li>Yumuşak bir sabun kullanarak günlük banyo veya duş yapılmalı, özellikle koltukaltları ve kasıklar dikkatle temizlenmeli ve ardından nemli bölge kalmayacak şekilde vücut iyice kurulanmalıdır. Banyo yaptırılması mümkün değil ise günlük ılık sabunlu bezle silinerek vücut temizlenmelidir.&nbsp;</li>
 <li>Dişler, akyuvar ve trombosit sayısı uygunsa yumuşak bir diş fırçasıyla günde en az iki kez fırçalanmalı, hücre sayıları uygun değilse veya dişetlerinde kanama varsa her yemekten sonra temiz su ve antiseptik gargara solüsyonu veya bikarbonatlı su ile ağız iyice çalkalanmalıdır.</li>
 <li>Tırnaklar, lökosit ve trombositler çok düşük olduğu dönemde kesilmeyebilir. Ancak mutlaka kesilecekse kesme işlemi düz olarak, çok derin olmadan, deriyi kesmeden yapılmalıdır.&nbsp;</li>
 <li>Taze çiçek ve her türlü saksı çiçeği mantar oluşum riskini arttırdığı için ortamda bulundurulmamalıdır. Yine temizlememe/dezenfekte edilme şansı olmayan tüylü, peluş veya kumaş oyuncaklar hasta odasında bulundurulmamalıdır.</li>
 <li>Ev temizliği günlük yapılmalı, ortamda küf oluşturacak ıslak veya nemli yerler olmamalı, varsa klima bakımı ve temizliği aksatılmamalıdır.&nbsp;</li>
 <li>Akyuvar sayısı düşük dönemlerde hasta ziyaretleri kesinlikle kısıtlanmalı, kalabalık ortamlardan toplu taşımadan uzak durulmalı, zorunlu hallerde maske kullanılmalıdır. Yoğun kemoterapi dönemlerinde okula ara verilmeli, eğitime doktorunuzun izin verdiği dönemlerde evde veya hastanede devam edilmelidir.&nbsp;</li>
 <li>Hayvanlar bağışıklık sistemi bozuk kişileri riske sokabilecek hastalıklar taşıyabilirler. Mümkünse hayvanla fiziksel temasın olmaması en iyisidir. Özellikle hayvanın salyası veya dışkısıyla temastan kaçınılmalı, ısırıklardan veya tırmalamalardan korunmalıdır. Kuş, kertenkele, yılan, kaplumbağa, hamster veya başka bir kemirgen beslenmemelidir.&nbsp;</li>
 <li>Eğer yeni bir hayvan alınacaksa, bir yıldan büyük ve kısırlaştırılmış bir hayvan seçilmelidir. Evin dışında, bir çiftlik veya hayvanat bahçesinde hayvanlarla yakın temas edilmemelidir.</li>
 <li>Trombositlerin düşük olduğu dönemlerde hareketli oyunlardan ve sportif faaliyetlerden, vücudu sıkan lastikli giyeceklerden kaçınılmalıdır.&nbsp;</li>
 <li>Nötropenik dönemde musluk suyu en az bir dakika süreyle kaynatılmadan veya filtreden geçirilmeden içilmemelidir. Şişe veya kutu içinde satılan meyve suları, soda, sıcak çay veya kahve ve pastörize edilmiş her türlü ürünün içilmesinde sakınca yoktur.</li>
 <li>Yemek hazırlarken kullanılan yüzeyler, raflar, tezgâh üzerleri, buzdolabı, dondurucular, kesme tahtası, bıçak ve diğer tüm mutfak aletleri uygun şekilde temizlenmelidir. Yemekler mümkünse öğünlük pişirilmeli, artan kısım eğer sonraki öğüne saklanacak ise yemeğin soğuması beklenmeden, hızlı soğutulması mümkün olan küçük kaplarda buzdolabına kaldırılmalıdır. İki saatten fazla oda ısısında beklemiş yemekler atılmalıdır. Buzdolabından çıkarılan pişmiş yiyecekler ısıtılarak/kaynatılarak sunulmalıdır. Donmuş yiyecekler oda ısısında bekletilerek çözülmemeli, mikrodalga kullanılmalıdır.&nbsp;</li>
 <li>Çiğ veya az pişmiş beyaz/kırmızı et ve yumurta kesinlikle tüketilmemeli, konserve besinlerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Pişirilmemiş kümes hayvanları, kırmızı et, balık ve diğer deniz ürünleri diğer yiyeceklerle temas ettirilmemeli, aynı yüzey üzerine konulmamalı, aynı kesme tahtası kullanılmamalıdır.&nbsp;</li>
 <li>Pişirilmeden yenen salatalık marul roka gibi yeşillikler ya da kabuğu soyulamayan (çilek vb) meyveler nötropenik dönemde tüketilmemelidir. Muz karpuz kavun gibi kabuğu soyulabilen meyve sebzeler ile sirkeli ya da limonlu su ile yıkanmış ve kabuğu hijyenik şartlarda kalın soyulmuş elma armut gibi meyvelerin tüketilmesinde sakınca yoktur.<br />
 &nbsp;</li>
 <li>Bu önlemler hastaya, hastalığa ve uygulanan tedavi rejimine göre kişisel farklılıklar gösterebileceğinden takip ve tedavi yapan hekiminizin/sağlık merkezinin önerilerine harfiyen uymanız sağlığınız açısından çok önemlidir.&nbsp;</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 09:14:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/uzmanindan-kemoterapi-tedavisi-goren-cocuklara-hayati-uyarilar-1726121659.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz enfeksiyonundan korunmanın 6 yolu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/goz-enfeksiyonundan-korunmanin-6-yolu-17864</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/goz-enfeksiyonundan-korunmanin-6-yolu-17864</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında kırmızı göz hastalığı olarak bilinen konjonktivit hem çocuklarda hem de yetişkinlerde en sık karşılaşılan göz rahatsızlıklarından biri. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Konjonktivitler zamanında ve doğru bir şekilde tedavi edilmezse şiddetlenerek kalıcı göz hasarlarına yol açabilir" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında kırmızı göz hastalığı olarak bilinen konjonktivit hem çocuklarda hem de yetişkinlerde en sık karşılaşılan göz rahatsızlıklarından biri. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Konjonktivitler zamanında ve doğru bir şekilde tedavi edilmezse şiddetlenerek kalıcı göz hasarlarına yol açabilir" dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Konjonktivitin en yaygın nedenleri arasında bakteriyel veya viral kökenli enfeksiyonlar ve alerjik reaksiyonlar yer aldığını ifade eden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Göz kızarıklığı pek çok sebepten meydana gelebilir ancak enfeksiyon kaynaklı bir kızarma söz konusu ise bulaşıcılığı ve tedavisi konusunda çok dikkatli olunmalı dolayısıyla semptomlar sıkı takip edilmeli” uyarısında bulundu.</p>

<p><img height="207" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/11/1726039963-asm-opdrburcuustauslu-gorseli-1726065527-934-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Op. Dr. Burcu Usta Uslu, kişiden kişiye veya bir gözden diğerine kolaylıkla bulaşabilen bir hastalık olan konjonktivitten korunabilmek için alınabilecek önlemleri sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Özellikle güneşli günlerde, güneş gözlüğünüz olmadan dışarıya çıkmayın.</li>
 <li>Dışardan gelir gelmez ellerinizi ve yüzünüzü en az 20 saniye tahriş etmeden, ovalayarak yıkayın, hatta mümkünse banyo yapın.</li>
 <li>Gözlerinize zaman zaman soğuk kompres uygulayın.</li>
 <li>Prezervan içermeyen, soğutulmuş suni göz yaşı kullanarak gözlerdeki kuruluğun önüne geçin.</li>
 <li>Doktorunuza danışarak antihistaminik, steroid yani kortizon içeren veya siklosporin gibi immunmodülatör göz damlalarını kullanın.</li>
 <li>Hem korneaya zarar vererek keratokonus riskini hem de sekonder kontaminasyon ile enfeksiyon riskini artıracağı için gözlerinizi kesinlikle hararetli bir şekilde kaşımayın ve ovuşturmayın.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 09:14:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/goz-enfeksiyonundan-korunmanin-6-yolu-1726121647.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sensörler diyabetli çocukların okul ve sosyal hayatını normalleştiriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sensorler-diyabetli-cocuklarin-okul-ve-sosyal-hayatini-normallestiriyor-17847</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/sensorler-diyabetli-cocuklarin-okul-ve-sosyal-hayatini-normallestiriyor-17847</guid>
                <description><![CDATA[Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı ve Diyabetli Çocuklar Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, diyabet yönetiminde kullanılan sensör teknolojisinin okul çağındaki çocuklar için faydalarına dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı ve Diyabetli Çocuklar Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, diyabet yönetiminde kullanılan sensör teknolojisinin okul çağındaki çocuklar için faydalarına dikkati çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Okul çağındaki çocuklar için diyabet yönetiminin konforlu hale getirilmesi noktasında devreye giren ve diyabet yönetiminde çığır açan sensör teknolojisi, günlük glukoz seviyelerini anlık olarak takip etme imkânı sağlıyor. Bu da Tip 1 diyabetli öğrencilerin derslerine daha iyi odaklanmalarını ve günlük aktivitelerini kesintisiz sürdürebilmelerine yardımcı oluyor. Sensörlerin öğrencilerin özgüvenlerini artırarak, diyabet yönetiminde ‘ustalaşmalarına’ yardımcı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şükrü Hatun Sürekli Glukoz Takibinin (CGM) okul çağındaki çocuklara sağladığı faydaları sıraladı.</p>

<p><img class="" height="628" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/11/mailservice-1-1726054136-7-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SENSÖR TEKNOLOJİSİ DİYABETLİ ÖĞRENCİLERİN GLUKOZ YÖNETİMİNİ PRATİK HALE GETİRİYOR</strong></p>

<p>Sensörlerin, insülinin keşfinden sonra Tip 1 diyabetlilerin yaşamını ve sağlığını etkileyen en önemli ilerleme olduğunu söyleyen Prof. Dr. Şükrü Hatun bu savının nedenini şöyle aktardı:</p>

<p>“Sensörler günde iki yüz seksen sekiz kez glukoz bilgisi sağlıyor bu da iki yüz seksen sekiz kez karar verme, glukoz seyrini izleme, günlük yaşamı olumsuz etkileyebilecek glukoz düşüklükleri ve yüksekliklerini öngörme ve buna göre önlem alma imkânı sunuyor. Sensörler ayrıca besinlerin, egzersizin ve stres gibi günlük hayat olaylarının glukoz seviyeleri üzerindeki etkisini de göstererek Tip 1 diyabetli çocukların ve yakınlarının diyabet yönetim bilgisini geliştiriyor. Bu sayede diyabetin dilini daha iyi anlamalarını ve bu alanda 'ustalaşmalarını' sağlıyor. Bu açılardan bakıldığında sensörlerden en çok fayda göreceklerin başında okul çağındaki çocuklar geliyor. Sensörler uzaktan izleme imkânı sunduğu için aileler çocuklarını okula güvenle gönderebiliyor ve bu sayede korkulardan, endişelerden kurtulabiliyor. Ayrıca sensörlerin sağladığı kolay ve sık glukoz ölçümü sayesinde aileler, öğretmenlere ve okul hemşirelerine yük olmadan etkili bir iş birliği yapabiliyor. Çocuklar açısından baktığımızda ise glukoz düşüklüklerini önceden haber veren alarmlar sayesinde, derslere katılımı olumsuz etkileyen düşük glukoz olaylarından kaçınabiliyor, yemek öncesi ve yemek sonrası glukozlarını zahmetsizce ölçerek gerekirse insülinlerine ek doz yapabiliyorlar. Buna ek olarak sensörler sayesinde okuldaki beden eğitimi dersleri ve spor müsabakaları sırasında kendilerini güvende hissediyorlar ve herhangi bir sorun yaşamadan gerekli önemleri alabiliyorlar. Konuyla ilgili yapılan çalışmalar, öğretmenler ve okul hemşirelerinin sensör kullanımını desteklemesi durumunda ebeveynlerin psikososyal olarak kendilerini daha iyi hissettiğini, çocukların daha iyi glisemik sonuçlara sahip olduğunu ve okul çalışanlarının da kendilerini güvende hissettiğini ortaya koyuyor.”</p>

<p><strong>DİYABET KONTROLÜNDE İYİLEŞME ÖĞRENCİLERİN DERS BAŞARISINI ARTIRIYOR</strong></p>

<p>Diyabetli çocukların, günün büyük bir kısmını öğretmenlerin ve okul çalışanlarının gözetimi altında geçirdiğini söyleyen Prof. Dr. Şükrü Hatun; “Diyabet yönetimini 24 saat olarak düşünmek ve okul saatlerinde de hedeflere bağlı kalmak uzun dönemli komplikasyonların önlenmesi bakımından büyük öneme sahip. Okulda tutarlı ve başarılı diyabet bakımı, öğrenmeyi ve sosyal gelişimi destekleyerek, okul yaşamının tüm yönlerine aktif katılımı teşvik edebiliyor ve devamsızlığı en aza düşürebiliyor. Okuldaki en önemli sorunlardan biri şeker düşüklüğü olarak karşımıza çıkıyor. Şeker düşüklüğü; huzursuzluk, terleme, çarpıntı, halsizlik, kendini iyi hissetmeme ve titreme gibi günlük hayat akışını kesintiye uğratan bulgulara yol açabiliyor. Önlem alınmadığında ise beyin fonksiyonlarının özellikle algılama yetisinin geçici olarak bozulmasına neden olabilir. Sınavlar sırasında meydana gelen şeker düşüklüğü ise sınav sonucunu doğrudan etkiliyor. Ayrıca glukoz yüksekliğinin öğrencilerin matematik test skorlarını olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir. Bütün bu faktörler, okul süresince glukoz seyrinin istikrarlı olmasının öğrencilerin ders konsantrasyonunu etkileyen en önemli unsur olduğunu gösteriyor. Bu noktada sensör teknolojisinin okuldaki en önemli iki yararından birinin zahmetsiz bir şekilde anlık glukoz bilgisi edinme olduğunu söyleyebiliriz. İkinci yararı ise alarm sistemi sayesinde düşük ve yüksek glukoz olaylarının öngörülmesini sağlamasıdır. Genel olarak Tip 1 diyabetli çocukların, zahmetli olması nedeniyle okulda parmaktan glukoz ölçümünü aksattıkları biliniyor. Sensörler bu sorunu tam olarak çözerek anlık glukoz bilgisi ile onlara bir ‘üçüncü göz-glukoz gözü’ imkânı sağlıyor” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Sep 2024 14:42:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/sensorler-diyabetli-cocuklarin-okul-ve-sosyal-hayatini-normallestiriyor-1726054924.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diziniz ağrıyorsa ’Nasıl olsa geçer’ demeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diziniz-agriyorsa-nasil-olsa-gecer-demeyin-17840</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/diziniz-agriyorsa-nasil-olsa-gecer-demeyin-17840</guid>
                <description><![CDATA[Ortopedi polikliniklerine en sık başvuru sebebini oluşturan “diz ağrısı” hayatı tehdit eden bir durum olmasa da hastanın günlük işlerini yapmasında büyük bir engel oluşturabiliyor.  Ağrı 2-3 gün içinde geçmezse, dikkat!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi polikliniklerine en sık başvuru sebebini oluşturan “diz ağrısı” hayatı tehdit eden bir durum olmasa da hastanın günlük işlerini yapmasında büyük bir engel oluşturabiliyor.  Ağrı 2-3 gün içinde geçmezse, dikkat!</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>&nbsp;40 - 65 yaş arasında kıkırdak problemleri ön plana çıkarken, 65 yaş sonrasında ise kireçlenme en sık görülen etken oluyor.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, diz ağrılarında “nasıl olsa geçer” veya “hayatımı çok etkilemiyor” düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiğine dikkat çekerek,&nbsp;geç kalındığında diz ağrısına yol açan etken hastanın yürümesini bile önleyecek kadar şiddetlenebilir ve &nbsp;ağrı sorunu kalıcı hale gelebileceğini söyledi.</p>

<p>"Bu nedenle ağrı 2-3 gün içinde geçmezse, diz hareketleri kısıtlanmaya başlarsa hekime başvurulmalıdır” diyen Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, doğru tanı ve tedaviyle diz ağrılarının kontrol altına alınabileceğini, hatta bazı tablolarda tümüyle geçebileceğini belirterek, “Diz ağrılarında en zorlanılan hasta grubu kıkırdak hasarı olan hastalardır. Ancak günümüzde kıkırdak hasarı tedavilerinin hızla gelişmesi ve yeni tedavilerin literatüre girmesi sayesinde hastalar sağlıklı dizlere sahip olabilmektedir. Kıkırdak hasarı sorunu olan hastaların sabırlı olmaları ve yaşam tarzlarını tedaviye uygun olarak düzenlemeleri tedavinin başarısını arttıracaktır” dedi.</p>

<p><img height="589" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/11/1726038010-do-dr-m-rza-zafer-da-ta-1726043606-647-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>MENİSKÜS YIRTIKLARI</strong></p>

<p>Dizlerde, kaval kemiği ile uyluk kemiğinin arasında yer alan ve yastık görevi gören C şeklinde iki kıkırdak mevcut. Bu kıkırdakların yapılarının bozulmasına “menisküs yırtığı” deniyor. Dizi aniden bükme ve rotasyon hareketi sırasında oluşan yırtıkta temel şikayet ise diz hareketleriyle artan ağrı oluyor. Ağrı hareket kısıtlaması oluşturacak şiddete ulaşabiliyor. Tedavide geç kalındığında yırtık eklem kıkırdağına zarar veriyor ve bunun sonucunda diz kireçlenmesi ile kronik ağrıya sebep olabiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?</strong></p>

<p>Yırtılan menisküs artroskopik, yani açık ameliyatsız olarak tedavi edilebiliyor. Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, menisküs yırtıklarında &nbsp;genellikle kapalı olarak uygulanan iki cerrahi yönteme başvurulduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>“Kapalı olarak gerçekleştirilen menisküs tamir yönteminde menisküsler özel dikiş materyalleri ile primer olarak tamir edilmektedir. Yani, yırtık olan menisküs sağlam olan menisküse dikiş atılarak birleştirilmektedir. Bu yöntemle hastaların ileride gelişebilecek olan kireçlenme riski de azaltılmış olmaktadır. Genç yetişkinlerde menisküs yırtığının mutlaka tamir edilmesi gerekir, aksi halde erken kireçlenmeye neden olmaktadır. Hastanın 4 hafta boyunca ameliyat olan dizini koruması ve bu bölgeye yük vermekten kaçınması gerekmektedir. Menisektomi olarak adlandırılan diğer cerrahi yöntemde ise yırtılan kısım cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Yırtık kısım alındığında hasta hızlıca normal hayatına dönebilse de menisküsün yıllar içinde azalması nedeniyle kireçlenmenin daha erken yaşta gelişme riski artmaktadır.”</p>

<p><strong>KIKIRDAK HASARI</strong></p>

<p>İlerleyen yaş veya fiziksel travmalara bağlı olarak diz eklemini oluşturan eklem hattındaki kıkırdakların yapısının bozulması dizlerde ciddi ağrıya neden olabiliyor. Fizik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle kıkırdak hasarı tespit ediliyor. Tedavi hasarın derecesine göre planlanıyor. &nbsp;</p>

<p><strong>NASIL TEDAVİ EDİLİYOR? </strong></p>

<p>Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, kıkırdak hasarı olan dizin tümüyle iyileşmesinin henüz mümkün olmadığını belirterek “Tedavide hedef, şikayetleri hafifleterek hastanın konforlu bir hayat sürmesini sağlamaktır. Bu amaçla diz içi enjeksiyonlar, kıkırdak hapları ve kıkırdak ameliyatları yapılmaktadır. Kıkırdak hasarı olan hastanın tedaviye uyumu ise tedavinin başarısını belirlemektedir. Tedaviden etkin sonuç alınması için hastanın sabırlı olması, hekimine güvenmesi ve hayat tarzını hastalığına göre ayarlaması gerekmektedir” dedi..&nbsp;</p>

<p><strong>KİREÇLENME ve TEDAVİSİ</strong></p>

<p>Dizlerde kıkırdak hasarının son aşaması “kireçlenme” olarak adlandırılıyor. Kireçlenme sorununda eklem kıkırdakları fonksiyonlarını tümüyle yerine getiremez hale geliyor. Dizlerde oluşan ağrıya genellikle sertlik ve şişliğin eşlik ettiği kireçlenme tablosunda hastalar yürüme ve merdiven çıkma gibi günlük aktivitelerini dahi yapamaz hale gelebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, kireçlenme tespit edilen dizlerde ağrıları sonlandırmak için mutlaka eklem cerrahisinin uygulanması gerektiğini vurgulayarak &nbsp;“Diz eklemi iç yan ve dış yan olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Bazı hastalarda kireçlenme tek bir kısımda oluşur ve bu tabloda kısmi diz protezi yeterli gelmektedir. İki kısımlı, yani dizin tam &nbsp;kireçlendiği durumlarda ise total diz protezi uygun olmaktadır. Protez cerrahisinin ardından hastalar artık rahatlıkla ağrısız yürüyebilmekte ve sosyal hayatlarına dönebilmektedirler" diye konuştu..</p>

<p>Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, son yıllarda protez takılma işleminin robot yardımıyla yapılabildiğine işaret ederek, cerrahi hataları minimalize eden robotlar sayesinde protezlerin daha uzun ömürlü olduğunu kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Sep 2024 12:27:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/diziniz-agriyorsa-nasil-olsa-gecer-demeyin-1726046847.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eylül ayında hangi meyveler tüketilmeli?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/eylul-ayinda-hangi-meyveler-tuketilmeli-17807</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/eylul-ayinda-hangi-meyveler-tuketilmeli-17807</guid>
                <description><![CDATA[Sonbaharın gelmesiyle birlikte sıcaklıklar düşerken, bağışıklığı güçlü tutmak ucun mevsim meyvelerini tüketmek gerekiyor. Geçiş döneminde bağışıklık sistemi güçlendirmek için tüketimi eylül ayında tüketilen meyveler hangileri? İşte sonbaharın başlangıcı olan bu ayda öne çıkan lezzetler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte sıcaklıklar düşerken, bağışıklığı güçlü tutmak ucun mevsim meyvelerini tüketmek gerekiyor. Geçiş döneminde bağışıklık sistemi güçlendirmek için tüketimi eylül ayında tüketilen meyveler hangileri? İşte sonbaharın başlangıcı olan bu ayda öne çıkan lezzetler...</p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Uzmanlar mevsim geçişlerinde anı düşen hava sıcaklıkları vücut dengesini bozabileceği için bağışıklık sistemini güçlü tutulması konusunda uyarılarda bulunuyor. Uzmanlar eylül ayında sağlıklı kalabilmek için tüketilmesi gereken meyveleri şöyle sıralıyor:</p>

<p><img alt="İncir - Meyve Haberleri" src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/d611eb/812/468/35/0/880/487?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2018/04/30/incir-1525076029076.jpg" /></p>

<p>1. İncir: Lif ve vitamin bakımından zengin olan incir, sindirimi düzenler ve tok tutma özelliği ile diyetlerde sıklıkla tercih edilir. Hem taze hem de kuru olarak tüketilebilen incir, bağışıklığı destekleyen antioksidanlar içerir.</p>

<p><img alt="Üzüm Çeşitleri 13 Farklı Üzüm ve Özellikleri - Nefis Yemek Tarifleri" src="https://i.nefisyemektarifleri.com/2023/07/07/uzum-cesitleri-13-farkli-uzum-ve-ozellikleri-5.jpg" /></p>

<p>2.Üzüm: Enerji deposu olarak bilinen üzüm, C vitamini, potasyum ve lif açısından oldukça zengindir. Hem tatlı ihtiyacını karşılamak hem de bağışıklığı güçlendirmek için ideal bir meyvedir.</p>

<p><img alt="Yeşil elma yağ yakar mı? Kırmızı elma mı yeşil elma mı? | Diyetkolik" src="https://www.diyetkolik.com/site_media/media/customvideo_images/Yesil_elma_yag_yakar_m__Krmz_elma_m_yesil_elma_m__1_1.720x479.jpg" /></p>

<p>3. Elma: Her mevsimin vazgeçilmezi elma, eylül ayında en taze haliyle tüketilir. Bağışıklık sistemini güçlendiren C vitamini ve lif açısından zengin olan elma, sağlıklı bir atıştırmalık olarak diyet listelerinin favorisi.</p>

<p><img alt="Armut Besin Değeri, Çeşitleri, Faydaları - Nefis Yemek Tarifleri" src="https://i.nefisyemektarifleri.com/2023/08/28/armut-besin-degeri-cesitleri-faydalari.jpg" /></p>

<p>4. Armut: Yüksek lif içeriğiyle sindirimi kolaylaştıran armut, uzun süre tokluk sağlayarak kilo kontrolüne yardımcı olur. Aynı zamanda potasyum kaynağıdır ve kan basıncını dengelemeye yardımcı olur.</p>

<p><img alt="Narın faydaları nelerdir, nelere iyi gelir? Nar nasıl tüketilir? Nar  suyunun faydaları nelerdir? - Sağlık Haberleri" src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C93c-1UnqkWDPr5hBVna6A.jpg?width=1060&amp;height=795&amp;mode=crop&amp;scale=both&amp;v=1672900269519&amp;meta=square" /></p>

<p>5. Nar: Antioksidan bakımından oldukça güçlü olan nar, bağışıklığı desteklerken vücuda enerji verir. C vitamini içeriğiyle soğuk algınlığı gibi sonbahar hastalıklarına karşı koruyucudur.</p>

<p><img alt="Meyve Tüketimi Hakkında Bilmeniz Gerekenler! – BuradaBiliyorum.Com" src="https://www.neoldu.com/d/other/meyve-tuketimi.jpg" /></p>

<p>Uzmanlar son olarak, sağlıklı beslenmenin önemli bir adımı olan meyve tüketimi, özellikle geçiş mevsimlerinde daha fazla önem kazanıyor. Bu dönemde vücudu korumak ve enerji depolamak için mutlaka bu meyveleri sofranızda bulundurun diye tavsiyede bulunuyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Sep 2024 09:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/eylul-ayinda-hangi-meyveler-tuketilmeli-1725951291.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta fizyoterapistlere ihtiyaç artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglikta-fizyoterapistlere-ihtiyac-artiyor-17805</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/saglikta-fizyoterapistlere-ihtiyac-artiyor-17805</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde sağlığa ve yaşam kalitesine verilen önem giderek artıyor, bu da fizyoterapistlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Çağın getirdiği yeni hastalıklar, kronik rahatsızlıklar ve yaşlanan nüfus nedeniyle, fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümlerinden mezun olanların iş olanaklarının her geçen gün genişlediği gözlemleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlığa ve yaşam kalitesine verilen önem giderek artıyor, bu da fizyoterapistlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Çağın getirdiği yeni hastalıklar, kronik rahatsızlıklar ve yaşlanan nüfus nedeniyle, fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümlerinden mezun olanların iş olanaklarının her geçen gün genişlediği gözlemleniyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İstanbul Rumeli Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, bu alandaki istihdam potansiyeline dikkat çekerek, “Hizmet sunumu ve istihdam açısından Türkiye’de çok sayıda fizyoterapi ve rehabilitasyon mezununa ihtiyaç var. Üniversite olarak bu eğitimi veren az sayıdaki vakıf üniversitelerinden biriyiz ve sadece 41 öğrenci kabul ediyoruz. Ek kontenjan döneminde de sınırlı sayıda öğrenci alabileceğiz,” dedi</p>

<p>Başkent, fizyoterapistlerin sağlıklı bireyler için koruyucu programlar oluşturmanın yanı sıra, hastalıklarda hareket ve fiziksel fonksiyon bozukluklarını tedavi etmek için planlama ve uygulama sorumluluğu üstlendiğini belirtti.</p>

<p>“Fizyoterapistlik mesleği, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda hızla gelişiyor ve mezunlarımızın iş bulma konusunda bir sıkıntı yaşamayacağına inanıyoruz. Günümüzde sağlıklı yaşam ve hareket kabiliyetini koruma gibi konulara verilen önemin artması, bu alanda uzman kişilere duyulan ihtiyacı da artırıyor,” diye ekledi.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/09/1725880904-dr-o-g-r-u-yesi-gamze-bas-kent-1725888161-168-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Fizyoterapi ve Rehabilitasyon mezunlarının geniş bir yelpazede çalışma fırsatlarına sahip olduğunu vurgulayan Başkent, “Ortopedik Rehabilitasyon, Nörolojik Rehabilitasyon, Kardiyopulmoner Rehabilitasyon, Sporcu Sağlığı gibi birçok farklı alanda kariyer yapma imkânları mevcut. Devlet ve özel hastaneler, tıp merkezleri, rehabilitasyon merkezleri, spor kulüpleri, termal oteller ve huzurevleri, fizyoterapistler için geniş bir kariyer yelpazesi sunuyor,” dedi.</p>

<p>Başkent, aynı zamanda mezunların akademik kariyer hedefleyebileceklerini de belirterek,&nbsp;&nbsp;“Yüksek lisans ve doktora yaparak akademik kariyerlerini sürdürebilirler. Üniversitemizde öğrencilere mesleki bilgi ve beceri kazandırmaya yönelik sistematik bir eğitim veriyoruz. Elektroterapi ve terapatik egzersiz laboratuvarlarımız sayesinde öğrencilerimiz uygulamalı eğitim alıyor ve Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Araştırma Merkezi’nde uygulamalarla deneyim kazanıyorlar.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, “Geleceğin fizyoterapistlerini yetiştirirken, onların hem Türkiye’de hem de dünyada geniş iş olanaklarına sahip olmaları için gereken tüm bilgi ve donanımı kazandırmak bizim için büyük bir gurur kaynağı,” diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Sep 2024 09:54:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/saglikta-fizyoterapistlere-ihtiyac-artiyor-1725951286.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maymun çiçeği virüsü havuzda yayılabilir mi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/maymun-cicegi-virusu-havuzda-yayilabilir-mi-17777</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/maymun-cicegi-virusu-havuzda-yayilabilir-mi-17777</guid>
                <description><![CDATA[Maymun çiçeği (mpox) virüsünün, enfekte bir kişinin deri lezyonları, vücut sıvıları veya uzun süreli solunum damlacıklarına maruz kalma yoluyla bulaştığını belirten uzmanlar belirti gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılmasını önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Maymun çiçeği (mpox) virüsünün, enfekte bir kişinin deri lezyonları, vücut sıvıları veya uzun süreli solunum damlacıklarına maruz kalma yoluyla bulaştığını belirten uzmanlar belirti gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılmasını önerdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Biyogüvenlik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, havuz, hamam ve kaplıca gibi alanlarda maymun çiçeği virüsünün bulaşma riskine dair bilgiler verdi.</p>

<p>Maymun çiçeği (mpox) virüsünün, esas olarak enfekte bir kişinin deri lezyonları, vücut sıvıları veya uzun süreli solunum damlacıklarına maruz kalma yoluyla bulaştığını hatırlatan Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Virüsün ana bulaşma yolları göz önüne alındığında, yüzme havuzları, deniz veya diğer su kaynakları yoluyla bulaşma riski oldukça düşüktür. Ancak, yüzme sırasında lezyonları olan biriyle doğrudan cilt teması risk oluşturabilir.” dedi.</p>

<p>Maymun çiçeği virüsünün klorlanmış su gibi dezenfekte edilmiş ortamlarda hayatta kaldığına dair bir kanıt olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Yüzme havuzlarında kullanılan klor seviyeleri, virüsü etkisiz hale getirir. Bu nedenle, düzgün şekilde bakımı yapılan havuzlar genel olarak güvenlidir.” dedi.</p>

<p><strong>BELİRTİLERİ OLAN KİŞİLER YÜZME ALANLARINA GİRMEMELİ</strong></p>

<p>Hamam veya kaplıcalar gibi diğer su kaynakları hakkında da spesifik veriler olmadığını dile getiren Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Genel olarak uygun şekilde bakımı yapılan su kaynaklarının virüsün yayılması açısından düşük risk taşıdığı kabul edilir.” dedi. Hijyen açısından, yüzme havuzlarında suyun uygun şekilde dezenfekte edilmesi ve yüzeylerin düzenli olarak temizlenmesinin önemli olduğunu da sözlerine ekleyen Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, belirtileri olan kişilerin toplu yüzme alanlarına girmemesinin bulaşmayı önlemek açısından kritik olduğuna dikkat çekti.</p>

<p><strong>ORTAK KULLANILAN EŞYALARLA TEMAS SONRASI ELLER YIKANMALI</strong></p>

<p>Yetkililerin, maymun çiçeği belirtileri gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılmasını önerdiğini hatırlatan Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, “Kişisel hijyenin sağlanması, yüzeylerle veya ortak kullanılan eşyalarla temas sonrası ellerin yıkanması gibi önlemler virüsün yayılma riskini azaltabilir. Halk sağlığı açısından, semptomları olan kişilerin izole edilmesi ve hastalığın bulaşıcılık süresi boyunca toplumdan uzak durmaları önerilir. Özetle, maymun çiçeği virüsünün su yoluyla yayılma riski düşük olsa da hijyen kurallarına dikkat etmek ve enfekte kişilerle doğrudan temastan kaçınmak önemlidir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Sep 2024 09:26:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/maymun-cicegi-virusu-havuzda-yayilabilir-mi-1725863187.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Doktorları’ndan Gazze için kalıcı ateşkes çağrısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dunya-doktorlarindan-gazze-icin-kalici-ateskes-cagrisi-17761</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/dunya-doktorlarindan-gazze-icin-kalici-ateskes-cagrisi-17761</guid>
                <description><![CDATA[Gazze’de 25 yıl sonra ilk çocuk felci vakası tespit edilmesinin ardından, Dünya Doktorları Derneği’nin de yer aldığı Uluslararası Dünya Doktorları Ağı, kalıcı ateşkes çağrısı yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze’de 25 yıl sonra ilk çocuk felci vakası tespit edilmesinin ardından, Dünya Doktorları Derneği’nin de yer aldığı Uluslararası Dünya Doktorları Ağı, kalıcı ateşkes çağrısı yaptı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>İsrail ordusunun, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik hava saldırılarındaki can kayıpları her geçen gün artıyor, bölgenin özellikle sağlık sisteminde geri dönülmez tahribat yaşanıyor.</p>

<p>Ağustos ortasından bu yana zorunlu tahliyeler artarken, bölgede hijyen ve beslenme koşullarının yetersizliği nedeniyle 25 yıl sonra ilk kez bir çocuk felci vakası tespit edildi. Birleşmiş Milletler (BM) ve Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'ndan en az 2.100 sağlık çalışanın katılımıyla 31 Ağustos’tan itibaren çocuk felci virüsüne karşı aşı kampanyası başlatıldı. Kampanya kapsamında 10 yaşın altındaki çocukların en az yüzde 90'ının aşılanması hedefi konuldu ancak İsrail’in yalnızca 3 günlüğüne belli bir saat aralığında çatışmaları durdurmayı kabul etmesi aşılama sürecini sekteye uğrattı.</p>

<p><strong>DÜNYA DOKTORLARI GAZZE’DEKİ ACİL MÜDAHALELERE LİDERLİK EDİYOR</strong></p>

<p>Dünya Doktorları Derneği’nin de yer aldığı ve Gazze’de sahada görev yapan Uluslararası Dünya Doktorları Ağı ise kısa süreli ateşkesi yeterli bulmuyor. Özellikle içme suyu eksikliği ve sağlıksız koşulların yaygın olduğu bölgede çocuk felci gibi bulaşıcı hastalıkların salgına dönüşebileceği uyarısı yapan Dünya Doktorları, sağlıklı bir ortam sağlanmadan aşı kampanyasının tek başına etkili olamayacağı görüşünü dile getirdi. Uluslararası Dünya Doktorları Ağı, çocuk felciyle mücadele için Gazze’de 6 ay ile 10 yaş arasındaki 640 bin çocuğun acilen aşılanması gerektiğini belirterek kalıcı ateşkes çağrısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Sep 2024 10:34:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/dunya-doktorlarindan-gazze-icin-kalici-ateskes-cagrisi-1725780884.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Otizmli çocuklarda spor eğitimi sosyal uyumu destekliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/otizmli-cocuklarda-spor-egitimi-sosyal-uyumu-destekliyor-17723</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/otizmli-cocuklarda-spor-egitimi-sosyal-uyumu-destekliyor-17723</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, otizmli çocukların okul öncesi dönemde spor becerileri kazanmasının akranları ile olan iletişimde önemli olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, otizmli çocukların okul öncesi dönemde spor becerileri kazanmasının akranları ile olan iletişimde önemli olduğunu söylüyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Fiziksel Aktivite ve Hareket Eğitmeni Mustafa Kurt, otizmli çocukların sosyal uyum becerileri kazanmalarında spor eğitimlerinin önemi hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<p>Otizm spektrum bozukluğu olan okul öncesi 3-6 yaş grubunda bulunun bireylerin spor becerisi kazanımlarının kendi akran etkileşiminde oldukça önemli bir rol oynadığını belirten Mustafa Kurt, “Al-ver, At-tut, Otur-kalk, ileri-geri-sağ-sol gibi komutların kazanımları, otizmli çocukların okul öncesinde akranlarıyla olan iletişimlerini kuvvetlendirir. Top sürükleme, yuvarlanan topu hedefe atma, emekleme, çember içerinde bekleme, eğilerek nesne alma, topu yerden sektirerek atıp tutma, çift ve tek ayak sıçrama, en az kendi boyu kadar mesafeden tek-çift el hedefe çember atma gibi temel spor becerilerinin kazanımları oldukça önemlidir.” dedi.</p>

<p><strong>SOSYAL UYUM BECERİSİ KAZANAN OTİZMLİ ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENLERİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Otizmli bireylerin davranış bozukluklarının belirlenip eksik yönlerinin geliştirilmesinin önemine vurgu yapan Mustafa Kurt, “Otizmli bireyin yer değiştirme hareketleri yapabilmesi, denge hareketleri yapabilmesi, küçük kas kullanımı gerektiren hareketleri yapabilmesi, nesne kontrolü gerektiren hareketleri yapabilmesi gibi ilk beceri kazanımlarına bakılıp eğitim planlamasının buna göre yapılması gerekir.” dedi.</p>

<p>Hedefler doğrultusunda otizmli bireyin gelişiminin yardımlı ve yardımsız olarak desteklenmesi gerektiğini ifade eden Mustafa Kurt, sosyal uyum ve iletişim kurma becerileri kazanan otizmli bireylerin dikkatini daha iyi topladığı, özgüven kazanımlarının olumlu yönde geliştiği ve akran iletişimi ile sosyal uyumda sorun yaşamayıp etkileşim sağlayabildiğinin gözlemlendiğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Sep 2024 09:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/otizmli-cocuklarda-spor-egitimi-sosyal-uyumu-destekliyor-1725519022.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siz siz olun doktora danışmadan lens kullanmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/siz-siz-olun-doktora-danismadan-lens-kullanmayin-17722</link>
                <guid>https://www.ajansobjektif.com.tr/haber/siz-siz-olun-doktora-danismadan-lens-kullanmayin-17722</guid>
                <description><![CDATA[Kontakt lens kullanımı her geçen gün artıyor. Yeni teknoloji lenslerin gözlük kullanımına göre konforlu olduğunu ancak hijyen kurallarına dikkat edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabildiği belirtildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kontakt lens kullanımı her geçen gün artıyor. Yeni teknoloji lenslerin gözlük kullanımına göre konforlu olduğunu ancak hijyen kurallarına dikkat edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabildiği belirtildi.</p>

<p><strong>&nbsp;İSTANBUL (İGFA) - </strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Göz doktoruna danışılmadan kontakt lens kullanımına başlanmamalı. Doğru lens ölçülerinin yanı sıra gözde lens kullanımına engel bir durum ya da lensten önce tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlığın olup olmadığının belirlenmesi önemli” dedi.</p>

<p><strong>LENS KULLANIMINA MUTLAKA GÖZ DOKTORU KONTROLÜNDE BAŞLANMALI</strong></p>

<p>Göz yapısının uygunluğunun yanı sıra, gözlük ihtiyacına eşlik eden veya potansiyel göz hastalıkları riskleri kontrol edilmeli gerektiğini ifade eden Op. Dr. Uslu, "Lens kullanma eğitiminin alınması kıymetli. Lensler dikkatli ve özenli kullanıldığında yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır.&nbsp; Lensleri, el hijyenine ve genel hijyen kurallarına uyarak kullanmak çok önemli. Lensi takıp çıkarırken lensin formuna ve yönüne dikkat edilmeli" dedi.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Lensin tanımlanmış kullanım süresine mutlaka uyulması gerektiğini belirten Op. dr. Uslu, "Lens için önerilen total kullanım süresi aşılmamalı.&nbsp;Lens kullananlar yılda 2 kez yani 6 ayda bir göz doktoruna muayene olmalı. Kontakt lensin yaratabileceği oküler yüzey değişiklikleri takibi için muayene hayati önem taşıyor" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Sep 2024 09:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.ajansobjektif.com.tr/images/haberler/2024/09/siz-siz-olun-doktora-danismadan-lens-kullanmayin-1725519020.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
